Sürüngen türleri tehlikede

banner37

UKÜ akademisyeni, Kıbrıs Yaban Hayat Araştırma Enstitüsü Bilim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazım Kaşot’la, yaban hayatı ve biyoçeşitlilikle ilgili bilinmeyenleri konuştuk (1)

banner87
Sürüngen türleri tehlikede
banner90
banner8

Doğaya terk edilen kedilerin, Kıbrıs’ta çok nadir görülen kertenkele ‘keçemen’ de dahil olmak üzere ‘bütün yılan ve kertenkele türlerini’ öldürdüğü saptandı

Sürüngen türleri tehlikede

“KEDİLER, YILAN VE KERTENKELE TÜRLERİNİ ÖLDÜRÜYOR”… Zooloji uzmanı Nazım Kaşot, ülkemizde, 2013’ten bu yana kedilerin sürüngenlere yönelik oluşturduğu tehditler konusunda çalışmalar yaptığını belirterek doğaya terk edilen kedilerin, Kıbrıs’ta çok nadir görülen kertenkele ‘keçemen’ de dahil olmak üzere ‘bütün yılan ve kertenkele türlerini’ öldürdüğünü saptadığını kaydetti. Kaşot, Taşkent Doğa Parkı’nın olduğu alanda, halk tabiriyle ‘gurkuda’ diye bilinen çok sayıda dikenli kelerin bulunduğunu fakat bölgeye kedi götürmelerinin ardından bu sürüngenin ortadan kalktığını söyledi.

“FARELERİN DÜŞMANI BAYKUŞ VE YILAN”… ‘Kediler azalırsa fareler çoğalır’ iddiasının gerçekleri yansıtmadığını belirten Kaşot, “Fare popülasyonunun asıl düşmanları baykuş ve yılandır. Baykuşu, ‘uğursuzluk getirdiği’ düşüncesiyle sevmiyoruz. Yılanları ise gördüğümüz yerde düşüncesizce katlediyoruz. Yani fare istilası tehlikesini ellerimizle davet ediyoruz. Sokağa suluk koyarak, bir kap mama bırakarak veya hayvanları itlaf ederek sorun çözülmez. Hayvan refahına uygun barınaklar oluşturulmalı, sokak hayvanları kısırlaştırılmalı ve sahiplendirilmeleri gerekiyor” dedi.

Ali ÇATAL

   Doğa bilimciler ile kediseverler arasında gerçekleşen ‘yaban hayata terk edilen kedilerin ekosisteme etkileri’ tartışmaları evrensel bazda ‘şiddeti artarak’ sürerken, tartışmanın tarafları arasındaki söz düellosu da hem yazılı kaynaklara hem de internet ortamına taşınıyor.

   Bilim insanları, doğaya terk edilen kedilerin, yaban hayatı için ciddi tehdit unsuru haline geldiğini savunurken; kediseverler bahse konu durumun sorumlusunun insanlar olduğu iddiasında ısrarcı.

   UKÜ akademisyeni, Kıbrıs Yaban Hayat Araştırma Enstitüsü Bilim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nazım Kaşot, bilim insanlarının bu konuda haklı olduğunu “Hayvan haklarını savunan dernekler, bu konuya ne yazık ki objektif bakamıyor. Hayvanları gerçekten seviyorsak, bütün hayvanları sevmeliyiz. Kediseverlerin yaptığı, ‘en kabasından’ bir türcülüktür. Hayvanları mı seviyoruz yoksa belli türleri mi? Önce bunu netleştirelim” dedi.

   Kaşot, ülkemizde, 2013’ten bu yana kedilerin sürüngenlere yönelik oluşturduğu tehditler konusunda çalışmalar yaptığını belirterek doğaya terk edilen kedilerin, Kıbrıs’ta çok nadir görülen kertenkele ‘keçemen’ de dahil olmak üzere ‘bütün yılan ve kertenkele türlerini’ öldürdüğünü saptadığını kaydetti.

   Bugün Taşkent Doğa Parkı’nın olduğu alanda, halk tabiriyle ‘gurkuda’ diye bilinen çok sayıda dikenli kelerin bulunduğunu fakat bölgeye kedi götürmelerinin ardından bu sürüngenin ortadan kalktığını söyleyen Kaşot, “Çok kısa bir zamanda bütün gurkudalar, götürülen kediler tarafından öldürüldü. Bölgede bu tür, ancak kedilerin alandan uzaklaştırmasından yıllar sonra tekrar görülmeye başlandı” bilgisini de paylaştı.

