Diderot etkisi (Diderot effect)

Diderot etkisi, tüketim sarmalı ve ihtiyacımız olmayan şeyleri neden satın aldığımızı açıklamaya yarar. Bu durum, çağımız tüketim kültürü içerisinde oldukça önemli ruhsal bir gerçeğin ifadesidir. Sarmal, dolana dolana oluşmuş, birbirini izleyen anlamına gelir. Mecazi olarak ise, içinden çıkılmaz bir durumu anlatmak için kullanılır. Buna bağlı bir başka sözcük ise döngüdür. Döngü sözcüğü de bir olayın birden fazla tekrarlanması anlamına gelmektedir.

Günümüzde bu kısır etkilenmeyi körükleyen etmenlerin başında magazin dünyası gelmektedir.  Magazin dünyası bir ülkedeki yozlaşmanın ve kültürel çürümenin öncülerinden biridir. Bir bayan sanatçının magazincileri evin davet ederek evinin bir odasında, satın aldığı birkaç yüz çift ayakkabıyı gösteriş amaçlı sergileyerek ekranlarda göstermesi, hem kendinin girdiği tüketim sarmalını hem de bu davranışı başkalarına davet niteliği taşıdığından kötü bir örnektir.

Yine tanınmış bir başka bayan sanatçının bir alışveriş merkezinde yaptığı alışverişi magazincilere göstermesi de diderot etkisi taşımaktadır. Takipçilerini tüketim sarmalına davet eden bu davranış da kötü bir örnektir. Siz hiç kendini sanatı ile kanıtlamış sanatı ile uzun süre dorukta kalmış bir sanatçının böylesi bir davranış sergilediğini hatırlıyor musunuz?

Bunların haber değeri var mı? Bana ne demek kolay, ancak bunun arkasındaki ruhsal gerçeği ne yapmalı. Satın aldığımız her şeyin bizi yeni bir şey daha satın almaya özendirmesi, yeni olan nesnenin eski olana dikkat çekmesi. İşin temelinde uyum ve bütünlüğün sağlanması düşüncesi var. Bunu bütünlük duygusunu koruma eğilimi olarak da düşünebiliriz.

Ekonomi edebiyatına göre satın alma kararını etkileyen iki öge vardır. Bunlardan birisi gereksinim diğeri de arzudur. Ayakkabım eskidi. Yeni bir ayakkabı almalıyım düşüncesi, bir gereksinim gerekçesi. Bot ayakkabım hiç olmadı. Satın alma için bir arzu gerekçesi. Gereksinimi oluşturan gerekçe kolaylıkla açıklanabilirken, arzu gerekçesini açıklamak pek o kadar da kolay değildir.

Kendi yaşantımızı dikkate aldığımızda bizim de Diderot etkisinde ne kadar çok kaldığımız ortada. Bu durumu ilk kez açıklayan kişi olduğu için de tüketim sarmalı ya da tüketim çılgınlığı, filozof Diderot’un ismiyle anılmaktadır.

Denis Diderot, 1703–1784 yılları arasında yaşamış bir Fransız yazarı ve filozofudur. Fransız Devrimi'ni hazırlayan düşünsel gelişmelere katkısı olmuş aydınlardan biri olarak kabul edilir. Denis Diderot aynı zamanda aydınlanma çağının da çok önemli kişilerinden olup, Jean Le Rond D’alembert ile birlikte yazdığı ansiklopedi en çok bilinen eseridir.

Özgün ismi, Encyclopédie ou Dictionnaire raisonné des sciences, des arts et des métiers olan ansiklopedinin, Türkçe ismi Akla Göre Düzenlenmiş Bilimler, Sanatlar ve Zanaatlar Ansiklopedisi ya da Sözlüğüdür. Diderot, ansiklopedinin bin kadar maddesini bizzat yazarak kültürel yaşama katkı koymuştur.

Aydınlanma, hem düşünce hareketinin hem de düşünce yapısının belirginleştiği tarihsel sürecin ismidir. Aydınlanma çağı, bilimde, sanatta, felsefede ve genel olarak toplumsal yaşamda etkisi belirleyici olan uygarlığın en köklü sıçrama sürecidir.

