Dr. Küçük ve Denktaş'la bu günlere nasıl gelindi?

Bu günler, Kıbrıs Türk halkı için son derece önemli günlerdir. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ı 7’inci ölüm yıldönümünde çeşitli törenler ve etkinliklerle andık. Yarın da Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük’ü 35’inci ölüm yıldönümünde toplumca anacağız.

Kıbrıs Türk halkının uzun soluklu varoluş mücadelesinde, daha nice isimler vardır ki, onlar ‘çalışma arkadaşları’ olarak Dr. Küçük’ün ve Denktaş’ın yanında yer almışlar, özgürlük meşalesini elden ele taşımışlardır. Onlar isimsiz kahramanlardır. Yalnız Bayrak Radyosu’ndan değil, Mağusa’da, Larnaka’da, Lefke’de ve sair yerlerde çok zor şartlar altında ve kıt olanaklarla kurulan yerel radyolarla halka ve mücahitlerimize moral verilmiş, önemli katkı konulmuştu…

Kıbrıslı Türklerin, ortaklık cumhuriyetinden silah zoruyla dışlandığı o zor günlerde, iletişim son derece önemliydi. Rum liderliğinin emrindeki ‘Kıbrıs Radyo Yayın Korporasyonu’ adlı radyodan da Türk çalışanlar kovulduktan sonra, yerel radyoları kurmak ve kendi başımızın çaresine bakmak kaçınılmazdı.

Öncesinde Dr. Fazıl Küçük, sonrasında Rauf Denktaş ve arkadaşları, Kıbrıs Türk halkını karanlıklardan aydınlıklara çıkarma uğruna bir ömür harcarken, ellerini taşın altına koymaktan hiçbir zaman kaçınmadılar. Fedakârlıktan da! Gün oldu, aralarında küskünlükler, dargınlıklar yaşanmadı mı? Ama toplum çıkarları söz konusu oldu mu, dargınlıklar bir kenara bırakıldı ve içte birlik ve bütünlük sağlanması yolunda önemli adımlar atıldı, özverilerde bulunuldu.

Hani Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, “Söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır” demişti ya, aynen öyle.

21 Aralık 1963’te ‘Kanlı Noel’ ile birlikte uygulamaya konulan ‘Akritas Planı’nın amacı, Girit taktiğiyle bir-iki gecede Türklerin işini bitirmek ve Ada’yı Yunanistan’a ilhak etmekti. ENOSİS’in gerçekleştirilmesiyle de adada sadece Yunan bayrağı dalgalanacak, Türk’ten eser kalmayacaktı. Planda Dr. Küçük ve Denktaş’ın esir alınması da vardı. Bu gerçekleştirildiği takdirde, Rum yönetiminin kontrol ve denetiminde olan radyoda konuşturulacaklar ve Türk Mukavemet Teşkilatı’nın, mücahitlerimizin ve halkımızın direncini kırmaya çalışacaklardı. Ancak plan tutmamıştı…

Orantısız güç kullanan Rumlar, saldırılarını her geçen gün artırırken, şehitlerin yanı sıra, yaralananların da sayısı gittikçe artıyordu. Rauf Denktaş, çatışmaların başlamasından kısa bir süre sonra, görevli olarak Ankara’ya giderken, Dr. Küçük, Osman Örek ve arkadaşlarının yükü daha da artmıştı…

Kıbrıs Türkünün varoluş ve özgürlük mücadelesi derken, ebette ilk akla gelen iki isim Dr. Küçük ve Denktaş’tır. Osman Örek’ler, Necati Özkan’lar, Faiz Kaymak, Niyazi Manyera, Fazıl Plümer ve daha nice değerli isimler, bu davaya baş koyanlardır. Mesela Dr. Küçük, dört-beş cephede savaş veriyordu. İçte birlik ve beraberliği sağlamaya çalışırken, kurucusu olduğu ‘Halkın Sesi’ gazetesinde gerici akımlara karşı da mücadele içindeydi.

