“Domates Güzeli” miz

23 Ocak 2019, yani önümüzdeki cumartesi, Türk halkının gerçek sevgililerinden Ayşen Gruda’nın, namı diğer  “Domates Güzeli Nahide Şerbet” in ölüm yıldönümü. Türkiye’de, özellikle komedi filmlerinin halk tarafından sevildiğinden de daha çok sevilmesinde çok önemli katkıları olan Ayşen Gruda’yı müthiş bir kalabalık içinde ebedi uykusuna yatıralı iki yıl olmuş. Evet, hatırlıyorum… Cenazesi, deyim yerindeyse “mahşeri bir kalabalık”la defnedilmişti. Tanıyan, tanımayan, sadece bir filmini sinemada veya televizyonda seyreden bir çok insan cenazesine katılmıştı… Protokol değil, gerçek halktı cenazeye katılanlar… Bir röportajında “ölünce nasıl uğurlanmak istediği?” sorulmuştu kendisine .Her zaman olduğu gibi açık ve net cevap verdi: “Bilmiyorum ki… Bu halk beni nasıl gömeceğine kendi karar verecek. Bu konuda herhangi bir vasiyetim yok, onlar bilir beni nasıl gömeceklerini. O gün gelene kadar da benden sevgi ve ilgilerini esirgemeyeceklerini biliyorum…” demişti. Dedikleri aynen gerçekleşti ve onu çok seven halkımız, onu bu sevgisine yakışır bir biçimde uğurladı.
Ayşen Gruda, Erman Ailesinin ortanca kızı olarak İstanbul’da dünyaya gelmiş. Öyle sanatçı bir aileden falan da değil… Annesi ev kadını, babası da o dönemlerde işleyen kara trenlerde makinist olarak çalışıyor. Ortanca çocuk olan Ayşen’in ablası ve kız kardeşi de tiyatroya merak salmışlar ve oyunculuğa da bulaşmışlar. Diğer bir ifadeyle üç kız kardeş ve üçü de tiyatro sevdalısı… Ablası Ayten Erman, Avni Dilligil tiyatrosunda sahneye çıkıyor. Küçüğü Ayben’de Ayşen’den sonra sahneye çıkacak... Kaynaklar, Ayşen’in daha küçükken Ermeni komşularının taklitlerini yaptığı sırada oyunculuk alanındaki yeteneğini ortaya koyduğunu yazar. Oyunculuk hayalinin gerçekleştiği yıllar ise babasının kaybını izleyen aylar olur. Babasının ölümüyle aile maddi bakımdan sıkıntıya düşünce, Ayşen Erman mecburen çalışmak zorunda kalır ve Tevfik Bilge’nin, daha ziyade turne tiyatrosu olarak çalışan tiyatrosunda profesyonel oyunculuğa başlar. Bu mecburi çalışmayı da yıllar sonra, “her şey ihtiyaçtan olur!” sözüyle özetlemiştir. İlk rolü de, tiyatronun yine turnede bulunduğu 1962 yılında oynamakta olduğu “Kongre Eğleniyor” adlı bir vodvilde kendisine verilen hizmetçi rolü olmuştur.
