Din kardeşine muhabbet beslemenin mükafatı

-------------

İftar: 19.46

İmsak: 04.08

Teravih: 21.09

------------------

İftar duası

Allah’ım, ancak Senin rızan için oruç tuttum ve yalnız Sana iman ettim.

Orucumu Senin rızkın ile açtım. Şükürler olsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete.

Allah’ım, inananları bağışla, ülkemize birlik, dirlik ve bolluk ver. Vatanımızı ve bizi her türlü felâket ve musibetlerden koru.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

AYET KÖŞESİ

Ey Rabbim! Mülkten bana nasibimi verdin ve bana rüyada görülen olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)

HADİS KÖŞESİ

Güzel sözler sadaka yerine geçer.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Malın 40’ta biri

Gerçek hayat için hazırlık yaptın mı?

Bir toplumun huzurunu bozan en dehşetli bir hastalık, “Ben tok olayım da başkası acından ölse bana ne?!” düşüncesidir. Tarihte vuku bulmuş büyük ihtilâller, genellikle zengin - fakir veya alt tabaka - üst tabaka çatışması şeklinde olup, hepsinin temelinde de bu illet vardır. İhtilâller, devrimler, karşı devrimler, savaşlar vs... Yani zulüm getirmiş, kan akıtmış, insanlığın yüzde doksanına dünyayı zindan edip, ancak yüzde onluk mutlu (!) bir azınlık tabakası oluşturmuştur. İslâmiyet ise bu dehşetli illeti “zekât” emri ile tedavi eder. Yani zenginin malı içinde, fakire bir hak tanır. Zengine fakiri düşünmeyi, ona yardım etmeyi emreder.

Mülk Allah’ındır!

Mülk Allah’ındır, ondan başka hakiki mülk sahibi yoktur. İnsan sadece Allah’ın verdiği nimetlerin, mal ve mülkün emanetçisidir, hakiki sahibi değil. Bir zengine, zekâtı emretmekle, “kulum, mülk senin değil benimdir, öyleyse sana emanet olarak verdiğim malın kırkta (bazı mallarda on’da) birini fakir kullarına ver!” der adeta.

Çünkü malı veren O’dur. Otuz dokuzunu zenginin kendisi için; birini de fakire vermek üzere ona vermiştir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Vatan ve millet sevgisi

Yüce Rabbimize yüz binlerce şükürler olsun ki bize cennet gibi bir vatan verdi. Allah’ın bu çok büyük lütfuna karşı şükran borcumuzu, ancak bu güzel vatanımızı sevmekle ödeyebiliriz.

Çünkü vatan sevgisi imandan sayılır. Vatan sevgisi sevgilerin en güzelidir. Vatan, din, millet kelimelerinin söylenişi bile bizde tatlı heyecanlar uyandırır.

Ancak bu sevgi kuru dava ile olmaz. Şair ne güzel söylemiş: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Bizler, vatan uğrunda kanlarıyla destanlar yazan şehitler ve gazilerle dolu bir milletin çocuklarıyız. Yediden yetmişe kadar hepimiz İstiklal Marşımızda daima:

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda” mısrasını terennüm etmekteyiz. Vatanımıza, düşmanların kem gözle bakmasına asla razı olmayız, olamayız. Silâh elde, kışta kıyamette, yağmurda, soğukta, hudut boylarında nöbet beklemeyi en şerefli görev sayarız.

Vatan sevgisi kuru dava ile olmaz, vatana hizmetle olur, çiftçi, işçi, tüccar, sanatkâr, hep birlikte el ele vererek, vatan ve millet yolunda çalışmakla olur.

Sevdiğimiz vatanımızın üzerine titremeliyiz. Bozgunculara asla meydan ve fırsat vermemeliyiz. Vatanımıza ve milletimize zarar verecek her şeyden sakınmalıyız. Milli servetin artması, milletçe refaha kavuşmanın yolu budur. Vatan sevgisinin icabı da budur.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Vefa – vefakârlık

Vefa; sözünde durma, sözünü yerine getirme, borcunu ödeme, sevgi, dostluk ve bağlılıkta sebat etme, kendini sevenleri, kendisine iyiliği dokunanları unutmama, dostlarıyla ilgiyi kesmeme gibi anlamlara gelir. Bu vasıflara sahip olanlara da vefalı ve vefakâr denir.

