Döviz artışına ve pahalılığa karşı halkı korumak lazım

TC Merkez Bankası’ndaki görev değişikliğinden sonra başlayan Türk Lirası’nın dövize karşı önemli değer kaybı 2 haftadır sürüyor. O tarihten günümüze kadar Türk Lirası döviz kurları karşısında, yaklaşık yüzde 15 değer kaybı yaşadı.
TL kullandığımız için, Türkiye’deki ekonomik ve siyasi gelişmelere paralel olarak, TL’nin değer kayıplarını sıklıkla yaşıyoruz. İthalat yoğunluklu bir ülkeyiz. Malların çoğunluğu yurt dışından dövizle geldiği için, döviz artışları bizi Türkiye’den daha çok etkiliyor.
Döviz arttıkça, piyasadaki fiyatlarının yükselmesini derinden hissediyoruz. İnsanların satın alma gücü daha da düştü bu süreçte. Özel sektörde çalışanların ya maaşları azaldı ya da işlerini kaybettiler veya işyerlerini kapamak zorunda kaldılar.
Döviz artışı, ülkemizde akaryakıt ve dolayısıyla elektrik fiyatlarını da etkileyebiliyor. Ayrıca, Kıb-Tek’ in içinde bulunduğu borç ve faiz yükü sürdürülebilir değil.
Önümüzdeki günlerde elektrikte fiyat yükselişleri olabileceği söyleniyor. Gerçi, enerjiden sorumlu bakanlık bu artışın vatandaşa yansıtılmayacağını, Maliye Bakanlığından Kıb-Tek’e kaynak aktarılacağını söylerken, bu konuda anladığımız kadarı ile hükümet içinde bir uzlaşı henüz sağlanmış durumda değil. Elektrik fiyatları artışının faturalara yansıması, önemli girdi maddesi olması nedeniyle ekonominin bütününe ve vatandaşlara pahalılık olarak dönecektir.
Pandemi ve döviz krizi neticesinde ülkemizde tüketim azaldı, ekonomi daraldı. Bu durum, esnafı ve küçük işletmeleri oldukça olumsuz etkiledi. Binlerce iş yeri kapandı, on binlerce insan işsiz kaldı.
Hükümet ise, bu süreçte atması gereken adımları yeterince atamadı. İşletmelere yeterli hibe desteği, kira desteği, çalışanlara ücret katkısı gibi konularda yeterli olunamadı. Kamu çalışanlarının ve emeklilerin geçen yıldan kalan yüzde 10.65 hayat pahalılığı ödeneği ertelendi.
Ayrıca, 1 Mart- 30 Haziran arasındaki 4 aylık dönemde oluşacak hayat pahalılığının dondurulması yani hiç verilmeyecek olması da, on binlerce kamu çalışanı ve emeklisi ile yaklaşık 42 bin sigorta emeklisinin de bu artıştan mahrum kalmasını getirecektir. Bu da tabi ki, özel sektörde harcanacak bu kaynağın piyasaya düşmemesi de demek olacaktır. 
Öte yandan, Türkiye ile protokol imzalandı ama henüz kaynak akışı başlamadı. Bundan dolayı, Maliye Bakanlığı, Mart ayı mükellefiyetlerini yerine getirmek için, Merkez Bankası’ndan yüzde 8 faizle 200 milyon TL avans aldı. TC kaynağının gelmemesi büyük sıkıntı yaratmaktadır. Gelmemesinin nedeni, mart ayında yapılması gereken protokoldeki eylemlerin yapılmamasıdır acaba? Kamuoyu bunu merak etmektedir.
Döviz yükselişleri ile birlikte, pahalılığın da artması insanların yaşamını, tüketimini doğrudan etkiliyor. Temel gıda fiyatları oldukça yükseldi. İnsanlar kazandıkları ile ancak karınlarını doyurup sabit giderlerini (kira, benzin, elektrik, telefon, sağlık v.b) karşılayabiliyorlar.
Böyle de olunca birçok sektör iş yapamaz duruma geldi. Ekonominin çarkları yavaş dönüyor, piyasanın canlılığı yetersiz. Ülkede binlerce kişi gıda yardımı almak için ilgili yerlere başvuru yapıyor.
Bu bağlamda, Hükümetin kur artışları karşısında mutlaka tedbirler alması ve ülkede oluşacak aşırı pahalılığı önlemesi gerekmektedir. Bu konuda, daha önceki hükümetler döneminde de uygulanan ve benim de daha önceki yazılarımda değindiğim alınması gereken tedbirlere tekrardan değinmek istiyorum. Umarım, bu konularda Hükümet tarafından somut adımlar atılır.
Gelinen noktada, dar gelirlerinin satın alma gücünü korumak için temel gıda, temizlik ve sağlık malzemelerinde devletin vergileri düşürmesi veya sıfırlaması büyük önem taşımaktadır.
Yerli üretime destekleri artırmalı ve piyasada ithale göre daha ucuz olan yerli ürün kullanımını çoğaltmalıyız. Ticaret sektörü de, kar marjlarını makul düzeylerde tutmalıdır. Fiyat denetimleri düzenli olarak yapılmalıdır.
Konut veya ticari binaların döviz yerine Türk Lirası cinsinden kiralanması amacıyla, TL de şimdikinden daha düşük vergi stopaj uygulamasına geçilmesi, TL cinsinden kiralamanın özendirilmesi ve döviz stopaj oranlarının caydırıcılık sağlaması için şimdikinden daha da fazla artırılması fayda sağlayacaktır.
Devlet ve Evkaf tarafından yapılan kiralamalarda, döviz cinsiden kiralamaların belirlenecek bir döviz kuru üzerinden sabitlenerek yapılması veya TL cinsinden kiralama yapılması,  kiracıları rahatlatacaktır. Kiralarda yapılan ötelemeler yeterli olmamaktadır.
Özel eğitim kurumlarında (üniversiteler dahil) KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerin okul ücretlerinde TL kullanılması gerekmektedir.
İthalat da kur sabitlemesi ve antrepoya giriş tarihi baz alınarak gümrükleme yapılmasına gidilebilir. Restoranlarda, beyaz eşya, mobilya ve elektronik eşyalarda KDV indirimine gidilebilir. Tapu harçlarında indirime gidilebilir. Bu önerileri daha da çoğaltabiliriz.
Gerekli tedbirleri alınmadığı taktirde, iş insanlarının sıkıntılarla boğuştuğu, işsizliğin, iflasların ve fakirleşmenin arttığı, vatandaşların satın alma gücünün düştüğü, borçların arttığı bu dönemde, aşırı kur artışı ve pahalılık insanlarımızın ekonomik durumunu daha da kötüleştirecektir.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104