Ancak Ayşen Gruda, çok geçmeden beyaz perde de görülmeye başlar… Seyirci karşısına çıktığı ilk film,  “Hababam Sınıfı” olmuştur. Ancak, ismi filmin bazı afişlerinde son sıralarda dahi yer almamıştır. Hatırlarsınız,, Hababam Sınıfı serisinin bu ilk filminde, liselerarası bilgi yarışmasında yarışmayı sunan kişi olarak rol almıştı.  Beyaz perdede ismini duyurmaya başlaması, Remzi Jön Türk’ ün yönettiği ve başrolde Yılmaz Güney’in oynadığı “Silâhlara Veda” filmi ile olmuştur. Ses getiren bu filmle sinemaya adımını atan Gruda, 1966’da  sanatçı ve edebiyatçı kimliği ile tanınan Yılmaz Gruda ile evlendi ve bu evlilikten kızı Elvan dünyaya geldi. Bu nedenle sinema ve tiyatroya 10 yıl ara veren Gruda, hepsi “Arzu Film” tarafından üretilen ve daha ziyade akşamları çoluk çocuk tüm aile bireylerinin yan yana gelerek bir temaşa halinde seyrettikleri filmler olan ve bu nedenle “aile filmleri” olarak anılan dönemin bütün filmlerinde yer almıştır. “Arzu Film Ekolü” olarak da adlandırılan ve bugün bile oynatıldığında,  o dönem olduğu gibi tüm aileyi televizyonun karşısına toplayan, “Çöpçüler Kralı”, “Tosun Paşa”,  “Aile Şerefi”, “Hababam Sınıfı”, “ Süt Kardeşler”, “Gülen Gözler” ve “Neşeli Günler” gibi filmlere, oyunculuğu ile Ayşen Gruda’nın yaptığı katkılar unutulmazdır. Gruda,  özellikle Kemal Sunal ve Şener Şen’le beraber oynadığı bu filmlerde kâh, müthiş pilot Vecihi’nin (Şener Şen) sevgilisi,  kâh başlık parası biriktirmek için İstanbul’a gelen Şaban Ballıses’in (Kemal Sunal) uğruna şarkıcı kesildiği köydeki yavuklusu, kâh kendisini çok seven ama hiç yüz vermediği çöpçü Apti’nin sevdiği kadın olarak karşımıza çıkmıştır. Kuşkusuz ki, Ayşen Gruda’nın rol aldığı bu filmleri ve rollerini burada tek tek saymak mümkün değildir, zira 1974 ilâ 2018 yılları arasında 59 filmde rol almıştır. Bu arada, Arzu Film’in çok geçmeden Ayşen Gruda’yı ilk kadın oyuncu olarak kadrosuna kattığı ve Hababam Sınıfı serisinde “okula alınan kız öğrenci” olarak ana karakterlerden birisi haline getirdiğini de belirtmek gerekir. Artık ismi de afişlerde ilk sıralarda yer almaktadır.
80’li yılların sonu, sinemanın, televizyon karşısında sarsılmaya başladığı ve yavaşladığı yıllar olmuştur. 90’lı yıllar, sinema ve film sanatını beyaz perdeden, beyaz ekrana, dizilere taşımıştır. Tek kanallı bir dünyadan, değişikliğe susamış bir toplumun, özel televizyonlara hücum ettiği yıllardır bu yıllar. İşte bu yıllarda Ayşen Gruda’nın Aykut Oray ile birlikte oynadığı ve 1991 yılında Star Televizyonunda yayımlanmaya başlayan “Ana” dizisi, Gruda’yı tepeye çıkaran dizi olmuştur. Herhalde, Kandemir Konduk’un, “mafya babası oluyor da, mafya anası niye olmasın?” diye düşünmesiyle ortaya çıkan bu dizinin ana konusu mafya babası Şehmus ile mafya anasının arasındaki rekabet, piyasaya hakim olma ve tabii ki Şehmus’un mafya anasına karşı beslediği büyük aşktır. Reyting rekorları kırmış olmasa da, TRT de yayımlanması beklenemeyecek kadar kötü bir komedi olan dizi, komedi sever alçakgönüllü Türk seyircisinin Gruda’yı tepeye çıkarmasına yetmiştir. Bu dizileri, “Hastane”, “Ana Kuzusu”, “Kaygısızlar” ve “Evimiz olacak mı?” gibi diziler izlemiş ve Türk halkını akşamları televizyon karşısına toplamıştır. Gruda’nın oynadığı bu dizilerin sayısı da 30’a varmaktadır.
2000’li yıllara gelindiğinde, Ayşen Gruda’nın hem sinema, hem de tiyatroyu, ulaştığı tecrübe ve olgunlukla, başarılı bir şekilde yürüttüğü görülmektedir. Saygın ve sevilen sanatçının bu yıllarda vermiş olduğu röportajların da arttığı görülmektedir. Bu dönemde, “Hisseli Harikalar Kumpanyası (Haldun Taner)”, “Bizim Sınıf (Ferhan Şensoy)”, Yedi Kocalı Hürmüz (Sandık Şendil)”, “Hababam Sınıfı Müzikali (Rıfat Ilgaz)”, “Mum Söndü (Müsahipzade Celâl)”, “Ah Evlendim Vah Evlenemedim”, “Yağma”, “Ana Hanım Kızım” ve “Havyar mı, Mercimek mi?” gibi oyunlar, Gruda’nın oyunda bir karakter olarak yer aldığı oyunlardır. Rahmetli Ayşen Gruda  tiyatroyu o kadar çok seviyordu ki,  tedavi olduğu aylarda bile  sahneden inmedi ve “Deli Kadın” oyununu oynadı. Bu tiyatro oyunları yanında, 2006 yılında Haluk Bilginer ve Beyazıt Öztürk’ün oynadıkları “Hacivat  Karagöz Neden Öldürüldü?” filminde Kam Ana rolünü başarıyla oynadı. Bu başarılı oyununu 2008 yılında “Kağıt” filminde sinemacı oğlu Emrah ve arkadaşlarına sahip çıkan anneyi oynadığı film izledi ve bu oyunuyla 2010 yılında 47. Yılında Uluslararası Altın Portakal Film Festivalinde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu “ ve “Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü” ne lâyık görüldü. Bu büyük başarıları, 2013’de Leyla ile Mecnun dizisinde Hidayet’in annesi rolünü oynayarak taçlandırdı.