Rumların ENOSİS için plebisit yaptığı günlerde, (1950) Türkiye, Kıbrıs’la uğraşacak halde değildi. Hatta iki eski Dışişleri Bakanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yaptıkları konuşmalarda, “Bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur” demişlerdi…

Tüm bu olumsuz koşullarda, Dr. Küçük’e Ankara’da zamanın hükümet yetkililerince randevu verilmesinden kaçınılıyordu. Dr. Küçük ve arkadaşları bu zorlukları ve engelleri aşabilmek için neler yapmadı ki? Kapıdan kovuldu, pencereden girmeye çalıştı. Bir yandan da Ankara’da dördüncü güç diye tanımlanan basını yanına çekmeyi başardı. Ankara’daki dostlarıyla, daha doğrusu İstanbul gazetelerinin Ankara Bürosu şefleriyle işbirliğini artırdı, böylelikle Kıbrıs Türk halkının haklı sesi, kamuoyunda yankılanmaya başladı. Ardından üniversite gençliğiyle Kıbrıs mitingleri düzenlendi. Edirne’den Ardahan’a kadar!

Evet; dün Rauf Denktaş’ı andık, yarın da Dr. Fazıl Küçük’ü anacağız. Peki; yeni nesil, öğrenciler onlar hakkında neler biliyor, yeterli bilgiye sahip miler? Onları senede bir gün anmak yeterli midir? Türk çocuğu, Kıbrıs Türk halkını imha etmek için hazırlanan Akritas Planı’nı biliyor mu? Bilmesi gerekmez mi? Bu günlere ulaşabilmek için ne gibi mücadeleler verildiğini, inanılması güç şartlara göğüs gerildiğini yarının idarecileri olacak gençlerin, çocukların bilmesi gerekir.

 

***

 

Mustafa Kavaz çok değerli bir öğretmendi

 

Aslen Büyük Konuk (Komi Kebir) köyünden olup, Gazimağusa’da ikamet eden değerli matematik öğretmeni Mustafa Kavaz, dün Gazimağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Aliye hanımın kıymetli eşi Mustafa Kavaz, topluma nice değerli öğrenciler yetiştirmişti… Bölgenin sevilen ve sayılan simalarındandı. İki kız, bir erkek ve altı da torun sahibiydi. Torunları, dedeleri için ‘Yattığı yeryüzü gibi nur, mekânı cennet olsun’ dediler. Bu arada Esin, Ayşe, Reşat- Gül ve Necat Yüksel aileleri, merhuma Allah’tan rahmet, aile ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dilediler.

Diğer yandan Gönyeli’nin sevilen, saygın isimlerinden, Yusuf Kanlı’nın kıymetli eşi Zehra Gökçen Kanlı dün Gönyeli’de toprağa verildi. Ailesi, merhumeye rahmet, tüm dost, akraba ve sevenlerine başsağlığı diledi. Akcan ailesinin direği ve banka genel müdür yardımcısı, iyi insan Ergül Akcan ise bugün Lefkoşa’da defnedilecek. Ergül Akcan üç evlat ve birkaç torun sahibiydi.

Diğer yandan aslen Klavyalı olup, Alaniçi’nde ikamet eden Fatma Nizam da köyün çınarlarındandı. Dün Alaniçi köyü mezarlığında defnedilen Nizam, sekiz evlat ve birçok torun sahibiydi. Bir başka saygın kişi de Nakışcı ailesinin direği Aziz Nakışçı… Aslen Vuda’lı olup, Akova’da ikamet eden Aziz Nakışçı dün Akova’da defnedildi. İki evlat, dört de torun sahibiydi.

Yeşilırmak’ın köklü ailelerinden Köycü ailesinin çınarı, değerli insan Rasiha Köycü dün Yeşilırmak’ta gözyaşlarıyla defnedildi. Beş evlat, birçok torun ve torun çocukları sahibiydi. Mağusa’da ‘Polişman Nazım’ diye bilinen, Pervin Aykor’un değerli eşi, 1933 doğumlu M. Nazım Aykor ise dün Gazimağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Çevresinde sevilen ve sayılan bir kişi olan Polişman Nazım, üç evlat, birçok torun ve torun çocukları sahibiydi.

Aslen Sütlüce’li olup, Lefkoşa’da ikamet eden, Ülkü Berksu’nun kıymetli eşi Ertan Berksu ise dün Lefkoşa’da defnedildi. Bir evlat, bir de torun sahibiydi.

Tümüne Ulu Tanrı’dan rahmet, yaslı aileleri ve sevenlerine başsağlığı dileriz.

 

YORUM EKLE

banner96