Vefanın zıddı nankörlüktür. Vefakârlık; kadir kıymet bilmek, kendisine yapılan iyiliği unutmamaktır. Vefakâr kimseler dostlarını, kendilerine iyilikte bulunanları unutmazlar, zamanı gelince onlara misliyle veya daha fazlasıyla mukabelede bulunurlar.

En büyük vefakârlık insanın Yüce Yaratıcı’yı tanıması, verdiği nimetlerin kadri kıymetini bilmesi O’na karşı kulluk görevlerini eksiksiz yerine getirmesidir. En büyük nankörlük de kulun Rabbini inkâr etmesi, verdiği nimetlere şükretmemesi, nimetleri O’na isyanda kullanmasıdır. Nitekim Enfal sûresinin 55. Ayetinde; “Allah katında canlıların en kötüsü, gerçeği örten nankörler / inkârcılardır. Bunlar iman etmezler” buyurmuştur.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İftar sofrası

Karnabahar lokması

Malzemeler: 1 tane karnabahar, 2 tane yumurta, 1 şişe soda, 3-4 çorba kaşığı un, 1 çay kaşığı tuz, çok az karabiber, çok az kırmızı toz biber, kızartmak için sıvı yağ.

Yapılışı: Karnabaharı çiçeklerine ayırıp tuzlu suda haşlayıp suyunu süzüp soğumaya bırakalım. Bir kapta yumurta, soda, un, tuz ve baharatı çırpalım. Koyu kek kıvamına gelene kadar un ekleyelim. İçine karnabaharları koyup bu hamura bulayalım. Kızartma tenceresine yağı koyup kızdıralım. Karnabaharları yağa atıp kızartalım. İsterseniz sarımsaklı yoğurtla da servis yapabilirsiniz…

 ***

Balık köftesi

Malzeme: 300 gr palamut fileto, 2 dilim bayat ekmek içi, yarım demet maydanoz, 1 yumurta akı

1 çay bardağı süt, 4 çorba kaşığı un, 1 çorba kaşığı domates püresi, 3 soğan, yarım su bardağı su

3 çorba kaşığı ayçiçek yağı, 1 çay kaşığı karabiber, tuz.

Yapılışı: Soğanları soyup küçük doğrayın. Maydanozu temizleyip kıyın. 1 kaşık ayçiçek yağını tavada kızdırıp soğanı pembeleştirin. Salçayı yarım bardak suyla ezip soğana ilave edin ve pişirin. Tuz serpip sosu ateşten alın.

Ekmeği sütte yumuşatıp elinizle sıkarak iyice süzün. Robota alıp balıketi, yumurta akı, maydanozun yarısı, tuz ve karabiberi ilave edip ezin. Karışımı kâseye alıp yoğurun. Ceviz büyüklüğünde top köfteler yapın.

Kalan yağı tavada kızdırın. Hazırladığınız köfteleri tek tek una bulayıp yağda kızartın. Kâğıt havlu üzerine alıp fazla yağını çektirin. Hazırladığınız sosu köftelerin üzerine gezdirip kalan maydanozu serpin.

Kapağını kapatıp 5 dakika kısık ateşte pişirin. Sıcak olarak servis yapın.

  ***

Kıbrıs tatlısı

Şerbet için malzemeler; 2 su bardağı su, 1. 5 su bardağı şeker, 1 paket vanilya.

Kek için malzemeler; 3 adet yumurta, yarım su bardağı şeker, yarım su bardağı sıvı yağ, 1 su bardağı galeta unu, 1 su bardağı kırılmış ceviz, 1 paket kabartma tozu, 1 paket Hindistancevizi.

Muhallebisi için malzemeler; 1 litre süt, yarım su bardağı şeker, 1 su bardağı nişasta, 1 kutu kremşanti, 1 yemek kaşığı un.

Yapılışı: İlk olarak şerbetimizi hazırlayacağız. Tencereye su ve şekeri alıp iyice karıştırın ve 15 dakika kaynatın sonrasında altını kapatıp vanilyayı ilave edip karıştırın ve şerbeti soğumaya bırakın.

Kek için, yumurta ve şekeri bir kaba alıp iyice çırpın. Yağı ekleyin ve bir daha çırpın. Galeta unu, Hindistan cevizi, ceviz kırığını ve kabartma tozunu ekleyip tekrardan iyice çırpın. Fırın kabınızı yağlayın kek harcını dökün. 180 derecelik fırında 20 dakika kadar pişirin.

