Dağa asıl zararı Karayolları verdi

banner37

Taş ocakları işletmecileri ve Maden mühendisleri, kumun domates gibi Türkiye’den getirilemeyeceğini vurgulayarak, kum ve çakıl çıkarmak zorunda olduklarını kaydetti ve kendilerinin verdiği tek zararın görsel kirlilik olduğunu savundu:

Dağa asıl zararı Karayolları verdi
banner90
banner8

“DEZAVANTAJIMIZ TEK SIRA DAĞ OLMASI”… Taş Ocakları Birliği başkanı, yönetimi ve işletmecileri, taş ocaklarının zararının sadece görsel olduğunun altını çizerek, görsel kirliliğin tek sebebinin ise KKTC’nin tek sıra dağı olması ve bu dağın kuzey tarafında çalışma yapılmayarak, tüm taş ocaklarının çalışma sahasının güney tarafında yer alması olduğunu vurguladı. Uzmanlar, dağa asıl zararı geçmişte vahşi patlatma yöntemini kullanan Karayolları Dairesi’ne ait ocağın verdiğini kaydetti.

SARPER: FATURA BİZE KESİLMESİN… Taş Ocakları Birlik Başkanı Cenk Sarper, kum ve çakılın ülkede gerçekten ihtiyaç olduğunu söyleyerek, yapılan binaların genelinin spor olsun veya para harcansın diye yapılmadığını, ihtiyaç olduğu ve satıldığı için yapıldığını vurguladı. Sarper, müteahhitlerin Girne’nin göbeğine 10 katlı bina dikmesi, sahile otel yapması, ya da derelere inşaat yapmasının faturasının taş ocaklarına kesilmemesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Eniz ORAKCIOĞLU

   Ülkemizde her yıl gündem olan taş ocaklarının çevreye verdiği zararlarla ilgili yapılan haberler Taş Ocakları Birliği ve işletmecilerini isyan ettirdi. İşletmeciler, “Bizim yaptığımız iş yasal ve çevreye verilen tek zarar görüntü kirliliğidir. Ama taş ocakları var olmak zorundadır, aksi halde inşaat, yol, baraj ve liman yapımlarında kullanılan malzeme ithal edilmek zorundadır” dedi.

   Taş Ocakları Birliği üyeleri ve işletmeciler, taş ocaklarının zararının sadece görsel olduğunu savunarak, görsel kirliliğin tek sebebinin ise KKTC’nin tek sıra dağı olması ve bu dağın kuzey tarafında çalışma yapılmayarak, tüm taş ocaklarının çalışma sahasının güney tarafında yer alması olduğunu vurguladı.

Sarper: Sektör, yapılan açıklamalardan rahatsız

   Taş Ocakları Birliği Başkanı Cenk Sarper, sürekli gündeme gelen taş ocaklarının son günlerde yeniden gündeme geldiğini, bazı talihsiz açıklamaların yapıldığını ve bunun sektörde ciddi rahatsızlık uyandırdığını kaydederek, Müteahhitler Birliği’nin yapmış olduğu açıklamanın üyeler arasında çok ciddi bir rahatsızlık yarattığını söyledi.

   Sarper, “Kaldı ki taş ocaklarındaki çalışanların birçoğu Müteahhitler Birliği’ne üyedir. Müteahhitler Birliği’nin taş ocakları kontrolsüz, sahipsizmiş ve kendilerinin çözüm için bir projesi varmış gibi yaptığı açıklamaları sektörde çalışanları üzmüştür. Biz kendi sorunlarımızı kendimiz çözebilecek kapasitedeyiz ve ikinci bir kişinin çıkıp elinde sihirli bir değnek varmış ve çözecekmiş gibi anlatması çok yanlıştır” dedi.

Görsel kirliliğin sebebi dağın sadece güneyinde faaliyet gösterilmesi”

   Sarper, taş ocaklarının zararının sadece görsel olduğunun altını çizerek, görsel kirliliğin tek sebebinin ise KKTC’nin tek sıra dağı olması ve bu dağın kuzey tarafında çalışma yapılmayarak, tüm taş ocaklarının çalışma sahasının güney tarafında yer alması olduğunu vurguladı.