Yakından tanıyanlar, Ayşen Gruda’yı çalışkan, yapmacık olmayan, olduğu gibi davranan, sevgi dolu, şefkatli ve özgün, seyircisine büyük bir saygı duyan bir sanatçı olarak nitelendirirler. Zekâsı, hazır cevap yapısı ve sırası geldiğinde hiç çekinmeden lâfı gediğine oturtması da meşhurdu. Herhalde bu son özelliği de tiyatroculuğundan geliyordu! Bir başka büyük sanatçımız, “eski nişanlısı” Müjdat Gezen, Gruda’yı “Tam bir Atatürk sevdalısıydı ve bu konudaki dik duruşunu hiç bozmadı” diyerek anmaktadır. Dikkat ederseniz “eski nişanlısı” dedim. Evet bir dönem Ayşen Gruda ise Müjdat Gezen nişanlıymışlar. Ama anlaşılan o ki,  kim bilir belki de gençliğinde, çok kıskanç olan Gruda’nın bir olayda duyduğu kıskançlık ve gösterdiği tepki bu nişanın bozulmasına yol açmış.  Ancak bu iki büyük sanatçı hiçbir zaman küsmemişler ve hayat boyu görüşmüşlerdir.
 Nişanlarının bozulmasından 53 yıl sonra, ilk kez,  Kandemir Konduk’un “Sevgi Müzikali” adlı oyunda yan yana gelecek olan iki eski sevgili Hürriyet Gazetesine bir röportaj vermişler ve nişanın bozulması olayını, birbirlerinin sözlerini kese kese şu şekilde anlatmışlardır: Söze başlayan Ayşen Gruda, 1963 yılında Karaca Tiyatrosunda “Şeş Beş” adlı oyunu oynarken tanıştıklarını ve aynı yıl içinde nişanlandıklarını belirtmiştir. Bir süre sonra Gezen’in İskenderun’a askere gittiğini belirten Gruda, Müjdat  Bey’in kendisine kilolarca mektup yazdığını  belirtmiştir. Bu arada söze giren Müjdat Gezen, o kendine özgü tavrıyla, “yazdık da ne oldu? Bir gün bana ben başkasıyla evleniyorum dedin!” Bunun üzerine Gruda neden nişanlı iken böyle bir karar verdiğini açıkladı ve şunları anlattı: “Aslında çocukça bir şeydi yaptığım… “Yasak Sokaklar” isimli bir filmin çekimindeydik. Yine askerden izinli gelen Müjdat da sette asistanlık yapıyordu. Bir gün baktım, Müjdat, filimde oynayan Pervin Par’ın takma kirpiklerini takmış, kıyafetlerini giymiş Pervin Hanım’ın taklitlerini yapıyordu… Neden başkasının değil de Pervin Par’ın? Pervin Par güzel bir kadındı… Üst kata çıktım, ağladım, ağladım… Setteki gençler neredeyse Müjdat’ı döveceklerdi ben önledim… İzni bitti döndü… Ben de evlenmeye karar verdim ve kendisine bildirdim... Oda bana okkalı bir mektup yazdı… Zaten bizim aşkımızın yüzde doksanı mektuptu!”  Müjdat Gezen bu arada lâfa giriyor ve “ben de nişan yüzüğünü tuvalete attım!” diyor… İşte olay bu… Ama sonuçta her ikisi de birbirlerine küsmediklerini, kızmadıklarını, hep arkadaş kaldıklarını, dost kaldıklarını ve kızlarının bile samimi arkadaş olduklarını ifade ediyorlar… Evet siz söyleyin… Ayşen Gruda’nın önemli özellikleri arasında, gençken çok kıskanç olduğu da söylenemez mi?

Ayşen Gruda’yı rahmetle ve saygıyla anıyorum.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75