Muhallebi için, süt, un, nişasta ve şekeri bir tencereye alın ve iyice karıştırın, sonrasında ocağa alıp kısık ateşte sürekli karıştırarak pişirin. Pişen muhallebiyi ocaktan alın içersine bir kutu (yani kutudan çıkan iki poşetin hepsini) krem şantiyi ilave edip iyice karıştırın.

İlk olarak kekin üstüne şerbeti dökelim ve on dakika bekletelim. Sonrasında hazırladığımız muhallebinin hepsini kekin üstüne dökelim. Tatlımızı en az 2 saat mümkünse daha da fazla buzdolabında bekletelim. Ne kadar çok bekletirsek keserken muhallebi o kadar az dağılır. Soğuyan tatlımızın üzerine bolca Hindistancevizi serpelim ve isterseniz Antep fıstığı isterseniz cevizle süsleyip servis edelim.

  ***

Naneli kurabiye

Malzemeler: 2 adet yumurta (sarının bir tanesi üzerine sürmek için), 1 kahve fincanı yoğurt, 1 kahve fincanı sıvıyağ, 1 kahve fincanı tereyağ, 1 çay bardağı rendelenmiş beyaz peynir, 1 tatlı kaşığı kuru nane, 1 çay kaşığı tuz, 3 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu.

Yapılışı: Yumurtamızı iyice çırpıyoruz, sırayla yoğurt, sıvıyağ, tereyağı ve rendelenmiş peynirimizi, nane, tuzu da ekleyip iyice çırpıyoruz, en son un ve kabartma tozumuzu ekleyip 2-3 dakika yoğuruyoruz. Yağlı kâğıt serdiğimiz tepsimize ceviz büyüklüğünde kopardığımız parçaları yuvarlayıp koyuyoruz, üzerine ayırdığımız yumurtanın sarısını sürüp 180 dereceli fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz…

---------------------------------------

Günün duası: Allah'ım! Beni bu günde velilerini seven, düşmanlarına düşmanlık besleyen ve peygamberlerinin sonuncusu -Muhammed Mustafa'nın (s.a.a)- sünnetine uyan kimselerden kıl; ey peygamberlerin kalplerini koruyan -Yüce Allah-!

--------------------------------------------------------------------------------------------------------

Ümit içinde yaşamalı

Bütün günahları bağışlar; Şu ayette yüce Rabbimizin rahmeti denizler gibi dalgalanır ve insana büyük ümitler verir; “Ey aşırı derecede günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin, Çünkü Allah bütün günahları bağışlar, O çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir. (Zümer) Demek ki “Kâfirlerden başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf) Öyleyse insan ne kadar hatalı ve kusurlu olursa olsun günah batağına ne kadar gömülürse gömülsün, Allah'ın kendisini bağışlayacağını asla ümitsizliğe düşmemelidir. O’nun “Kullarım! Siz gece -gündüz günah işlemektesiniz bütün günahları affeden de yalnızca benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayım” buyurduğunu unutmamalıdır. (Müslim) Gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gece rahmet kapısını açık tuttuğu, gece günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüz rahmet kapısını açık tuttuğu ve bütün kıyamete kadar böyle devam edeceğini bilinmelidir. (Müslim)

Merhameti sonsuzdur; Allah Allah-u Teâlâ’nın merhametinden ümit kesmek için bir sebep yoktur. Çünkü O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. (A’raf) Rahmeti gazabından öndedir. (Buhari) O sadece nankörlük edenleri cezalandırır. (Sebe) O’nun azabı yalnızca peygamberleri yalanlayıp Hakk’a sırt çevirenlerin başına çöker. (Taha)  Öyleyse O’na inananlar O’nun bağışlamasından ümidi kesmemelidir. Allah-u Teâlâ Efendimizin buyurduğu gibi Rahmetini yüz parçaya ayırıp, bunun sadece bir parçasını yeryüzüne yani insanlar, cinler, hayvanlar ve böceklerin arasında indirilmiştir. İlk canlının yaratıldığı günden, dünyanın son gününe kadar gelip geçecek bütün varlıklar onun yeryüzünde indirdiği, bu bir parça rahmet sayesinde birbirini sever, birbirine acır. Anneler bu sayede yavrularına şefkat gösterir, yabani hayvanlar ve kuşlar bunun sonucu olarak birbirine merhamet eder. Ya merhametinin geri kalan doksan dokuz parçasını ne yapmıştır? Onu kıyamet gününde kullarına merhamet etmek için yanında alıkoymuştur. (Buhari) Rahmeti iyileri kucaklayacak, azabı kötüleri cezalandıracaktır.