   Sarper, dünyada, Türkiye’de hatta Rum tarafında kullanılan teknolojinin aynısını kullandıklarını belirterek, “Bizdeki tek sıkıntı tek sıradağ olması ve ne yaparsak yapalım görülmesidir. Diğer ülkelerde o kadar çok karmaşık dağ yapısı vardır ki etraftan bakıldığında dağlardaki yıpranmayı göremezsiniz” şeklinde konuştu

   Sarper, bu ocakların 74’ten önce de faal olduğuna ve 74’ten sonra da faaliyetlerine devam ettiğine dikkat çekerek, yapı, ev, otel, yol, havaalanı ve liman gibi yerlerde kullanılan malzemenin kaynağının taş ocakları ve dağın güney tarafı olduğunu söyledi.

Yapılan, bina ve otellerin faturası taş ocaklarına kesilmemeli”

   Kum ve çakılın ülkede gerçekten ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Sarper, yapılan binaların genelinin spor olsun veya para harcansın diye yapılmadığını, ihtiyaç olduğu ve satıldığı için yapıldığını vurguladı.

   Sarper, müteahhitlerin Girne’nin göbeğine 10 katlı bina dikmesi, sahile otel yapması, ya da derelere inşaat yapmasının faturasının taş ocaklarına kesilmemesi gerektiğini kaydederek, inşaatları kendilerinin yapmadığını müteahhitlerden talep geldikçe talebe karşılık verdiklerini ifade etti.

“Vatandaş popülizm yapıyor”

   Taş ocakları bölgesine yakın yerleşim yerlerinde vatandaşın ocaklara karşı olan tepkisini değerlendiren Sarper, halkın tepkisini popülizm olarak değerlendirdi.

   Sarper, taş ocaklarında sadece patlatma anında çıkan bir toz olduğunu ve bu tozu engellemenin bir yolu olmadığını söyleyerek, patlamayı gerçekleştirmek üzere delik delindiğinde o delik içerisine su girmediğini, bu nedenle de muhakkak toz çıktığını belirtti.  

   Sarper, patlama esnasındaki tozun önüne hiçbir şekilde geçilemeyeceğini söyleyerek, tesiste çalışırken, toz çıkmaması için sürekli sulama sistemi ile tozun ve toprağın sulandığını ifade etti.

   Taş ocaklarına çok yakın yerleşim birimi olmadığını vurgulayan Sarper, kamyonların taş ocaklarından daha çok toz çıkardığını kaydetti.

Akün: Taş ocaklarının da sistemi var

   Maden Mühendisi, Yerbilimi Mühendisleri Odası Eski Başkanı Ertan Akün, geçmiş dönemde taş ocaklarında çevre düzenlemesi ile ilgili yasal anlamda hiçbir düzenleme yokken, daha sonra puanlama sisteminin getirildiğini ve bu sistemine göre de taş ocaklarının çalışmalarının uzatıldığını veya iptal edildiğini belirtti.

   Akün, 2003-2004 yıllarında tüm ocakların ÇED raporlarının hazırlandığını söyleyerek, “2015 yılında ise yeni tüzük yapıldı ve buna göre hangi ocağın izni bitiyor ise maden mühendisi tarafından ocak için bir proje hazırlanır ve projede faaliyetlere ve rehabilitasyona yer verilir” dedi.

   Geçmiş dönemde meslekten uzmanlarla bütün ocakları gezerek bilgiler topladıklarını belirten Akün, taş ocakları ile ilgili master plan ve kapsamlı bir rapor hazırladıklarının, projenin Bakanlık ve Jeoloji ve Maden Dairesi’nden onay aldıktan sonra, Çevre Dairesi’ne aktarıldığını ve onay alınırsa faaliyetlerine başlayabileceğini anlattı.

“Titreşim ölçtük, dünya

literatürünün altında çıktı

   Bütün ocakların Çevre Dairesi ve Tarım Bakanlığı’ndan yasal çalışma izni olduğunu söyleyen Akün, bu iznin kapanan ocakların rehabilitasyonunu da kapsadığını belirtti.

