Döviz artışının nedenleri

   Son günlerde, TL’nin değer kaybetmesi ve döviz kurlarındaki artışın hem içsel hem de dışsal nedenleri  bulunmaktadır. Özellikle, döviz artışları Türkiye ve KKTC ekonomilerini doğrudan etkileyebilmektedir. Bugünkü yazımda, son dönemdeki dövizin yükselmesi ve TL’nin değer kaybetmesinin nedenlerini aktarmaya çalışacağım.

   Ocak ayından bu yana geçen 7 ay sonunda, Türk Lirası’nın, Euro’da yüzde 23, dolarda yüzde 16 ve sterlinde yüzde 14 değer kaybı gerçekleşti. Yazımı kaleme aldığım zamandaki döviz kurları şöyle idi; Dolar: 7 civarı, Euro: 8.20, sterlin ise 9’u aşmış durumdaydı. Görüldüğü üzere, yılbaşından bugüne, TL de önemli oranda değer kaybı yaşanmıştır.

TL’nin değer kaybetmesinde öne çıkan belli başlı nedenler şunlardır:

İç nedenler:

   Türkiye’ye döviz girişinde büyük gerileme yaşanıyor. Turizm gelirleri bu yıl çok düşük olacak görünüyor. Turizm den yıllık yaklaşık 35 milyar dolar gelir elde ediliyordu.

   İhracat rakamları da geçen yıllara göre yavaş gidiyor. Yükselen bir ihracat, pandemi döneminde beklenmiyor. Ekonomisi daralan diğer ülkelerin yurtdışından daha fazla mal almaları bu süreçte beklenmiyor.

   Uluslararası ticaretteki gerileme, Türkiye’nin yurt dışı taşımacılıktan kazandığı geliri de olumsuz etkiliyor.

   Diğer taraftan, yabancılar da Türkiye’deki portföy (borsa, tahvil v.b) yatırımlarını azaltıyor ve dolayısıyla ülkeden döviz çıkıyor.

   Türkiye, yukarıda saydığım kaynaklardan, ülkeye gelecek yabancı yatırımcılardan veya borç para bularak ülkeye döviz girdisi sağlamak zorundadır. Bu olmazsa, döviz cephesini kontrol edemezsiniz. Swap (döviz takası) anlaşmalarının da bundan sonra çare olmayacağı uzmanlar tarafından söyleniyor. Bu anlaşmaların süresi dolmak üzere ve geri ödenmesi gerekiyor. Döviz ihtiyacı artıyor ve bu da dövize yönelişi ve kurların artışını sağlıyor.

   Ekonomi çevreleri, Türk Lirası’nı korumak için Merkez Bankası ve kamu bankalarının piyasaya geçen yıldan beri toplamda 100 milyar dolar sürdüğünü, bu nedenle kamu bankalarının açık pozisyonlarının önemli oranda arttığı belirtiliyor. Bu bağlamda, Merkez Bankası döviz rezervlerinin azaldığını ve swap anlaşmaları ile borç döviz bulma yoluna gidildiğini söylüyorlar. Ayrıca, para basıp, piyasaya sürmede enflasyonu artırmakta, paranın değerini olumsuz etkilemektedir.

   Bir başka konu da, Koronavirüs’ün ekonomide ve sağlıktaki maliyetlerin artmasına neden olmasıdır. Zira, bu durum hesapta olmayan riskleri ortaya çıkarmış ve ülkelerin maliyetleri ile mal ve hizmetlerin fiyatlarını artırmıştır.

   Öte yandan, Türkiye’nin içinde bulunduğu iç ve dış gelişmeler, Libya ve Suriye’deki belirsizlik, Ayasofya’nın ibadete açılması, Fransa ve Yunanistan ile sorunlar, Doğu Akdeniz ve Ege’deki sondaj çalışmaları istikrarlı bir görüntü vermemektedir. Bu gelişmeler, ülkeye yatırım yapacak, yani döviz getirecek yabancı sermayeyi ürkütmektedir. TL’nin değer kaybetmesinin nedenleri arasında, ekonomik gelişmeler yanında, yukarıda bahsettiğim siyasi gelişmeler de etken olmaktadır.

Dış nedenler:

   Öte yandan, uluslararası piyasalarda dolar, diğer paralara karşı düşüş eğiliminde. Zaten, TL’de son zamanlarda, dolara nazaran Euro ve sterlin karşısında daha fazla değer kaybetmiş durumda bir seyir izliyor. Bunun sebeplerini aşağıda aktaracağım.

   Ekonomik ve jeopolitik risk dengesi içerisindeki dolar, güvenli para olarak fiyatlanmaktan ziyade, risklerle ilişkilendiriliyor. Amerikan Merkez Bankası’nın para arzını artırmasıyla dolarda değer düşüşü yaşanıyor. ABD’de ekonomik, seçimlerle alakalı siyasi ve sağlık riskleri artıyor.

   750 milyar Euro tutarındaki mali destek paketi üzerinde, AB üyelerinin anlaşması ile birlikte, Euro yükselişini hızlandırdı. Covid-19 vakaları, Avrupa’da ABD’ye göre daha iyi durumda görülüyor. ABD’de gidişat iyi değil.

   Ayrıca, ABD-Çin ticaret savaşı ve ABD’nin borcunun Koronavirüs krizi nedeniyle aşırı yükselmesi de doların düşüşünü hızlandırmış görünüyor.

   Bütün bu bilgiler ışığında, TL’nin değer kaybının devam etmemesi ve ülkeye sıcak kaynak gelmesi için, kısa vadede IMF’den kredi alınması, yani borçlanılması ve TL faizlerinde artışa gidilmesi seçenekler arasında bulunmaktadır.

Döviz kurlarındaki artışın, KKTC’ye yansımalarına da bakacak olursak;  

   Ülkemiz piyasası, üretim yoğunluklu değil, ithal ürünler yoğunluklu bir piyasadır. Piyasada birçok mal ve hizmet döviz ile fiyatlandırılmaktadır. Ve piyasa şu anda daha da daralmıştır. Piyasamızın dövize aşırı duyarlı olmasından dolayı, doğal olarak, kurlardaki artışlar fiyatları da yükseltecek ve piyasada pahalılık yaratabilecektir.

   Fiyatların artması, enflasyonun da yükselmesine yol açacaktır. Enflasyonun artması ile devletin ödeyeceği hayat pahalılığı ödeneği ve dolayısıyle kamu maliyesinin giderlerini de artıracaktır. Gerçi, kriz nedeni ile hayat pahalılığı artışlarının verilmesi de şüpheli görülmektedir.

   Öte yandan, kur artışları, başta enerji fiyatları olmak üzere, piyasamızı olumsuz etkilemektedir. Akaryakıt ve elektrik fiyatlarının yükselmesi, hem halkımızın hemde ekonomimizin maliyetlerinin artmasına yol açmaktadır.

   Son tahlilde, özellikle belirtmek istiyorum ki, temennim, döviz kurlarının ve petrol fiyatlarının daha fazla yükselmemesi, hatta gerilemesidir. Aksi halde, zaten ekonominin daraldığı, iş insanlarının sıkıntılarla boğuştuğu, işsizliğin, iflasların ve fakirleşmenin arttığı, vatandaşların satın alma gücünün düştüğü, borçların arttığı bir dönemde, bunun üzerine bir de aşırı kur artışı ve yüksek enflasyon gelirse, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sıkıntılar artacak, sosyal patlamalar yaşanacak ve toplumsal mutsuzluk ve huzursuzluk daha da büyüyecektir.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104