Beşparmakları yediler!

banner37

Ülkede “vahşi” yöntemle faaliyet gösteren taşocakları, yıllardır güzelim Beşparmak Dağları’nı için için kemiriyor. Akçiçek’ten Kantara’ya kadar olan çok geniş bir alanda tahribat çok büyük

Beşparmakları yediler!
banner90
banner8

20 İŞLETME FALİYETTE… Jeoloji ve Maden Dairesi Müdürü Ayşe Özhür, ülke genelinde 56 taş ocağı işletmesinden 20’sinin faaliyette olduğunu, 8’inin ruhsatının iptal edildiğini, 28’inin ruhsatının ise işletmecileri tarafından yenilenmediğini kaydetti. Özhür, 20 işletmenin 14’ünün kırma kum çakıl, 3’ünün mozaik taşı, 2’sinin yapı taşı, 1’inin ise alçı taşı işletmesi olduğunu anlattı

SARPTEN: TAHRİBAT DEVAM EDİYOR… Biyologlar Derneği Genel Sekreteri Hasan Sarpten, ülkemizde kontrolsüz bir yapılaşma olduğunu, pandemi öncesinde günlük 20 bin ton kum ve çakıl çekiminin gerçekleştiğini söyleyerek, çarpık ve aşırı yapılaşma bu şekilde devam ettiği sürece tahribatın devam edeceğine dikkat çekti

VATANDAŞ: SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE… Vatandaşlar, soludukları tozun, hem nefes darlığına, hem de astım hastalığına neden olduğunu, kanser riskini de artırdığını söyledi. Vatandaşlar, yıkayıp kuruması için dışarı astıkları kıyafetlere bakarak, tozun ne denli yoğun olduğunun görülebileceğini kaydetti

Eniz ORAKCIOĞLU

   KKTC genelindeki taş ocağı fazlalığı, ülkenin dört bir yanında çevre kirliliği ve doğa katliamı olarak ortaya çıkıyor.

   Milyonlarca metrekarelik alana sahip taş ocaklarının doğayı tahribatı günden güne büyüyor.

   Taş ocaklarının en yoğun olduğu Lefkoşa ile Girne’yi bölen sıra dağlar, yani Beşparmaklar adeta için için kemiriliyor. Taş ocaklarının işleme metotları çevreye, insanlara ve bölgedeki evlere de büyük zarar veriyor.

   Ülkemizde 14’ü kırma kum çakıl olmak üzere 20 taş ocağı işletmesi faaliyet gösteriyor.

  Taş ocağı işletmeleri faaliyetlerini sürdürebilmek için ayda iki kez dağı patlatıyor.

  Taş ocaklarında dağı patlatma işlemi esnasında ortaya çıkan manzara ise tahribatın boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

   Jeoloji Maden Dairesi Müdürü Ayşe Özhür, 2004 yılına kadar taşocaklarının patlamalar için galeri yöntemini kullandığını ve bu yöntemin patlama esnasında büyük sarsıntılara yol açtığını belirterek, bu tarihten sonra basamak yöntemine geçildiğini, şu an kullanılan basamak yöntemi ile daha az patlayıcı kullanıldığını ve küçük küçük, daha planlı patlamalarla işlem gerçekleştirildiğini kaydetti.

   Biyologlar Derneği Genel Sekreteri Hasan Sarpten de taş ocakları sektörü ile ilgili tüm kesimlerin (kamu kurumları, sivil toplum örgütleri ve işletmeciler) mevcut ocak sayısının fazla olduğu hususunda birleşiğini, ancak, ocak sayısının hangi yöntemle azaltılacağı hususunda bir uzlaşı olmadığını belirtti.

54 işletmenin 21’i faaliyette

   Jeoloji ve Maden Dairesi ve Yerbilim Mühendisleri Odası’ndan elde edilen verilere göre, ülke genelinde 56 taş ocağı işletmesi var, 20 işletme faaliyette, 8’inin ruhsatı iptal, 28’inin ruhsatı ise işletmecileri tarafından yenilenmemiş.

   20 işletmenin 14’ü kırma kum çakıl, 3’ü mozaik taşı, 2’si yapı taşı, 1’i alçı taşı işletmesi.

Patlamalar çevreye, toz ise insana zarar veriyor

   Taş ocaklarının dağı patlatma işlemi esnasında çevre büyük oranda yara alırken, kalkan toz da bölge insanı ve ocaklarda çalışan personelin sağlığını tehdit ediyor.

   Taş ocaklarına yakın yerleşim yerlerindeki vatandaşlar, ocakların yarattığı zarardan isyan eder noktaya geldi.

   Toz yüzünden kapı pencere açamadıklarını anlatan vatandaşlar, evlerinde de zaman içinde çatlaklar oluşturduğunu, çamaşır teline astıkları beyaz çamaşırların ise renginin değiştiğini söyledi.

Evler zarar görüyor

   Patlamalar sadece doğayı ve insan sağlığını değil, ocaklara yakın yerleşim yerlerini de etkiliyor.