Korku ve ümit arasında yaşamalı; Allah'ın gazabı ne kadar çoksa, merhameti de o kadar geniştir. Eğer bir mü’min Efendimizin buyurduğu gibi ilahi azabın korkunçluğunu bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Bir kafir de ilahi rahmetin ne kadar kuşatıcı olduğunu bilseydi, cennetten ümidini kesmezdi. İşte bu korku ile ümit dengesini sağlamak, diğer bir ifade ile havf ile reca arasında yaşamak çok önemlidir. İyi kulların yaptığı gibi Allah'a hem korkarak hem de ümitlenerek dua etmeli, Allah'ın rahmetinin iyilik eden ve işini güzel yapanlara yakın olduğunu bilmelidir.(A’raf) Cambazı ipin üzerinde kalabilmek için elindeki sopayla dengesini sağlanması gibi, insan idea korku ve ümit duygularıyla dünya- ahiret, cennet- cehennem dengesini sağlamaya çalışmalıdır.

Hiç kimse, hatta peygamberler bile Allah’ın rahmeti ve yardımı olmadan sadece iyilikleri, ibadetleri sayesinde cennete giremez. Herkes bu hadis-i şerifi göz önünde bulundurmalı ve kendisine kesin bir güvencede görmemelidir. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, bir kimse hayatı boyunca hep cennetliklerin yaptığı işleri yapsa kendisi ise ile cennet arasında azıcık bir mesafe kalsa, İlahi takdir gereğince cehennemliklerin yaptığı işleri yapıp cehenneme girebilir. Bunun aksi de söz konusudur her zaman cehennemliklerin yaptığı işleri yapan kendisiyle cehennem arasında azıcık mesafe kalan kimseye, İlahi takdir gereğince, cennetliklerin yaptığı işleri yapıp cennete girebilir. (Buhari) İşte bu gerçeği unutmamalı, korku ile ümit arasında dengeli bir hayat sürmelidir.

Yürüyerek gelene koşarak gider; Allah'ın rahmetinin büyüklüğünü gösteren birçok delil, O’ndan ümitli olmak için pek çok sebep vardır. Çünkü O, bir kötülük işleyene, sadece yaptığı kötülüğün karşılığı olarak bir ceza verir, ama bir hayır yapana, on mislinden yedi yüz misline kadar, hatta daha fazla sevap verir. (Bakara)  Bir Kutsi hadiste, kulunun yaptığı ibadet ve iyilikleri kat kat fazlasıyla ödüllendireceğini anlatmak üzere, mecazi bir ifade ile, kendisine bir karış gelene bir adım gideceğini, yürüyerek gelene koşarak gideceğini, kendisinden başkasını Tanrı yerine koymamak şartıyla, dünya dolusu günahla geleni bir o kadar bağışla karşılayacağını belirtir.(Buhari)

Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi, Allah'tan başka ilah olmadığını ve Muhammed Aleyhisselam'ın Allah'ın kulu ve Peygamber'i olduğunu gönülden inanarak söyleyen kulunu cehenneme koymaz. (Buhari)

Günah işlediği zaman “Allah'ım, günahımı bağışla!” diye kendisine yalvarmasından memnun olur ve; “Kulum bir günah işledi; ama günahını bağışlayacak veya kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben kulumu affettim artık dilediğini yapsın,” diye onu bağışlar. (Buhari)  Evet O, kulun Rabbini bilmesinden, Mevla’sına yönelmesinden ve günahlarına tövbe etmesinden, Efendimizin benzetmesiyle, ıssız çölde devesini önce kaybedip sonra bulan kimseden daha çok hoşnut olur.(Buhari)