“Bütün sürüngen ve amfibiler tehdit altında”

   Kaşot, “Sert kabuğu sayesinde saldırılardan hafif hasarlarla kurtulan çizgili kaplumbağa hariç, ülkemizdeki bütün kertenkele, yılan ve kurbağa türleri, vahşileşmiş kediler nedeniyle soy tükenmesi tehdidi altında. Hatta halk arasında keçemen adıyla anılan ve ülkemizde çok nadir bulunan bir kertenkelenin de vahşileşmiş kediler tarafından öldürüldüğü kayıtlara geçti” dedi.

   Üçünün varlığı şüpheli olmakla birlikte literatüre göre dokuz yılan türünün ülkemizde yaşadığını söyleyen Kaşot halk arasında ‘gufi’ diye bilinen endemik koca engerek de dahil olmak üzere bütün türlerin de yine doğaya bırakılmış kediler tarafından öldürüldüğünü belirtti.

   Doğadaki hiçbir yırtıcının ‘öldürmek için’ öldürmediğini ifade eden Kaşot, “Aslan, kaplan, jaguar  sadece ve sadece hayatta kalmak için avlanır ve öldürür, fakat evcil kedi ‘karnı tok olsa bile’ öldürür. Bu avcılar, çoğu kişinin zannettiğinin aksine kertenkele, kurbağa ve yılan gibi canlıları çoğunlukla yemez. Bunları öldürür ve arkasını dönüp gider” dedi.

   Kaşot, Türkiye’de de aynı sıkıntının söz konusu olduğunu fakat o coğrafyada; vaşak, karakulak, kurt, çakal, sırtlan, ayı ve varlığı şüpheli de olsa bir tür leopar gibi büyük yırtıcılar da bulunduğunu ifade ederek özellikle kendi bölgesinde, karakulak gibi daha büyük yırtıcılar tarafından öldürüleceğinden doğaya salınan bir kedinin besin zincirine tehdit oluşturma ihtimalinin çok düşük olduğunu söyledi. Ülkemizde kedi popülasyonunu baskılayacak böyle bir tür olmadığını anlatan Kaşot, doğayla temas eden evcil kedinin, ‘üst yırtıcı’ yokluğu nedeniyle zamanla besin piramidinin tepesine oturduğunu kaydetti.

“Besin zincirine müdahale etmemeli”

   “İnsanlar olarak, doğaya burnumuzu sokmadan duramıyoruz ve bir şeyleri bozuyoruz” diyen Kaşot, tabiatta olmayan bir predatörün, sırf hoşumuza gittiği veya işimize yaradığı için kontrolsüzce üretildiği yetmiyormuş gibi bir de doğaya salınmasının, doğal dengeyi ve döngüyü bozduğunu söyledi.

   ‘Kediler azalırsa fareler çoğalır’ iddiasının gerçekleri yansıtmadığını zira kemirgen türlerin birincil predatörünün de zaten kediler olmadığını belirten Kaşot, “Fare popülasyonlarının asıl düşmanları baykuş ve yılandır. Baykuşu, ‘uğursuzluk getirdiği’ düşüncesiyle sevmiyoruz. Yılanları ise gördüğümüz yerde düşüncesizce katlediyoruz. Yani ‘fare istilası’ tehlikesini ellerimizle davet ediyoruz, ki şu an yaşadığımız şeye de ‘kedi istilası’ pekala diyebiliriz” şeklinde bilgilendirmede bulundu.

“Sokak hayvanı tabiri yanlış”

   Kaşot, sokağa terk edilmiş kedi ve köpekler için medyada ve halk arasında kullanılan ‘sokak hayvanı’ tabirinin de yanlış olduğunu vurgulayarak, “Her şeyden önce şunu netleştirelim ki sokaklar hayvan doğurmaz. Bu nedenle, bu tanım yanlıştır” dedi.

   “Bu sorun, sokağa suluk koyarak, bir kap mama bırakarak veya bu hayvanları itlaf ederek çözülmez. Probleme zamanında bu şekilde bakan Yeni Zelanda’da bugün kedinin evde beslenmesi bile yasak. Avustralya’da da kediler, hiç de tasvip etmediğim bir yaklaşımla öldürülüyor” diyen Kaşot; konunun belediyelerin sorumluluk alarak ‘hayvan refahına uygun’ barınaklar meydana getirmesi ve sokaklardan toplanan hayvanların, kısırlaştırılmalarının ardından bu merkezlerde hayatlarını devam ettirmeleri gerektiğini söyledi.

   Bu çalışmalar yapılırken sadece belediyelere ya da başka bir kuruma sorumluluk yıkılmadan ve konu hakkında çalışan her kesimin bir araya gelip ortak paydada buluşması gerektiğine dikkat çeken Kaşot, bu alanda çalışanların ortak hareket edemediklerinden de yakındı.

   Kaşot, hayvansever örgütlerin de bu talep doğrultusunda yerel yönetimlere birlikte hareket etmek için baskı yapmasının şart olduğunu aktarırken; sahipli hayvanlar için geliştirilen çip uygulamasının ise yaşama halen geçirilemediğini belirtti.