Diderot etkisine, dolaylı olarak katkı koyan kahramanımız ise Büyük Catherina’dır. Büyük Catherine Türkçe söylenişi ile Katerina, 1762 yılında Rusya’nın başına geçen III.  Peter ile evli bir çariçeydi.  Kocası İmparator III. Peter zayıf kişilikli ve halkı tarafından sevilmeyen bir hükümdardı. Tahta çıktıktan altı ay sonra düzenlenen bir darbe ile görevinden alınıp öldürülmüştür.

Kocasının öldürülmesinin ardından Catherine, monarşi ile yönetilen Rusya’nın yeni hükümdarı oldu. Catherine dönemi, Rusya sınırlarının hızla genişlediği ve büyük askeri zaferlerin kazanıldığı bir zaman aralığıdır. Kırım’ı ele geçirdi. Ülkesinin sınırlarını Doğu Avrupa’ya kadar genişletti. Alaska’daki ilk Rus yerleşim birimini kurdu.

Catherine’nin hedefi, Rusya’yı bir sanat merkezi haline getirmekti.

Hikâyenin başlangıcı

Anlatıma göre; Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine, 1765 yılında filozof Dennis Diderot’un paraya ivedi gereksinim duyduğunu öğrenir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi; sanat, bilim ve aydınlanma çağının en büyük destekçilerinden biri olan filozof Dennis Diderot’un, kütüphanesindeki tüm kitaplarını satın almak ister.

Büyük Catherine’nin bu isteği olumlu sonuçlanır.

Filozof Dennis Diderot’un tüm kitaplarını satın alan Catherine, bir jest olarak kütüphaneyi evinde tutması için Diderot’dan istekte bulunur. Bu arada Diderot’a yirmi beş yıllık maaşını da peşin vererek, onu kütüphaneci olarak görevlendirir. Parasal durumu hiçbir zaman iyi olmayan ve iki yakasını bir araya getiremeyen Diderot, aldığı paranın bir kısmı ile kendisine çok yakıştığını düşündüğü, üzerinde siyah uzun çizgileri olan kırmızı renkli bir sabahlık alır.

Sebep sonuç ilişkisinin başlangıcı

Kütüphanesini satması ayrıca 25 yıllık maaşını da peşin alması ile parasal rahatlama sağladığına inanan Diderot’u borç batağına düşüren sürecin başlangıcı ise, üzerinde siyah uzun çizgileri olan kırmızı renk sabahlık olur. Diderot’un kırmızı renkli sabahlığının renginin siyah ya da kahverengi, kumaşının ipekten ya da kadifeden ayrıca fiyatının pahalı, çok pahalı ya da ucuz olmasının konumuza hiçbir katkısı yoktur.

Kırmızı sabahlığın önemi Diderot’un satın alma çılgınlığının satın almış olduğu bu kırmızı renk sabahlık ile başlamış olmasıdır.

Sürecin başlangıcı

Diderot, yeni sabahlığının gösterişine alıştıktan sonra yaşadığı evin, giydiği kırmızı renk sabahlık kadar gösterişli olmadığına karar verir. Bu kez evin içinde var olduğunu düşündüğü uyumsuzlukları düzeltmeye girişir. Köşelerinden duvardaki örtüye asılmış çerçevesiz birkaç isli gravürü yenileriyle değiştirir.

Duvarda asılı gravürler arasından havaya kalkmış birkaç sıva parçası olduğunu fark ederek oraları yeniler. Hikâyeyi bilirsiniz, Arap balı çok bulunca her yerine sürermiş. Diderot’un davranışı da Arap insanı örneği. Daha sonra evin hasır sandalyesinin kırmızı renk sabahlıkla elde ettiği yaşam özelliğini yansıtmadığına karar vererek, yerine yeni bir sandalye alır. Duvarda birkaç kitabı taşıyan eski kitaplığı yenisi ile değiştirir.

