Dr. Küçük’le Denktaş ve Doğu Akdeniz’deki durum

Başlık size biraz tuhaf gelebilir. Ancak geçmişten başlayan varoluş mücadelesinin gelinen noktada ne denli haklı olduğu gerçeğini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. Bir süreden beri zengin hidrokarbon yatakları nedeniyle dikkatlerin Doğu Akdeniz’e çevrilmesi, Dr. Küçük ve Denktaş’ın, Türkiye’yi Kıbrıs konusunda taraf yapma inat ve ısrarlarının haklılığını da göstermektedir.

Türkiye’de zamanında bazı dışişleri bakanlarının “Bizim Kıbrıs diye bir davamız yoktur” şeklindeki beyanlarına rağmen, 1940’lı ve 50’li yıllarda Kıbrıs Türkünün davasını Anadolu’ya anlatmak kolay olmamıştı…   Dönemin hükümetleri, Dr. Küçük’ün faaliyetlerini yakından takip eder, bir yandan da “Aman İngiltere ile aramız açılmasın” zihniyetini taşırlardı. Bu nedenle Dr. Küçük’ün, Ankara’da otel köşelerinde haftalarca hükümetten randevu beklediği gerçeğini unutmamak gerek.

Ancak Dr. Küçük, Ankara Palas’ta kalırken boş durmamış, Türkiye’de kamuoyunu oluşturan gazetelerin Ankara bürolarının şefleriyle irtibata geçerek, dostluk bağları kurmuş ve böylelikle Kıbrıs davası ile ilgili olarak, iktidarlar üzerinde baskı kurmaya başlamıştı… Zaten Hürriyet gazetesinin kurucusu merhum Sedat Simavi, Kıbrıs davasına inanan bir kişiydi. Vapurla seyahatinde Kıbrıs’a da uğramış ve Limasol’da Türklerle görüşmüştü.

O dönemde Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Günaydın, Tercüman gibi gazeteler, EOKA’nın da saldırılarının doruk noktaya geldiği günlerde, Kıbrıs’a ait haber ve köşe yazılarıyla kamuoyu oluşturmuş, bu vesile ile Kıbrıs Türklerinin haklı davası iktidarların da gündemine taşınmıştı… Bu noktada Necati Zincirkıran, Cüneyt Arcayürek, Ömer Faruk Demirtaş, Ömer Sami Coşar gibi gazetecilerin isimlerini sayabiliriz. Daha niceleri vardı, ama hatırlamak kolay değildir. Çoğu arkadaşımdı. Hayatta kalanlara uzun ömür, göç edenlere rahmet dileriz. Hakları kolay kolay ödenemez.

Toplumumuzda bunları bilen var mı veya kaç kişi bilmektedir? Yukarıda saydığım isimlerin her biri kalemleriyle Kıbrıs Türklerinin davasını savunan, Türkiye’de kamuoyu oluşturan değerli mücahitlerdir. Onların çaba ve girişimleriyle, Türkiye Talebe Federasyonu’nun öncülüğünde o günlerde Kıbrıs mitingleri düzenlendi.    Edirne’den Ardahan’a kadar yer alan mitinglerde üniversite gençliği ve halk “Kıbrıs bizim canımız, feda olsun kanımız” diye tempo tuttu. Manşetlerde Kıbrıs vardı ve böylelikle Kıbrıs davası Türk milletine mal edilmiş oldu.    O mitinglerde konuşan Dr. Küçük, Rauf Denktaş ve Osman Örek idi.

Bu gelişmelerden sonra Türkiye’deki iktidarlar, Kıbrıs Türk liderliğini adam yerine koymuş ve gerekli kolaylıkları da sağlamaya başlamışlardı. En büyük başarıydı bu. O günlerde karşı unsur ENOSİS peşinde koşarken, Türkiye’nin de Kıbrıs Türk halkına sahip çıkması, kazanılan zaferin ilk aşamasıydı.

Geçmişte bu denli çetin ve aynı zamanda inançlı bir mücadele verilmeseydi, bu günlere gelebilir miydik? Doğu Akdeniz’in kıymetlendiği bu sıralar, Kıbrıs’ın, dolayısıyla KKTC’nin stratejik öneminin arttığı ifade edilmektedir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Doğu Akdeniz’deki faaliyetlere seyirci kalsak ve karşı adım atmasaydık, Türkiye sahillerinde denize olta atacak yer bulamayacaktık” derken, KKTC’nin önemine vurgu yapmaktadır.

Dr. Küçük’ün etrafında toplananlar, başta Denktaş ve Örek olmak üzere; gelmiş geçmiş iktidarlar, Türkiye ile ilişkileri en üst seviyede tutmakla sağlam bir temel oluşturdular. Üzerinde yaşadığımız topraklarda bir devlet sahibi olabildiysek, bu devleti yaşatma zorunluluğumuz vardır. Çünkü gidebileceğimiz başka bir devlet yoktur.    Uzun bir mücadele sonucu ve Rum tarafının uzlaşmazlığı karşısında tek çare kalmıştı. İşte Denktaş’ın, mecliste KKTC’nin ilanı kararını açıklaması, bunca yıllık mücadelenin en güzel meyvesidir.

Meclis kararının ardından Dr. Küçük, Denktaş ve Örek’in birlikte halkı selamlamaları, “Biz kurduk, siz yaşatacaksınız” mesajıydı. Nerden nereye gelindiğini ve Nazım Çavuşoğlu’nun da dediği gibi, bu topraklarda özgür, egemen, devlet sahibi bir halkın ferdi olarak yaşamak isteyen her KKTC vatandaşının, Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesini çok iyi okuması gerek.

***

Ali Osman’ın en acı günü

Değerli dostumuz, Afrika gazetesi Direktörü ve köşe yazarı Ali Osman Tabak’ın, geçen akşam Haspolat’taki evinde rahatsızlanarak vefat eden kıymetli eşi Sevtap Tabak bugün Doğancı (Elye) köyünde son yolculuğuna uğurlanacak. Sevtap hanıma Allah’tan rahmet eşi Ali Osman Tabak ile kızı Pembe, oğlu Mustafa Tabak ve torunu Eylül Katrancıoğlu’na, ayrıca tüm akraba, dost ve sevenlerine başsağlığı dileriz.

Kahveci Reyfet de veda etti

Bellapais’in meşhur kahvecisi, herkes tarafından sevilen ve sayılan, iyiliksever insan Reyfet Ulusoğlu (Kahveci Reyfet) de Hakkın rahmetine kavuştu ve önceki gün Ozanköy’de defnedildi. Eşi Elvan Hanım daha önce hayatını kaybetmişti. Ailesi adına Dilek-Baha Yusufağaoğlu, Neval, Delfin, Lavin, Erim Atalar, Perihan-Deniz Öztürk, üzüntülerini dile getirdiler, ‘Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun’ dediler.

Atlılar’dan Emine Şadanoğlu

Bu arada herkes tarafından sevilen ve sayılan, iyiliksever insan Emine Şadanoğlu, önceki gün Mağusa Lala Mustafa Paşa Camii’nde kılınan namazın ardından Atlılar köyü mezarlığında toprağa verildi. Kardeşleri Mustafa, Tamer ve Sevilay Şadanoğlu, kızı Sevim Cansev, yeğenleri Sadiye Eylül ve Ezgi, acılarının sonsuz olduğunu ifadeyle, üzüntülerini tüm akraba, dost ve sevenlerine duyurdular, Emine Şadanoğlu’nun ışıklar içinde uyumasını dilediler.

YORUM EKLE

banner107

banner108