Bilimsel veriler ne diyor?

   Birleşik Krallık merkezli yayınlarını, Nature Research (eski adıyla Nature Publishing Group) bünyesinde 2010’dan bu yana sürdüren Nature Communications dergisinde yayımlanan ve Smithsonian Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya dayandırılan habere göre, sokak kedileri, biyoçeşitliliğe ‘genel kanının aksine’ ciddi anlamda zarar veriyor. Bahse konu haber uyarınca, evcil kedilerin varlığı, ekosistem için herhangi bir soruna neden olmasa da sokaktaki başıboş kediler, biyoçeşitliliği ‘yıkıcı derecede’ tehdit ediyor.

   Türkiye merkezli antropoloji, geneoloji ve evrimsel biyoloji portalı Evrim Ağacı da sokak kedilerinin her yıl yaklaşık 12 milyar yayvanı öldürdüğünü iddia ettiği bir haberinde, kentlerin ev harici kısımlarında yaşayan kedilerin, şehir ekosistemine darbe vurduğunu savundu.

   Konuya dair yapılan yakın tarihli bir diğer araştırmada ise sadece Amerika Birleşik Devletleri sınırları dahilinde yaşayan kedilerin, her sene 1.4-3.7 milyar civarında kuşun, 6.9-20.7 milyar civarında farenin ve diğer memelinin ölümünden sorumlu olduğu anlaşılmıştı.

   Nature Communications dergisindeki araştırmaya göreyse, Kuzey Amerika ve Avrupa'da yaşayan her bir kedi, yılda 30-47 kuşun yanı sıra 177-299 sivrifare, sıçan, tarlafaresi ve sincap gibi küçük memeli öldürüyor.

   Avustralya’da faaliyet gösteren Tehdit Altındaki Türler Komisyonu’nun aktivisti GregoryAndrews, ABC Radio’da yaptığı söyleşide, “Kedilerden nefret etmediğimizi vurgulamak çok önemli” dedi. Andrews, sözlerine şöyle devam etti: “Bu hayvanların, vahşi yaşamımıza yaptıkları zararı artık tolere edemiyoruz. Avustralya’nın 120’nin üzerinde endemik hayvanının nesli, kediler nedeniyle tükenme riski altında. Bilimsel kanıtlar da bu canlılara en büyük tehdidin yabanileşmiş kediler olduğunu açıkça gösteriyor.”

   Bilim insanları, yabanileşmiş kedilerin, son 200 yıl içinde Avustralya’nın bilinen 29 yerli memeli neslinin 28’inin tükenmesinde ‘birincil sorumlu’ olduğuna inanıyor. Ülke genelinde yaklaşık 20 milyon kedi olduğu düşünülüyor ve bunlar, günde yaklaşık 75 milyon yerli hayvan öldürüyor.

   Yeni tarihli bir diğer haberde de Yeni Zelanda yetkilileri, sokakta yaşayan bir kedinin, bir hafta içerisinde 100’ün üzerinde mikro yarasayı öldürdüğünün saptandığını açıkladı.

Fenwick: Savaş gibi algılanmamalı

   Özellikle adalar gibi kapalı alanlara salınan sokak kedilerinin, adadaki biyoçeşitliliği yok edecek düzeyde zarar verebildiği ve bazı türlerin soyunun tamamının tükenmesine neden olabileceği de raporda yer alıyor. Aynı raporda, evcil kedilerin neredeyse hiçbirinin bu zararı veremediğini, sadece sokakta yaşayan kedilerin buna neden olduğu belirtiliyor.

   Öte yandan, kediseverler de bir açıklama yaparak, bulguların kuş çeşitliliğindeki azalma için bir ‘kılıf’ olarak gösterildiği, kuşların ve diğer nice hayvanın katlinin asıl sorumlusunun insan yapımı ürünler ve ‘insanın ta kendisi’ olduğunu iddia etti. Kediseverler ile bilim insanları arasındaki bu tartışmadan duyduğu rahatsızlığı belirten Amerikan Kuş Koruma Vakfı Başkanı George Fenwick ise şunları kaydetti:

   “Bu durum, ‘kediler kuşlara karşı savaş veriyor’ gibi lanse edilmemeli. Bu, kaçak ve işgalci kedilerin kuşlar üzerindeki etkisine yönelik bir araştırma. Kediler, çok sayıda kuşun ölümüne neden oluyor ve bu araştırma da bunu gösteriyor. İnsanlar, sokak kedilerinin kendilerine ve etrafa hiç zarar vermeden yaşayabileceklerini sanıyor. Bu araştırma da zaten bu inançlarımızın geçersizliğini gösteriyor.”

