‘Doi Moi’ zorunluluktur…

Toplum olarak, durumun tam tarifini ifade eden, doğru kelimeyi bulmakta zorlandığım,  tuhaf bir dönemden geçiyoruz.

Toplumun hangi kesimi ile konuşursanız konuşun, aldığınız cevabın içeriğinde, memnuniyetsizlik ve gelecekte var olma kaygısı var.

İlginç olan ise, ortada bir tarafın memnuniyetsizliği, diğer tarafın memnuniyeti durumu da yok.

Sorunun köküne indiğinizde karşılaştığınız ise başta ekonomi ve kendi kendine yetememe.

Siyasi ağızların ne dediğini bir kenara bırakın.

Sokak ve halk ekonomik manada fakirleştiğimizi söylemiyor, adeta bağırıyor.

Alım gücümüz günden güne erirken, gelinen durumda, bu topraklardaki varlığımızı sorgular hale geldik.

Toplumsal aidiyet erozyona uğruyor ve bireysel kurtuluş, toplumsal kurtuluşun önünde algısı hızla yükseliyor.

Bir bütünün parçası olduğumuzu ve bütün olarak hareket ettiğimiz oranda başarılı olacağımızı unutur hale geldik.

Tümüyle yeni bir başlangıç ve yapılanmanın, zorunluluk haline geldiğine inanmaktayım.

Henry Ford’un bir sözünü, yeri gelmişken hatırlatmak isterim: ‘ Bir araya gelmek ilk adımdır, beraber kalabilmek ise gelişim, birlikte çalışabilmek ise başarıyı getirir.’

Kaygılar ve şikayetler ortak olsa da,  konu doğru tepkiyi vermeye geldiğinde ise toplum olarak sınıfta kaldığımızı söyleyebilirim.

Durumumuzun, en ironik tarafı ise, halkın oyları ile şekillenen siyasi erkin, sürekli bir şekilde halkın geniş kesimlerine hitap edememesi ve halka bunu sürekli yutturabilmesidir.

Tükenen imkanlar değil,  bugüne kadarki beceriksizliğimizin toplamıdır.

Bugün yaşanan derin buhranın sebebini pandemiye bağlamak ise kolaya kaçmaktan başka bir açıklaması yoktur.

Pandemi, sadece bugüne kadar hasıraltı edilen birçok temel sorunun, ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Dengenin olmadığı her yer sallanmaya, sonrasında yıkılıp yok olmaya mahkumdur.

Doğru hamlelerin ise başarısızlık şansı yok denecek kadar azdır.

Vietnam, 1975 yılında, Amerika ile büyük bir savaştan çıktı.

Neredeyse ülke, tümüyle yerle bir olmuştu.

1980’li yılların ortasına kadar katı bir rejimle Komünist Parti liderliğinde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin ve Doğu Bloğu ülkelerinin desteği ile yönetildi.

Sovyet Sosyalist Ülkeler Birliği ve Doğu Bloğu’nun zayıflaması ile Vietnam’a verilen desteğin çekilmesi,  ekonomik hayatı içinden daha da çıkılmaz bir hale soktu.

Bu dönemde Vietnam ekonomisi üretimdeki zorluklar, arz ve talepteki dengesizlikler, dağıtım ve dolaşımdaki verimsizlikler, yükselen enflasyon oranları ve artan borç sorunları ile boğulmuştu.

Vietnam, savaş sonrası yeniden yapılanma döneminde keskin bir ekonomik bozulma yaşayan modern tarihin az ülkesinden biri oldu.

Bu dönem içinde ekonomisi, dünyanın en fakir ekonomilerinden bir olması yanında, tarımsal ve endüstriyel üretimin yanı sıra toplam ulusal üretimde de negatif büyüme mevcuttu.

1986 yılında liderlikteki, ayni Komünist Parti, 6. Ulusal Kongresi’nde, radikal bir dizi kararla, neredeyse ters yönlü bir dönüş yaptığını açıkladı.

Önce zihniyetlerini, sonrasında ise ülkelerini pozitif değişime uyarladılar.

İsmini, yerel dillerinde ‘Doi Moi’ koydukları,  Türkçe karşılığı ise  ‘renovasyon’ olan bir proje ile ülkenin en önce eğitim sistemini, devamında ise sağlık sistemini, adalet sistemini, tarım politikalarını, üretim politikalarını,  ekonomisini, yabancı yatırımcıya bakışlarını, özetle ülkeyi ve toplumu ilgilendiren ve gelişime ihtiyaç duyulan her noktaya yeni bir vizyonla baktılar.

Vietnam için, uzun vadeli bir değişim projesi olan ‘Doi Moi’  ilerleyen yıllarla birlikte meyvelerini vermeye başladı.

Bugünün dünyasında Vietnam,  gelişmiş eğitim sistemi ile dünya genelinde ilk 20  içerisindeki yerini aldı.

Refah ise hala daha yükselmeye devam ederken, artık dünyanın fakir ülkesi Vietnam yok, bölgesinde hakim güç olan, kendine yeten ve büyüyen Vietnam var.

‘Doi Moi’ felsefesi ise, hala dimdik ayakta.

Vietnam’da yaşanan değişimin 95 milyon nüfusla, başarılmış ve devam eden bir değişim örneği olması, dikkate alınması gereken bir noktadır.

Kuzey Kıbrıs, başka yetişmiş insan kaynağı olmak üzere, birçok açıdan o dönemin Vietnam’ına kıyasla daha önünde olmakla birlikte toplum ve ülke olarak, bugüne kadar kat ettiğimiz mesafeyi ve geleceğimizi düşünürsek, kurduğumuz düzeni sorgulamaktan ve değişmekten başka çaremizin olmadığı, bu yapısal düzenin devamının olmadığı kadar net ve açık bir şekilde önümüzde duruyor.

Doğru değişmekten ve gelişimden korkmamalıyız.

Bu kadar dar ve küçük bir nüfusta bile bölünmüşlük ve bireysellik, sorun olarak ortada dururken, ekonomik gelişimin ve toplumsal refahın konu olabilmesi mümkün değildir.

Ülke olarak bulunduğumuz konumun, imkan ve kaynaklar açısından yeterince cömert olduğunun bilincinde olmalıyız. Tek başına bilinçli olmak ise yeterli değildir.

Durumun, en başta ekonomik ve birçok farklı açıdan avantaja dönüşebilmesi için tek ihtiyaç, bilinci, doğru akılla birleştirecek, cesur ve saydam bir toplum ve yönetim.

Bugünün son sözü Albert Einstein’dan: ‘Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.’

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75