Devletler menfaat için vardır

Devlet kelimesinin sözlük manasına baktığımız zaman;  ‘toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş ulus veya uluslar topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık’ tanımlamasını görüyoruz.

Bugünün Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu, Amerika’da yerleşik 13 İngiliz kolonisinin, Büyük Britanya İmparatorluğu’ndan kopmak,  bağımsızlıkları ve refahlarını geliştirmek istemleri devamında gelen, 1775-1783 yılları arasında gerçekleşen Amerika Bağımsızlık Savaşı sonrası yapılan, Lee Kararı olarak da bilinen, mutabakata dayanıyor. Devam eden zamanda, en son olarak 1959 yılında Alaska ve Hawai’nin katılımı ile bugünkü halini alan Amerika Birleşik Devletleri, 50 farklı devleti, federal bir yapı ile birbirine bağlayan şeklinde geldi. Birleşmenin ve genişlemenin merkezindeki cazibe ise güç ve menfaat.

ABD’den sonra, dünyanın ikinci en büyük ekonomisi ve dünyanın güç odaklarından Avrupa Birliği’nin kuruluşuna döndüğümüzde, 1870-1945 yılları arasında üç kez, kanlı bir şekilde, birbirleri ile savaşan Fransa ve Almanya’nın da aralarında bulunduğu,  1951 yılında “Avrupa Kömür Çelik Topluluğu” olarak 6 üye ülke (Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda) ile Rusya’ya kömür ve enerji bağımlılığına karşı başlayan, daha sonra da 1957 yılında  Avrupa Atom Enerjisi Kurumu’na dönüşen ve sürekli gelişimi sonucu bugünkü 27 üye ülkeli Avrupa Birliği halini almıştır. AB’nin temellerinin atılmasında, Avrupa ülkelerinin enerji ihtiyacının karşılanması ve sürekliliğinin sağlanmasının çok önemli olduğu görülmektedir. Türkiye’nin de AB ile yürürlükte olan gümrük birliği ve enterkonnekte enerji anlaşması devam etmekte. Birleşmenin merkezinde ise yine güç ve menfaat.

OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) 1960’ta Irak’ta, başkent Bağdat şehrinde toplanan 5 üye ülkenin (Irak, Suudi Arabistan, Venezuela, Kuveyt ve İran’la başlayan) sonrasında, üç kıtadan, 9 üye ülkenin (Birleşik Arap Emirlikleri, Libya, Nijerya, Katar, Cezayir, Angola, Gabon, Endonezya ve Ekvador) daha birleşerek meydana getirdiği ve dünya üzerindeki petrol rezervlerinin üçte ikisini elinde bulunduran dünyaya petrol ihraç eden bir konfederasyondur. Ortak amaç petrol fiyatlarındaki koordinasyon ve istikrar ile ortak kazancın muhafazası. Özetle, menfaat yine merkezde.

BRICS,  Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, 2001 yılında kurduğu, Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 42'sini, dünya gayri safi yurt içi hasılasının ise yüzde 23'ünü oluşturan kıtalararası bir örgüt. Dünyada, ekonomi konusunda, görüşü saygın hatırı sayılı ekonomistler 2050 yılına kadar BRICS örgütlenmesinin global ekonomiyi yönlendireceği görüşünde birleşiyor.

NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) Kanada, Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri arasında, ülkeler arasındaki çoğu gümrük tarifesini ortadan kaldıran ve ticareti kolaylaştırarak ucuzlatmayı hedefleyen bir anlaşmaydı. 1 Temmuz 2020'de ABD-Meksika-Kanada Anlaşması (USMCA) olarak güncellendi ve hala yürürlükte.

Güney Kıbrıs’ın da dahil olduğu “EUROASIA INTERCONNECTOR”, bir Avrupa Birliği projesi. İsrail, Kıbrıs ve Girit-Attiki üzerinden, 1208 km’lik mesafeden, 2000 megavatlık enerji aktarımını kapsıyor. Proje gaz rezervleri yanında, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek elektrikle AB pazarının yüzde 10’una talip. Toplam proje maliyetinin 3.5 milyar euro civarında olacağı öngörülen proje ile yıllık kar oranının tüm sosyoekonomik dengelerle birlikte 500 milyon euro ile 1 milyar euro arasında olacağı tahmin ediliyor. Projenin imarına henüz başlanmamakla beraber, gerek finansman sorunu olduğu, gerekse uygulamanın mesafe açısından uygulanabilirliği hala tartışılıyor.

Mısır, İsrail, Yunanistan, Kıbrıs, İtalya ve Ürdün'ün kuruluşunu 2020’nin ocak ayında ilan ettiği EMGF (Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu), atılan imzalarla resmi statü kazandı. Fransa ise foruma üye olmak istiyor. Forumun amacı her ne kadar tartışmalı olsa da, Doğu Akdeniz’de bulunan gaz rezervlerinin ülkesel menfaate dönüştürülüp Avrupa pazarında etkin pay sahibi olma.

Daha birçok örnek iş birliği sıralamak mümkün. Kimi başarılı, kimi başarısız ama hepsi tecrübe edilmiş ve var.

Geçtiğimiz hafta Cenevre’de Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik,  BM gözetiminde bir ön görüşme toplantısı yapıldı. BM Genel Sekreteri Guterrres, toplantı sonrasında, tarafların ortak uzlaşı zemininde olmadıklarını belirten bir açıklamada bulundu. Türk tarafı masaya yeni eşit egemenlik başlığındaki tezi ile birlikte 6 maddelik öneri sunarken, Rum tarafı sürecin Crans Montana’da kaldığı noktadan devamından yana.

Her iki tarafın çözüm noktasından uzakta oldukları fikri bende hakim olan taraf olsa da umudumu kaybetmek istemiyorum.

Kıbrıs’ta yaşanan sürecin sorumlusunun Kıbrıs Türkler olmadığına inanmaklar beraber, en mağdurunun da Kıbrıslı Türkler olduğuna inanıyorum. 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm nimetleri Kıbrıslı Rumların hizmetindeyken, Kıbrıslı Türkler olarak dünyadan, çoğu manada kopuk yaşıyoruz. Kıbrıs’taki olası bir çözümün zorlayıcısı rolünün proaktif siyasetimizin bir parçası olması bizim için bir zorunluluk olmalıdır.

Dünyada bir biri ile kanlı savaşlar yapmış birçok devletin, menfaatleri uğruna yaptıkları anlaşmalar ile geldikleri noktaların örnekleri ortada duruyor.

Devletler duygusal değildir.

Devletler menfaat için vardır.

Bugünün dünyasında devletlerin başarısı, yaptıkları uluslar arası anlaşmaların, başarısı ile paralel değerlendirilirken, biz bu dünyanın neresindeyiz?

Menfaatimiz nerede?

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75