Dünya Bankası’nın Kuzey Kıbrıs Makro Ekonomik Raporu şaşırtmadı

Dünya Bankası uzmanları tarafından hazırlanan  “Kıbrıs Türk  Ekonomisinin Dayanıklılığını Test Etmek” başlıklı raporu, geçtiğimiz günlerde basın, ekonomik örgüt ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile paylaşıldı..
   Bende, bugünkü yazımda bu raporun içeriği ile ilgili özet bilgiler verip, kendi değerlendirme ve yorumlarımı sizlerle paylaşacağım. Raporun finansmanını Avrupa Birliği sağladı.
   Bahse konu raporda, iki toplum arasında işbirliğinin ilerlemesi halinde, başta hellim olmak üzere çeşitli ürünlerin üretim ve pazar bulma imkanlarının oldukça gelişeceği belirtiliyor.
   Raporun içinde, Pandemi, iklimsel sorunlar ve Ukrayna krizi gibi birçok ekonomiyi olumsuz etkileyen nedenlerin yanı sıra, Kıbrıs Türk ekonomisinin özellikle Türk Lirası kullanımı ve TL’nin değer kaybı, enflasyon ve Türkiye ekonomisine bağımlılık nedeniyle, ekonominin daraldığı, oldukça dayanıksız ve kırılgan bir durumda olduğuna da vurgu yapılıyor.
   Söz konusu raporda, Pandemi ve Ekonomik krizden en fazla kadınlar ve gençlerin etkilendiği belirtiliyor. Ülkedeki genç nüfusta işsizlik oranı, Avrupa Birliği ortalamasının oldukça üstünde seyrediyor. Ayrıca, 2020 yılında işini kaybedenlerin yüzde 76’sı kadınlar oldu.
   Raporda ‘Kıbrıs Türk ekonomisi ile Türkiye ekonomisi arasındaki yakın ekonomik ilişki ve TL kullanımının, sadece Kıbrıs Türk ekonomisinin kırılganlığını artırmakla kalmadığı, aynı zamanda Kıbrıslı Türk şirketlerinin mali yapısını da olumsuz etkilediği ifade edilmektedir.
   Pandemi, döviz krizi ve global ekonomik krizin etkisiyle, birçok kesimin zora girdiğine dikkat çekilen Dünya Bankası raporunda, başta dar gelirli ve sosyal yardıma muhtaç kesimler olmak üzere, çalışanların ve enflasyona karşı mücadele veren şirketlerin çok olumsuz etkilendiği ve bu kesimlere devletin destek vermesi gerektiği belirtildi.
   Raporda, ekonomik krizde küçük ve orta ölçekli işletmeler ile esnafın ciddi iş kayıpları yaşadığı, bu nedenle toplam istihdamda yüzde 20 gerileme olduğu, işsizliğin çoğaldığı da vurgulandı.
    Dünya Bankası raporunda, coğrafi tescili yapılan hellimin, Kıbrıs Türk ekonomisi için son derece önemli bir fırsat kapısı açtığına, Güney ile ekonomik işbirliğinin geliştirilmesiyle birlikte, harnıp ve zeytinyağı başta olmak üzere daha birçok üründe fırsatlar ortaya çıkacağı kaydedildi.
   Kıbrıslı Türk ile Kıbrıslı Rum şirketlerin ve üreticilerin, birbirlerinden öğreneceği birçok konu olduğu raporda vurgulandı. Ayrıca,  karşılaştırmalı olarak Kıbrıslı Türk firmaların ve Kıbrıslı Rum firmaların neler ürettiği ve bunları nasıl ve nereye pazarladığı da incelendi.
   Buna göre, Kıbrıslı Rum şirketlerin yüzde 90’ı, başta AB ülkeleri olmak üzere, çok sayıda ülkeye hem basit, hem orta ve karmaşık ürünler ihraç ediyor. Kıbrıslı Türk firmalar ise ‘sadece basit tarım ürünlerini’(narenciye, hellim v.b) yalnızca Türkiye, bazı Arap ülkeleri ve az sayıda AB üyesine pazarlayabiliyor.
   Bu bağlamda,  adada ekonomik açıdan ‘güçlerin birleştirilmesi’ durumunda her iki toplumun da kazançlı çıkacağı, özellikle Kıbrıs Türk ekonomisinin ciddi bir gelişme kaydedeceği de vurgulandı.
   Dünya Bankası raporu ile ilgili bazı özet bilgileri sizlere aktardım.Rapor içinde  kıymetli bilgiler mevcuttur.Ancak, Rapor içindeki bilgiler bizim için yabancı değildir.Bildiğimiz konuların ve sorunların tespiti ve  tekrarıdır..Bu tespitlerin ve sorunların çözümü için hem siyasi iradeye hem de ekonomik desteklere ihtiyaç vardır.
   Önemli olan, bu raporlarda yazılanları dikkate alacak, sorunlara çözecek ülke yöneticilerimizin olması ve bunları hayata geçirmeye çalışmalarıdır.
   Elbette ki, raporda belirtilen, Kıbrıs’ taki iki tarafın ekonomilerinin işbirliği yapması, bütünleşmesi için, sadece ülke yöneticilerinin değil, tüm ekonomik örgütlerin ve aktörlerin de devrede olması ve işbirliği yapması şarttır. Bu iş, sadece Hükümetin uhdesinde olmamalıdır.
   Raporda da işaret edildiği gibi, ekonomi, krize girdiğinde, devlet gerekli katkıyı ve maddi desteği yapmalıdır. Oysa pandemi döneminde, devlet, çok cuzi maddi katkı dışında, işletmelere, esnafa, maaş alamayan özel sektör çalışanlarına yeterli maddi desteği yapmamıştır. Bu nedenle, birçok esnaf ve işletme iflas etmiş ve ülkede işsizlik patlama yapmıştır.
   Son tahlilde, şunu vurgulamak istiyorum. AB, Dünya Bankası, IMF gibi kurumlardan Ülke olarak bizim beklentimiz, sadece sorunların tespiti değil, ekonomik ve siyasi anlamda daha fazla destek olmalarıdır.
   AB, IMF ve Dünya Bankası, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin kendi ayakları üzerinde durması için yeterli ekonomik ve mali destek programlarını niye uygulamaya koymamaktadır? Pandemi döneminde, AB, Güney’e önemli ekonomik katkılar yaparken, maalesef Kuzey’e yetersiz ve sembolik katkılar yapmıştır. Bu konu, halkımız arasında üzüntü ile karşılanmıştır.
   KKTC ekonomisinin mevcut durumunun ve sorunlarının neler olduğu noktasında rapor yazmak önemlidir ama, sorunların çözümü için daha somut adımlar atılmalıdır. Yeşil Hat tüzüğünün, mali yardım tüzüğünün geliştirilmesi ve Doğrudan Ticaret tüzüğünün uygulamaya başlaması en önemli somut adımlar olacaktır.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104