Dövizin ateşi düşmezken, tedbir almak şart

   Türk Lirası’nın dövize karşı büyük değer kaybı sürüyor. Döviz kurları, en son 2018’de bu kadar hızla ve bu kadar ciddi derecede yükselmişti. Ocak ayından bu yana geçen süre sonunda, Türk Lirası,  Euro da yüzde 31, Dolarda yüzde 23 ve Sterlin de yüzde 22 değer kaybı yaşadı. Yazımı kaleme aldığım zamandaki döviz kurları; Dolar: 7.36, Euro:8.68, Sterlin ise 9.60’ı aşmış durumdaydı. Görüldüğü üzere, yılbaşından bugüne, TL’de önemli oranda değer kaybı yaşanmıştır.
   Türkiye’ye döviz girişinde büyük gerileme yaşanıyor. Pandemiden dolayı, turizm gelirleri, İhracat rakamları, taşımacılık gelirleri geçen yıllara göre çok düşük seyrediyor. Diğer taraftan, enflasyon karşısında faiz oranları da düşük kaldığı için, yabancılar da Türkiye’deki portföy (borsa, tahvil v.b) yatırımlarını azaltıyor ve dolayısıyla ülkeden döviz çıkıyor.
   Türkiye, yukarıda saydığım döviz kaynaklardaki azalmayı, ya ülkeye gelecek yabancı yatırımcılardan veya borç para bularak ülkeye döviz girdisi sağlamak zorundadır. Zira, bir taraftan da iç piyasadan yoğun bir şekilde döviz talebi gelmektedir. Ülkeye, döviz girişi çoğalmazsa ve dövize olan talep azalmazsa, döviz kurlarındaki artışı durdurmanız çok zorlaşır.
   Öte yandan, Türk Lirası'nın değerini korumak için Merkez Bankası ve kamu bankalarının piyasaya geçen yıldan beri toplamda 100 milyar dolar sürdüğü, fakat bunun da gelinen noktada çare olmadığı ekonomi otoriteleri tarafından dillendirilmektedir.
   Merkez bankası döviz rezervleri azaldığı için bu yöntemle devam edilemeyeceği belirtilmektedir. Ayrıca, pandemi dolayısıyla artan bütçe açıkları için, para basıp, piyasaya sürme de enflasyonu artırmakta, paranın değerini olumsuz etkilemektedir.
   Bu bağlamda, TL’nin değer kaybının devam etmemesi ve ülkeye sıcak kaynak gelmesi için, kısa vadede IMF veya yurtdışından borçlanılması ya da TL faizlerinde artış yapılması formülleri masada bulunmaktadır. Ülke içindeki vatandaşlardan ve iş dünyasından döviz talebinin artmaya devam etmesi ve döviz kurlarındaki artışın sürmesi halinde, Türkiye için faiz oranlarında bir artıştan kaçınmak, zor olacaktır.
   Döviz kurlarındaki artış, TL kullanımından dolayı KKTC’ yi de olumsuz etkilemektedir. Ülkemiz piyasası, ithal ürünler yoğunluklu bir piyasadır. Üretim imkanları sınırlıdır. Piyasa da birçok mal ve hizmetin fiyatı döviz ile belirlenmektedir. Piyasamızın dövize aşırı duyarlı olmasından dolayı, doğal olarak, kurlardaki artışlar fiyatları da yükseltmekte ve piyasada pahalılık yaratmaktadır.
   Bu süreçte, ülkemizin kurlar üzerinde etkisi olmadığı için, hükümet ve vatandaşların, kur artışları karşısında mutlaka tedbirler almaları gerekmektedir.
   Öncelikle, vatandaşlarımızın faizleri daha düşüktür diye dövizle borçlanmaması gerekmektedir. TL ile borçlanmak, kur artışları karşısında daha az riskli olmaktadır. Ekonominin daraldığı, pahalılığın arttığı bu dönemde tasarruflu davranmak ve acil ihtiyaçlar dışında lüks tüketimden kaçınılmalıdır.
   Ülkemizde döviz artışı karşısında alınması gereken tedbirlere bakacak olursak, şunları söyleyebiliriz.
   Dar gelirlerinin satın alma gücünü korumak için temel gıda, temizlik ve sağlık malzemelerinde devletin vergileri düşürmesi veya sıfırlaması gerekmektedir. Ayrıca, marketlerde ve tüm satış yerlerinde sıkı fiyat denetimleri yapılmalıdır.
   Ticaret sektöründeki toptancı ve perakendeciler de bu dönemde stoktaki mallarının fiyatlarını artırmamalı, kar marjlarını makul düzeylerde tutmalıdır. Yerli üretime bu dönemde destekleri artırmalı ve piyasada ithale göre daha ucuz yerli ürün kullanımını çoğaltmalıyız.
   Konut veya ticari binaların döviz yerine Türk Lirası cinsinden kiralanması durumunda daha düşük vergi stopaj uygulamasına geçilmesi ile TL cinsinden kiralamanın özendirilmesi ve halihazırda döviz cinsinden kira sözleşmelerinin TL cinsinden sözleşmeye çevrilmesi halinde ilave stopaj avantajı yaratılması düşünülebilir.
   Devlet ve Evkaf tarafından yapılan kiralamalarda, döviz cinsiden kiralamaların belirlenecek bir döviz kuru üzerinden sabitlenerek yapılması kiracıları rahatlatacaktır. Ayrıca, özel eğitim kurumlarında (üniversiteler dahil) KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerin okul ücretlerinde döviz kuru sabitlemesi yoluna gidilebilir.
   İthal edilen ürünlerin antrepoya giriş tarihi baz alınarak gümrükleme yapılmasına gidilebilir. Restoranlarda KDV indirimi yapılabilir. Beyaz eşya ve elektronik eşyalarda kdv indirimine gidilebilir. Bu önerileri daha da çoğaltabiliriz.
   Yazımın sonunda, özellikle vurgulamak istiyorum ki, tüketimin oldukça düştüğü, işsizliğin, iflasların arttığı,  vatandaşların satın alma gücünün gerilediği, borçların arttığı bu dönemde, bunların üzerine gelen aşırı kur artışı ve yüksek enflasyon kabusu da, dar gelirlilerin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sıkıntıları daha da artıracaktır.
   Bunların yaşanmaması için, hükümetin gerekli tedbirleri alması ve iş dünyası, ekonomik örgütler, sivil toplum örgütleri ve ülkenin tüm kurum ve kuruluşları ile işbirliği,  dayanışma içinde hareket etmesi, gelecek tüm önerileri dikkate alması gerekmektedir. Aksi halde, halkımızın ekonomik durumu daha da kötüleşecek, fakirleşme artacak ve toplumsal huzur bozulacaktır.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104