   Akçiçek, Alemdağ, Şirinevler ve Değirmenlik köylerindeki taş ocaklarında dağı patlatma işlemi esnasında işletmeye yakın evler zarar görüyor. Bazı evlerin camları kırılırken, bazı evlerin duvarlarında da sarsıntıdan dolayı derin çatlaklar oluşuyor.

   Ocaklara yakın yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşlar, evlerine sürekli tadilat yapmaktan maddi zorluklar yaşadıklarından yakındı.

Özhur: 8 taş ocağının ruhsatı Bakanlar Kurulu tarafından iptal edildi

   Jeoloji Maden Dairesi Müdürü Ayşe Özhür, ülkemizde toplam 56 taş ocağının bulunduğunu, bunların 8’inin ruhsatlarının Bakanlar Kurulu tarafından 2018’de iptal edildiğini, 28’inin ise işletmecileri tarafından ruhsatlarının yenilenmediğini vurguladı.

   Özhür, faaliyette olan taş ocaklarından 14’ünün kırma kum çakıl, 3’ünün mozaik taşı, 2’sinin yapı taşı, 1’inin ise alçı taşı işletmesi olduğunu kaydetti.

“Tüzük, ruhsat alabilmek için kıstaslar içeriyor”

   Özhur, “Fasıl 270 Maden ve Taş Ocakları Yasası’nın” 1958’den bu yana kullanımda olduğunu belirterek, 2005’te denetimlerle ilgili “Taş Ocakları Düzenleme ve Denetleme Tüzüğü’nün çıkarıldığını kaydetti.

   Özhür, tüzük ile birlikte taş ocaklarının ruhsat yenilemesinin daha da zorlaştığını, ruhsat için işletmecilerden çeşitli kıstaslar istendiğini söyleyerek, öncelikle işletmelerin maden mühendisi tarafından hazırlanacak bir proje sunmaları gerektiğinin altını çizdi.

“Denetimleri yapıyoruz”

   15 günde bir kırma kum çakıl taş ocaklarının tüzüğün emrettiği şekilde maden mühendislerince denetlendiğine dikkat çeken Özhür, yılda bir kez ise oluşturulan 5 kişilik denetim kurulunca denetlemelerin yapıldığını ve 15 günde bir yapılan denetimlerin de incelenerek rapor oluşturulduğunu vurguladı.

   Özhür, 2004 yılına kadar taşocaklarının patlamalar için galeri yöntemini kullandığını ve bu yöntemin patlama esnasında büyük sarsıntılara yol açtığını belirterek, 2004’ten sonra basamak yöntemine geçildiğini söyledi.

   Özhür, şu an kullanılan basamak yöntemi ile daha az patlayıcı kullanıldığını ve küçük küçük, daha planlı patlamalarla işlem gerçekleştirildiğini kaydetti.

   Jeoloji Maden Dairesi’nin patlamaları ölçmek için daire bünyesine bir ölçer aldığını kaydeden Özhür, gereken ölçümleri de artık yapabildiklerini kaydetti.

“Maden mühendisi eksiğimiz var”

   Özhür, Jeoloji Maden Dairesi bünyesinde çalışan sadece bir maden mühendisi olduğunu söyleyerek, geçtiğimiz yıl münhal açıldığını ama sonuçlanamadığını kaydederek, maden mühendisi ihtiyaçlarını Mühendisler Birliği bünyesinde çalışan mühendislerden karşıladıklarını vurguladı.

Sarpten: Çevreye zarar veren kırma kum çakıl ocakları

   Biyologlar Derneği Genel Sekreteri Hasan Sarpten de çevreye verdiği zararlar açısından en fazla meşgul edenin kırma kum çakıl (agrega) ocakları olduğunu söyledi.

   Sarpten ülkede 14 kırma kum çakıl (agrega) ocağı bulunduğunu, bu ocakların ağırlıkla Değirmenlik-Güngör arasındaki bölgede yoğunlaştığını aktardı.

   Taş ocakları sektörü ile ilgili tüm kesimlerin (kamu kurumları, sivil toplum örgütleri ve işletmeciler) mevcut ocak sayısının fazla olduğu hususunda birleşiğini vurgulayan Sarpten, ancak ocak sayısının hangi yöntemle azaltılacağı hususunda bir uzlaşı olmadığını belirtti.

   Sarpten, ülke ölçeğine göre sayısı fazla olan ocakların azaltılması yanında çeşitli özel projelerin (yol inşası, liman, balıkçı barınağı vb) ihtiyaçlarını karşılamak üzere açılan ve hiçbir iyileştirici faaliyet gerçekleştirilmeden terk edilen ocak alanlarının da bir problem olarak karşımızda durduğuna dikkat çekti.

“Çevreye duyarlı işletme yöntemleri uygulanmıyor”

   Özellikle Karayolları Master Planı uyarınca inşa edilecek yol ihalelerini kazanan firmalara malzeme alımı için tahsis edilen bu alanların çeşitli açılardan problemli olduğunu söyleyen Sarpten, şöyle konuştu:

   “Öncelikle ihale süresinin yaratmakta olduğu baskı sebebiyle malzeme temini en kolay yoldan yapılmakta ve bu da çevreye duyarlı işletme yöntemlerinin uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Öte yandan hali hazırda 14 aktif kırma kum çakıl ocağı mevcut olmasına karşın bu ocaklardan faydalanılmamaktadır. Bu da mevcut ocakların daha süratli bir biçimde rehabilite edilmelerini zorlaştırmaktadır.”