   Akün, bugün kapanan taş ocaklarının anında rehabilite edilemeyeceğini kaydederek, rehabilite süresi için bir tarih verildiğini ve rehabilite tamamlandıktan sonra ocağın kapatıldığını ifade etti.

   Akün, “Vatandaşın toz veya titreşim şikayetlerine gelince bunların hepsinin ölçülme sistemi vardır. Taş ocakları bölgesinde maksimum patlayıcıyı kullanarak ölçüm yaptık ve dünya literatürünün altında değerler çıktı.

   Öte yandan daire çok kapsamlı bir cihaz aldı ve bu cihazı da farklı noktalara koyarak yankındaki yerleşik alanların etkilenip etkilenmeyeceğine bakıldı, en son boz kayada yaptıkları teste değer bile çıkmadı.

   Dolayısıyla durum titreşim mekanizmasından çok evlerin dere yatakları üzerine yapılması, zemin etütlerinin yeterli miktarda yapılmaması nedeni ile olağan bir şeylerle karıştırılıyor” şeklinde konuştu.

“Kumu domates gibi Türkiye’den getiremeyiz”

   Kumun domates gibi Türkiye’den getirilemeyeceğini vurgulayan Akün, kum ve çakıl çıkarmak zorunda olduklarını kaydetti.

   Akün, taş ocaklarının ürettiği kum ve çakıl üzerinden ülkemizde sürekli çarpık yapılaşma ve inşaatların konuşulduğunu söyleyerek, yol, barajların konuşulmadığını ve yol ve baraj yapmak zorunda olduğumuzu belirtti.

Alkaravlı: 1990 öncesi ocaklar, Gaziveren

ile Kumköy sahil şeridindeydi

   Jeoloji ve Maden Dairesi Eski Müdürü, Maden Mühendisi Mustafa Alkaravlı, 1990 yılına kadar ülkemizde inşaatlarda kullanılan malzemenin Gaziveren ile Kumköy arasındaki sahil şeridinden alındığını söyleyerek, orada deniz suyu ile yapılan basit bir yıkama ile inşaatlarda kullanılan malzemelerin tamamen oradan geldiğini aktardı.

   Alkaravlı, 1974 Barış Harekatı öncesinde de dağların üzerinde 5-6 tane ocak olduğunu hatırlatarak, bu ocakların yol yapımları için kullanıldığını söyledi.

   Alkaravlı, Beşparmak dağ silsilesinin kuzey ve güneyinde çalışan aktif kırma, kum, çakıl veya mozaik taşı türevli ocakları olduğunu vurgulayarak, bunların yanında mozaik taşı, kalelerin, surların ve camilerin yapıldığı sarı taşlar ve kil üretenlerin de taş ocağı olarak sınıflandırıldığını, 50 civarı ocaktan sadece 14’ünün kırma kum, çakıl olduğunu söyledi.

“Ocaklar, mahkeme kararı

ile dağın güneyine taşındı”

   Alkaravlı, “1990 yılında o dönemin Yüksek Mahkemesi karar üreterek, Gaziveren-Kumköy sahil şeridinden alınan malzemenin orada yıpranmaya neden olduğunu ve deniz suyunun Güzelyurt Aküferini olumsuz etkiliyor demişti. Sonuç olarak mahkeme suyun daha önemli olduğuna ve o bölgedeki taş ocaklarını kapama kararı verdi. 1990 yılının Aralık ayında alınan bu karar ile o dönemde Gaziveren-Kumköy sahil şeridinde çalışan insanlara dağın güney yamacından ocak izni verildi” şeklinde konuştu.

   Alkaravlı, Girne turizm kenti olması nedeni ile dağın kuzey kısmında bulunan irili ufaklı mozaik taşı ocaklarının da kapatılarak güneye alındığını söyleyerek, güneydeki taş ocakları üç bölgede kümeleştirildiğini, Akçiçek bölgesi, orta bölge ve doğu bölgesi diye sınıflandırıldığını kaydetti.