Hikaye Anadolu’da başladı

   Nature dergisinde yayımlanan bir makalede, kedinin insanla ilişkinin nasıl başladığına değinildi. Buna göre, DNA analizleri uyarınca ev kedisi veya ‘evcil kedi’ adıyla bilinen felisdomesticus, bundan 10 bin yıl önce, vahşi yaşamdan soyutlanan yabani kedilerin, Anadolu coğrafyasında, insan tarafından ‘yapay seçilim’ yöntemleriyle ve insanın ihtiyaçları doğrultusunda evrimleştirilmesi sonucu elde edilen bir alt tür.

   Tarım devrimi yaygınlaştıkça, insanın yolculuğuna kediler de katılıyor ve MÖ 2500 yıllarında kedinin ulaştığı yerlere Kıbrıs da ekleniyor ve bunu takip eden birkaç bin yıl zarfında kedi, Bulgaristan ve Romanya’da da insanın yanındaki yerini alıyor. MÖ 800’lere kadar, kedinin izini Mısır’da da sürmek mümkün. Keza Romalı tüccarlar ile Kuzeyli askerlerin de gemilerinde kediye yer verdikleri kayıtlara geçmiş.

   Avrupalı kaşifler Amerika’ya yelken açtıklarında, gemilerdeki yol arkadaşları ve ‘fare predatörleri’ de yine kediler. ‘Yeni Dünya’ ile bu sayede tanışan kedi, bugün ABD’deki her üç evden birinde ve ‘en az bir üyesiyle’ ailenin bir ferdi konumunda. Araştırmalar, sadece Birleşik Devletler’deki salt ev kedileri sayısının 93.5 milyonu bulduğunu gösteriyor.

‘Geri salım’ çözüm değil

   Erken dönem çiftçilerine kemirgen kontrolünde yardımcı olan bu türün ‘yeni kuşak torunlarının’ doğaya geri salımlarının, ilk etapta her ne kadar ‘özgürlükçü’ bir yaklaşım olduğu düşünülse de işin aslı bundan ‘biraz’ farklı çünkü bu kadar uzun zaman dilimlerinde özenle evrimleştirilen türlerin umursamaz bir şekilde doğaya geri salımı, tür dengelerini altüst edebilir.

   İşte tam da bu nedenle uzmanlar, kedilerin evrimine neden olan insana, "Bu, doğal bir evrim süreci" diyerek kenara çekilmekten daha büyük sorumluluklar düştüğünü savunuyor zira insanın kendi sınırsız üremesi ve yayılması sonucu doğaya verdiği geri döndürülemez ve ölümcül zararlar yetmiyormuş gibi ‘hoşuna giden ve/veya işine yarayan’ evcil hayvanları da sınırsız üretip doğaya bırakması, ‘bu hayvanlar tamamen suçsuz olsa da’ doğal hayatı tehdit ediyor.

   Bu bağlamda ekologlar, ‘şayet hayvanları evcilleştirmekten vazgeçmeyeceksek’, onların üremelerinin sıkı kontrolünden sorumlu olduğumuz düşüncesinde.

Avustralya ‘savaş’ ilan etti

   Avustralya’da federal hükümet, bu avcıların vahşi yaşamda 120'den fazla yerli türü neslini tükenme riski altında bıraktıkları endişelerini takiben, önümüzdeki beş yıl içinde iki milyon vahşileşmiş kediyi öldürmeyi planlıyor. ‘Kedilere savaş ilan eden’ hükümet, zehirli yemleri kullanmayı planladığını ve halkın da vahşileşmiş kedilerin çok sayıda tespit edildiği bölgeler hakkında yetkilileri uyarması için FeralCatScan adlı bir telefon uygulaması oluşturulduğunu söyledi.

   Çevre Bakanı GregHunt, daha fazla tükenmeyi önlemek için ‘kedilere karşı savaş’ gerektiğini söyledi. Hükümet, kedi sahipliğinin daha sıkı düzenlenmesinin yanı sıra kısırlaştırma ve mikroçipleme gibi nüfus kontrolüne yönelik tedbirler için baskı yapıyor.

   Lismore Şehir Konseyi’nden görev alan ve aynı zamanda bir ekolog olan DamienLicari, katıldığı bir radyo programında “Vahşileşmiş kedilerin, kentsel bölgelerdeki küçük memeliler ve kuşlar üzerinde etkisi olduğuna hiç şüphe yok” şeklinde demeç verdi. Licari, “Bir kediye sahip olmamayı seçiyorum, ki kedi sahibi olduğum zamanlarda da kedimin doğada serbestçe dolaşmasına izin vermiyordum. Bu bağlamda, onların dışarıya çıkmalarını kısıtlayacak herhangi bir yasal değişikliği alkışlıyorum” ifadelerini kullandı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75