   Sarpten, bugüne kadar büyük ya da küçük ömrünü tamamlamış taş ocağının rehabilite edilmediğini vurgulayarak, 2005’te çıkan “Taş Ocakları Düzenleme ve Denetleme Tüzüğü’nün de güncellenmesi gerektiğini vurguladı.

Çarpık ve aşırı yapılaşma devam ettiği sürece tahribat da devam edecek”

   Sarpten, sorunun temelinin yapılaşma sorunu olduğunu kaydederek,  ülkemizde kontrolsüz bir yapılaşma olduğunu, pandemi öncesinde günlük 20 bin ton kum ve çakıl çekiminin gerçekleştiğini söyledi.

   Çarpık ve aşırı yapılaşma bu şekilde devam ettiği sürece tahribatın devam edeceğine dikkat çeken Sapten, taş ocaklarının yarattığı tahribatın, ülkenin doğal kaynaklarını ortadan kaldırmanın yanında görüntü ve çevre kirliliği gibi sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

   Sarpten, dağların parçalanıp, ülkenin betonlaştırıldığını söyleyerek, Akçiçek’ten Kantara’ya kadar görüntü kirliliği oluştuğunu belirtti.

“Jeoloji ve Maden Dairesi’nin eksiklikleri var”

   Sarpten, mevcut tabloyu iyileştirecek, üretim faaliyetlerini ve sonrasındaki işlemleri denetleyecek kamu kurumunun Jeoloji ve Maden Dairesi olduğunu ancak dairenin kadro ve teknik ekipman yönünden zayıf bir pozisyonda olmasının, sorunların çözümünün önünde bir engel olarak durduğuna dikkat çekti.

   Bununla birlikte sektörün yönetimine olanak sağlayan Fasıl 270 Maden ve Taş Ocakları Yasası’nın İngiliz Sömürge İdaresi döneminden kaldığını da aktaran Sarpten, yasanın, yeni ve çağdaş uygulamaları desteklememesinden dolayı sorunların çözümünü zorlaştırdığını söyledi.

Vatandaş ne dedi? Vatandaş ne dedi?

Hanifi Güler:


   “Bizim köydeki en büyük sorunumuz, taş ocaklarının köye ve köy insanına verdiği zararlardır. Taş ocaklarında gerçekleşen patlamalar evlerimize, çıkan toz ise sağlığımıza zarar veriyor. Evlerimizde zaman içinde patlamalardan doğan çatlaklar oluşuyor. Tozu soluyarak kanser riskimiz artıyor. Bu soruna bir çare bulunsun.”

Ali Yılmaz:


banner134
   “Taş ocakları artık kapatılsın, bu sorunun verdiği zararlardan bıktık. Toz ve dinamit solumak istemiyoruz.”

Tevfik Öztümen:


   “Taş ocakları sorununu 50 defa bakanlara ilettik; ocakların kapatılması ile ilgili kaç kez eylem yaptık ama değişen bir şey olmadı. Patlamalar köye haddinden fazla zarar veriyor. Gece kaç kez köy toz altında kaldı. Yetkililer ise seçim zamanı köye uğrayıp taş ocakları için vaatler verdi, ama yine hiç bir şey değişmez.”

Hüseyin Ulgar:

   “Bakanlar daha önce ‘taş ocakları kapanamaz çünkü bu ülkenin çakıla, kuma ihtiyacı var’ dedi. Taş ocağı sorunu geçmişte gündeme geldiğinde, yetkililer tozdan kurtulabilmek için patlamalar yapılmadan önce sulama sisteminin devreye gireceğini söylemişti, ama bu konuda da bir adım atılmadı.”

Kadir Doğu:


   “Aktif bir şekilde çalışan ve Değirmenlik bölgesine oldukça yakın olan taş ocaklarının insan sağlığına verdiği zararlar çok fazla. Soluduğumuz toz, hem nefes darlığına, hem astım hastalığına neden olurken, kanser riskimizi de artırıyor. Yıkayıp kuruması için dışarı astığımız kıyafetlerden bile tozun ne denli yoğun olduğunu anlayabiliyoruz. Öte yandan insan sağlığının yanında bu havaya karışan tozlar hayvanlarımıza ve ağaçlara da zarar veriyor. Patlamalardan evlerin camları sallanıyor, duvarlar çatlıyor. Evlerimiz her iki yılda bir tadilat istiyor.”

Hasan Baldan:

   “Taş ocakları yıllar içinde bu köye ve vatandaşa çok büyük zararlar verdi. Birçok insanın çıkan tozdan sağlığı bozulurken, birçok evde de tadilat gerektiren zararlar oluştu. En kötüsü de psikolojik açıdan; köy halkı bu durumdan olumsuz etkilendi.”

Güncelleme Tarihi: 29 Haziran 2020, 09:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75