“Tek sorun görsel kirlilik”

   Alkaravlı, “Taş ocakları ile ilgili sıkıntı sadece ocakların güney tarafta konuşlanmasından dolayı büyük bir görsel kirliliğe neden olmasıdır” diyerek, “Taş ocaklarının çalışma sahası olabilecek kuzeyi, denizi ve dereyi kapattıklarını, dağın güney yamacını da kapatırlarsa ihtiyaç duyulan malzemeyi yurtdışından getirme ihtiyacı hasıl olacağını kaydetti. Alkaravlı, “o zaman da herkes ithal edilen malzemenin geldiği yerdeki çevrenin çevre olup olmayacağını sorgulayacaktır” diyerek sözlerine devam etti.

   Taş ocaklarına yakın yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşın şikayet ettiği tozun sadece patlatma, taşıma ve stok alanında çıkabileceğini söyleyen Alkaravlı, patlatma alanına kazılan deliği ıslatma şansları olmadığını, en çok toz çıkma ihtimali olan kırıcı için ise tüm taş ocaklarının basınçlı su püskürtme sistemi kurarak tozu engellediklerini anlattı.

“Vahşi patlatma yöntemi,

125 metre uçurum yarattı”

   Kötü bir yöntem olan vahşi patlama yöntemi ile patlatılan dağların şimdilerde değişerek basamak yöntemine geçildiğini vurgulayan Alkaravlı, bu yöntemle dağa verilen zararın minimuma indirildiğini belirtti.

   Alkaravlı, 1944’lü yıllarda aktif olan Karayolları Dairesi’ne ait ocakta az zaman, az para, çok iş elde edelim yöntemi ile yıllarca galeri türü patlatmalar yapıldığına dikkat ederek, bu nedenle dağın güney tarafında 125 metre yüksekliğe varan bir duvar, uçurum oluştuğunu ifade etti.

   Karayolları Dairesi’ne ait ocak sebebi ile kuzey tarafının da benzer şekilde işleterek iki duvar arasında 3 metrelik bir mesafe bırakıldığını vurgulayan Alkaravlı, taş ocakları ile ilgili haberlere yansıyan fotoğrafların büyük çoğunluğunun oradan çekildiğini söyledi.

Uluğ: Rehabilitasyon için teminatlarımız var

   Taş Ocakları Birliği Eski Başkanı Metin Uluğ, bütün ocak sahiplerinin rehabilitasyon için bankaya teminat mektubu verdiğini kaydederek, ilerde rehabilitasyon yapılmaz veya eksik bırakılırsa, verilen teminatlar ile tamamlanabileceğini söyledi.

   Uluğ, şu anda kendi verdiği teminatın 720 bin TL olduğunu belirterek, bütün ocakların teminat verdiğini vurguladı.

“Proje, bizim projemizdi”

   Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer’in taş ocakları ile ilgili projesinin yıllar önce kendilerinin tarafından hazırlanıp tartışıldığını ama uygulamaya konulamadığını kaydeden Uluğ, 7-8 yıl önceki olayın yeniden pişirilip, kurtarılmasını yanlış olarak değerlendirdi.

   Uluğ, taş ocağı işletmecilerinin veya birlik başkanının çıkıp inşaat sektöründe yanlış gidenlerle ilgili yorum yapmadığını veya proje üretmediğini, bu nedenle Müteahhitler Birliği’nin de taş ocakları ile ilgili bir konuya karışmasının doğru olmadığını vurguladı.

Akgürcü: Patlatmalar nezaretçiler eşliğinde yapılıyor

   Patlayıcı Maddeler Müfettişi Ali Akgürcü, 2005-2006’da bir protokol imzaladıklarını söyleyerek, taş ocaklarının toplandığı bölgede birlikten 5 personel ve polisten 5 personelin görev yaptığını, bütün patlayıcıların ise bir depoda kitli bir şekilde 24 saat nöbetçi ile korunduğunu kaydetti.

   Akgürcü, herhangi bir taş ocağı patlatma yapacağında işletme sahibi, bir polis ve bir birlik personeli nezaretinde patlatmanın belirlenen patlayıcı kadar kullanılarak yapıldığını söyledi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75