Arkasından, evdeki ahşap masasının da giydiği sabahlık ile uyumsuz olduğuna karar vererek onu da yenisi ile değiştirir. Evdeki ahşap masayı değiştirdikten sonra bu kez eskimiş İtalyan Bergamo halıyı yeni bir halı ile değişir. Çok geçmeden neredeyse evdeki her nesne, yenisiyle değiştirilmiş olur. Diderot sonuçta yaptığı bu hesapsız harcamalar nedeniyle borç batağına düşer.

Borç batağına düşmesine karşın tüketim sarmalının esiri olarak yeni eşyalar almak için şiddetli bir arzu duymakta, satın alma isteğini bir türlü durduramamaktadır.

Eski sabahlık için pişmanlık

Diderot, bir yeni sabahlığın domino etkisiyle (domino effect) kendini nasıl bir alışveriş çevriminin içine çektiğini fark ettiği gün oturup pişmanlığını dile getirir. Eski Sabahlığım için Pişmanlık (Regrets on Parting with My Old Dressing Gown) isimli ekonomi edebiyatına geçen yazısını yazar. Bu yazısında materyalizm çevrimine nasıl kapıldığını, tüketim çılgınlığına (consumption spree) nasıl düştüğünü anlatır.

Tüketim sarmalı (consumption spiral) içinde gereksinimi olmadığı halde bazı şeyleri neden satın aldığını sorgular. Alışveriş çılgınlığı satın alınan nesnelerin, ilişkinlik, kimlik ve sosyal sınıf algısı gibi kavramlarla yakından ilişkilisini ilk olarak Diderot bizzat gözlemledi.

Sonrasında uyumsuzluğun her yeni nesne ile birlikte gerçek etki ve değerini gösterdiğini bu durumun bütün içerisinde anlam ve işlev taşıdığını anlatmak için de Diderot bütünlüğü olarak ifade etti. Dikkatli bir gözlem ile Diderot etkisinin, kendimiz ya da çevremizde her zaman var olduğunu görebiliriz. Pantolonumuzla uyum sağlaması için ona uygun gömlek, kravat, kemer, ayakkabı, çorap ve tişört satın almamız bir Diderot etkisidir.

Burada dikkat edilmesi gereken şey harcamaların çok kısa bir zaman aralığında kontrolden çıkabilecek olmasıdır. Yeni bir ev satın aldığında evin iç mimarisiyle ilgili bir dizi satın alma ve değişiklikler yapılması kaçınılmaz olmaktadır. Aynı şekilde statü değişikliğinde; özellikle de yeni vekillerimiz, seçilip parlamentoya girdikleri günden başlayarak Tanrım beni baştan yarat deyip satın alma değişiklikleri statüye uygun dengeyi sağlayıncaya değin devam eder.

Bu hareketler tam bir Diderot etkisidir. Diderot etkisi, sadece evdeki eşyaları yenilemekle de sınırlı değildir. Her birkaç yılda bir henüz taksitleri bitmeden yeni bir araba ya da akıllı telefon alınması Diderot etkisi olarak açıklanır.

Diderot etkisi, iki boyutlu bir olgudur

Diderot etkisinin, sosyal ve ekonomik boyutu dikkate alınarak yapılan bir dizi bilimsel çalışmada, bu etkinin tüketiciler üzerinde iki farklı boyutunun olduğu gözlemlenmiştir. Birinci boyuta göre; tüketiciler tarafından satın alınan bir eşya satın alanın kimliğinin bir parçası haline gelir ve bu eşyalar satın alanın kimliği ile bütünleşinceye değin satın almalar devam eder.

İkinci boyutu ise; tüketicinin yeni satın alımlardan olabildiğince kaçınması boyutudur. Yeni satın almaların bütünlüğü bozabileceği düşüncesi yeni satın alımını engeller. Birey bu kaçınmayı bende iyi durmaz, bana gitmez vb. gerekçelere dayandırır. Alınan yeni bir nesnenin bahsedilen kimlikle uyuşmaması halinde, yeniden uyumlu bir bütün oluşturmak için yeni nesnelerin alınması arzusuyla bir tüketim sarmalına girilmesi olasıdır.