Eğer biz hiç günah işlemeseydik, bizi yok edip, yerimize günah işleyen, sonra da günahından tevbe eden bir başka topluluk yaratacak olması,(Müslim) kulunun kendisine yönelip af dilemesine ne büyük önem verdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Ümit rüzgârları getiren müjdeler;  Şu peygamber müjdeleri Allah'ın rahmetinden ümitlenmemiz için yeterlidir. Allah'ın kulları üzerinde Hakkı olduğu gibi kullarında Allah üzerinde hakkı vardır; insanların sadece Allah'a kulluk etmemesi ve Ondan başkasına ilahlık yakıştırmaması, Allah'ın kulları üzerindeki hakkıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, kendisinden başkasına ilahlık yakıştırmayanlara azap etmemesidir. (Buhari) Kafir iyilik yaptığı zaman, bu iyiliğin karşılığı kendisine dünyada verilir ama mü’min iyilik yaptığında, ona dünyada bir karşılık verilmekle beraber, sevaplarının bir kısmı ahirete bırakılır. (Müslim) Günde beş vakit namazı kılan mü’min gürül gürül akan bir nehirde, günde beş defa yıkanan ve böylece tertemiz olan kimseye benzer. (Buhari) Ölen bir Müslüman'ın cenaze namazında, Allah'tan başkasını Tanrı yerine koymayan kırk kişi bulunup ama onun bağışlanması için dua ettikleri zaman, Allah-u Teâlâ onların duasını kabul eder.(Müslim) Cennetliklerin yarısı Muhammed ümmetinden olacaktır. Çünkü Allah'tan başkasına Tanrı yerine koyanlara nispetle Müslümanların sayısı, kara öküzün derisindeki beyaz benek veya beyaz öküzün derisinde ki siyah benek kadar azdır. (Buhari) Cenab-ı Mevla; kıyamet gününde, Mü’min kulun halktan gizleyerek kendisini iyice yaklaştıracak ve ona “Şu günahını biliyor musun, Şu günahını biliyor musun?” diye sorup günahlarını itiraf ettirecek sonunda “Ben bu günahlarını dünyada örtmüş gizlemiştim, bugün de bağışlıyorum” buyuracak, o kulun eline sadece yaptığı iyiliklerin kaydedileceği bir defter verecek. (Buhari) Allah'ım bu ne büyük bahtiyarlık!!

İşte bütün bu gerçekler karşısında bir kul cennetin de, cehenneminde kendisine ayakkabısının bağından daha yakın olduğunu (Buhari) bilmeli ve korku ile ümit arasında yaşamalıdır.

**

Feyizli gönle ve bereketli ömre sahip olmanın yolu

İbn Atâullah el-İskenderî (k.s.) bol meyve veren feyizli bir gönle ve bereket dolu bir ömre sahip olmanın yolunun tevazu olduğunu şöyle ifade eder:

“Varlık ve benliğini mahfiyet ve hiçlik toprağına göm. Zira toprağa gömülmeyen bir tohumun dal budak salarak tam ve olgun meyveler vermesi, mümkün değildir.”

Mevlânâ Hazretleri de aynı manayı dizelerinde şöyle ifadelendirir:

“Allâh buyurdu ki: “Ey insan, dikkatle bak da gör, senin topraktan yaratılmış bedenine, rûhumdan bir tohum ektim, seni yücelttim. Sen bu toprağın bir tozu iken, seni üstün bir varlık yaptım. Sana akıl verdim, aşk verdim.

Sen bir hamle daha yap da, topraklığı, yâni tevazuyu kendine sıfat, huy edin. Ben de, seni bütün yarattıklarımın üstüne emîr kılayım. Su, yüksekten aşağıya akar, sonra da aşağıdan yukarıya doğru yükselir, çıkar.

Buğday, çiftçi tarafından toprağa atılır. Böylece yükseklerden gelir, toprağın altına girer. Sonra toprağın altından baş kaldırır, yükselir; dik, kuvvetli bir başak hâline gelir.

Her meyvenin tohumu önce yerdedir. Yere girer, ondan sonra yerden başkaldırır, yükselir. Bütün nimetlerin asılları, gökten toprağa yağdı, toprağın altına girdi. Ondan sonra tertemiz cana gıda oldu. Bütün nimetler, tevazu ile gökten yere indikleri için, diri ve yiğit bir insanın cüz’ü oldular.”

Bereket ve feyzin kaynağı

Bereket ve feyzin yegâne kaynağı Yüce Mevlâ’dır. Kul ancak “mecrây-ı feyz ve bereket” yani ilâhî fuyuzatın tezahür ettiği bir mahal olabilir. Böyle bir mazhariyet ise hikmet ehlinin beyanına göre tevazu ve mahfiyet gerçekleşmeden mümkün olmaz.

Kişiliğin arınması ve yüce değerlerle tezyin edilmesinde atılması gereken en önemli adımlardan biri, insanı tevazudan mahrum bırakan engellerin ortadan kaldırılmasıdır. Bu engellerin en büyüğü ise insanın kendinde bir varlık hissetmesi ve müstağni bir tavırla kibre yönelmesidir. “Gerçek şu ki, insan kendini müstağni görünce azgınlaşır” (Alak Sûresi, 7) ilahî beyanı da, bu sırrı açıkça ortaya koyar.

Tasavvufi terbiye süreci

Bu bakımdan tasavvufi terbiye süreci olarak adlandırılan seyr u sülükte mürşidlerin üzerinde durduğu en önemli tezkiye konularından biri, müriddeki varlık ve benlik vehmini bertaraf etmektir. Hatta bunun gerçekleşebilmesi için zaman zaman insan nefsine ağır gelen hizmet çeşitleri ile talipleri eğitmişlerdir.

**

Din kardeşine muhabbet beslemenin mükâfatı

Kulun gönlünde Allâh muhabbeti arttıkça, bu muhabbet, önce Nûr-i Muhammedî’yi, sonra Hazret-i Peygamber’in muazzez varlığını, Hak dostlarını, daha sonra da gittikçe genişleyerek Allâh katında makbûl her varlığı, makbûliyet derecelerine göre sevmeyi îcâb ettirir. İşte Allâh’a yönelişte böyle bir muhabbet dâiresi, ruhlara bir şifâ ve rahmet membaıdır.

Mü’minler, birbirleriyle münâsebetlerinde aslâ bu merhamet ve muhabbet dâiresinden çıkmamalıdırlar. Zîrâ Allâh’ı sevme ve O’na yakınlık peydâ edebilmenin yolu ve netîcesi, budur.

Allâh Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de mü’minlerin kardeş olduğunu beyân buyurur. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de din kardeşleri arasında sağlam bir muhabbet bağı tesis edilmeden kâmil bir îmâna ulaşılamayacağını bildirir. Bu muhabbetin sağlanabilmesi için de, ümmetine aralarında selâmı yaymalarını tavsiye eder.

Mü’minlerin birbirlerini sevmeleri, Allâh’ın râzı olduğu güzel bir haslettir. İki cihan saâdeti de bu muhabbete bağlıdır. Nitekim Fahr-i Kâinât Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kıyâmet günü Allâh Teâlâ şöyle buyurur: Celâlim hakkı için, bana itaat maksadıyla birbirlerini sevenler nerede? Hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün, onları gölgemde gölgelendireceğim, onları muhâfaza edeceğim.” (Müslim, Birr, 37)

“Allâh Teâlâ: «Ben’im rızâm uğrunda birbirlerini sevenler için, peygamberlerin ve şehîtlerin bile gıpta edeceği nurdan minberler vardır.» buyurdu.” (Tirmizî, Zühd, 53/2390)

Diğer bir hadîs-i şerîfte de, Allâh Teâlâ’nın, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyâmet gününde, birbirlerini Allâh için seven, buluşmaları da ayrılmaları da Allâh için olan din kardeşlerini, Arş’ının gölgesinde gölgelendireceği haber verilmektedir. Tabiî ki bu, zor ve meşakkatli zamanların kardeşliğidir.

Dargın durmanın hükmü

Mü’min kardeşlerin birbirlerine küsmeleri ise hiçbir zaman tasvîp edilmeyen kötü bir davranıştır. Nitekim Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Bir mü’minin, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir. Üç gün geçmişse, onunla karşılaşıp selâm versin. Eğer selâmını alırsa, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Yok eğer selâmını almazsa, almayan günâha girmiş olur. Selâm veren ise küs durmaktan çıkmış olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 47/4912)

“Kim, din kardeşini bir yıl terk edip küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günâha girer.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 47/4915)

Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’ın beyânına göre pazartesi ve perşembe günü kulların yaptığı işler Allâh Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; “Şu iki kişinin af işlemini birbiriyle barışıncaya kadar erteleyin!” diye sıkı sıkıya tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvûd, Edeb, 47)

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75