Bunun için de Diderot'un aklı başına geldikten sonra söylediği; “Eski sabahlığımın efendisi idim, yeni sabahlığımın kölesi oldum”, söylemi anlamlıdır. Budizm öğretisine göre de, arzu peşinde koşmak insanlara kesin olarak mutluluk getirmemektedir. Bu düşünce Diderot etkisine yetkin bir örnek teşkil etmektedir. En azından nesneler söz konusu olduğunda bir satın alıma, bir sonraki satın alma arzusunu körüklemektedir.

Diderot söz konusu yazısında; …Kırmızı renkli yeni sabahlığım üzerinde bulunan uzun siyah çizgilerin bana sunduğu hizmetleri görebiliyordum. Bu uzun çizgiler edebiyatçı, yazar ve çalışan bir kişiliği simgeler. Hiçbir işe yaramasa da artık zengin bir nesnenin havasına sahiptim.

Bir giysinin daha büyük bir bütünün parçası olduğunu ise şöyle açıklar: …Yeni sabahlığı aldığım zaman, sahip olduğum eski nesneler arasında artık uyumluluk, bütünlük ve güzellik yoktu ve tüketim sarmalına yol açan da buydu.

Diderot’un odanın asal durumunu bozan tek bir nesne dahi satın alması, yeni sabahlığındaki görkemle uyuşacak şekilde odadaki bütün eşyaları değiştirmeye çalışmasına neden oldu. Diderot’un kendisini parasal sıkıntıya sokan kısır bir tüketim döngüsüne girmesinin, ömür boyu kısıtlı olanaklarla yaşadıktan sonra bir anda varlıklı hale gelmesinin onu kışkırttığına kuşku yoktur.

Gereksiz bir alımın nelere sebep olacağı konusunda hepimizin ölçülü davranması gerekiyor. Diderot etkisi, en azından, sahip olduğumuz nesneler arasında daha kusursuz bir ilişki kurarak gereksinim duymadığımız nesneleri arzu etmememizi sağlayabilir.

…Dostlarım eski dostluklarınızı koruyunuz. Dostlarım, varsıllığın size dokunmasından sakınınız. Benim durumum size bir ders vermesine izin veriniz. Yoksulluğun kendine has özellikleri vardır. Zenginliğinde engelleri.  …Hepsi bu değil dostlarım, gösterişin yıkımına, gösterişin yarattığı sonuçlara bakın.  Eski sabahlığım bulunduğum ortamda diğer iyi olmayan şeylerle uyum içinde idi.

Hasır bir sandalye, tahta bir masa birkaç kitabı taşıyan eski bir kitaplık, çerçevesiz isli birkaç gravür, bu gravürler arasında havaya kalkmış birkaç sıva parçası, bütün bunlar eski sabahlığım ile uyumluydu. Şimdi her şey bozuldu. Uyum, birlik ve güzellik yok oldu.

Sarmala düşmekten nasıl kaçınılır?

Birçok kısır döngüde olduğu gibi, yapılacak en iyi şey döngüye hiç girmemektir. Döngüye girdikten sonra çıkma şansı zayıf olur. Günümüzde başta Amerika olmak üzere gelişmiş pek çok ülkede bazı kuruluşlar Diderot etkisinin tuzağına düşenler için kurtulma önerileri sunmakta.

Bu bağlamda; aylık harcamaya sınır koymak, bireylerin televizyon reklamlarından uzak durmalarına, alışveriş merkezleri yerine parklarda ve arkadaş ortamlarında bulunma seçeneklerine kadar değişik öneriler sunmaktadırlar.

Diderot, bireylerin nasıl bir tüketim sarmalına sürüklendiğini ifade ederek insanın kendini denetlemesini yeni bir şeye sahip olmasının anlık ve geçici mutluluğundansa sahip olduklarının değerini bilerek daha kalıcı mutluluklara yönelmeyi salık verir.

Yazarın bu etkiye dair pişmanlığını dile getirdiği yazısının son bölümünde değindiği gibi; Örneğimin size bir ders vermesine izin veriniz. Yoksulluğun özgürlükleri vardır; zenginliğin engelleri var.

Son söz: Varlıklarına sevindiklerin az olursa, yokluklarına üzüldüklerin de az olur.

YORUM EKLE

banner107

banner108