Dünya Sanat Günü’nde bir genç kemancımız; Hande Küden

 Sanat: Daha uygar bir dünya için çabalayan bir umut, bir ışık ve “Dünya Sanat Günü”
   Yarın 15 Nisan… Dünya sanat günü… Ressam ve sanat insanı Bedri Baykam’ın, Leonardo da Vinci’nin doğum gününü esas alarak gerçekleştirdiği mükemmel bir stratejik çalışma sonunda 2011 yılında “Milletlerarası Sanat Derneği” tarafından kabul edilerek “dünya sanat severleri” ne armağan edilmiş bir gün… Böyle önemli bir günün, sanatçının nasıl bir profile sahip olması gerektiği, nasıl çalışması, ne tür eserler üretmesi gerektiğinin bile yönetenler tarafından sanatçıya empoze edilmeye çalıştığı bir ülkenin sanatçısı tarafından insanlığa kazandırılması da ayrı bir sevinç kaynağı tabii...
   Sanat çağdaş insanın ortak kullanabileceği, politikacıların ayrıştırıcı dillerine rağmen, mağara ressamlarından günümüz ressamlarına, tamtam çalanlardan keman çalanlara, artık çalınmayan klavsenlerden, Steinway piyano kullananlara kadar tüm erbabını birleştiren bir olgu. Yeryüzünde insan kadar eski ve insanlığın ortak paydası… Politikacıların sandığı gibi “takip edilip yakalanması gereken bir “vatan haini veya terörist” değil… Sadece kendisiyle ilgilenen ve işlevi de keyif alarak dinlenmesinden veya yaşadığımız apartman dairelerini süslemesinden veya bir çoğunun yaptığı gibi sahip olunan resimlerin maddi değerleri üzerinden böbürlenilmesini sağlamaktan çok daha fazla, çok daha ileri, çok daha insancıl… Sonuçta insanın iyiyi ve güzeli, uygar bir yaşamı yakalaması, düşüncelerinin ve bu düşüncelerin özgür bir şekilde ifade edilebilmesi için gösterilen yaratıcı bir çaba… Tabii toplayıcı ve bütünleştirici. Bu özellikleri nedeniyle bir aydınlık ve daha iyi bir dünya için bir umut. Sanatın bu özellikleri bize, artık dünyanın dört bir yanına dağılmış bulunan sanatçılarımızdan da sevindirici haberler getiriyor. Hele hele bunlar genç sanatçılar ise... Son zamanlarda bu genç sanatçılarımızın sayısı bir hayli arttı. Bu anlamda anlaşılıyor ki, Bedri Baykam’ın bizlere bir “Dünya Sanat Günü” armağan edilmesi için gerçekleştirdiği kıymetli çalışması boşa gitmemiş… Son zamanlarda bizi sevindiren genç sanatçılarımızdan bir tanesi de Berlin Filarmoni Orkestrasına dahil olan ilk Türk kemancı genç Hande Küden oldu.

 

Ana çizgileriyle Berlin Filarmoni Orkestrası
   Hande Küden’in başarısının ayrıntılarına girmeden önce, kabul edildiği dünyaca ünlü Berlin Filarmoni Orkestrası hakkında birkaç cümle söylemek doğru olacaktır. Klâsik batı müziği camiasının yakından tanıdığı Berlin Filarmoni Orkestrası, kuruluşu 1882 yılına kadar giden ve neredeyse 140 yıllık tarihinde verdiği her konseri dikkatle izlenen bir orkestradır. Nüvesini, Ludwig von Brenner’in önderliğinde hareket eden ve 54 müzisyenden oluşan Frühere Bilsesche Kapelle adlı bando oluşturur. Kuruluşunu takiben, 8 senfoni orkestrası, 10 oda orkestrası, 880 korosu 4 bağımsız operası ile zaten tam bir kültür ve sanat şehri olan Berlin halkı ve iş insanları tarafından desteklenerek gelişmiş ve büyümüştür. Çok zor sınavlardan ve deneme koşullarından geçerek kabul edilmiş olan geniş bir sanatçı kadrosuna sahip Berlin Flarmoni Orkestrası, efsanevi şefleri Herbertvon Karajan döneminde (1954 -1984) başarıdan başarıya koşmuştur. Günümüzde de, Viyana Filarmoni ve Hollanda Kraliyet Orkestrası ile beraber, Avrupa’nın en başarılı üç orkestrası arasında yer almaktadır. İşte genç kemancımız, kendi deyişiyle “asla pes etmemiş” ve verdiği büyük mücadeleden sonra, hem de neredeyse taptıkları şefleri Karajan’ın, “Kadınların yeri mutfaktır, orkestra değil” demesine rağmen Berlin Filarmoninin birinci keman grubuna asaleten atanmıştır. Gerçi Karajan her ne kadar böyle dediyse de bugün 126 kişilik bir kadrosu olan Berlin Filarmoni Orkestrasında 21 kadın müzisyen var. Birinci Keman grubunda 6 kadın keman vardı, şimdi Hande ile birlikte 7 oldu.


  

Keman eğitimine başlaması ve büyük şansı Daniya Kaynova

   Hande’nin hayallerine girecek kadar müzikle tanışması daha anaokulunda başlamış. Öğretmeninin, annesine Hande’nin müzik kulağının çok iyi olduğunu söylemesi üzerine, Çukurova Ziraat Fakültesinde öğretim üyesi olan annesi, küçük Hande’yi Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası Çocuk Korosuna yazdırmış. Hande, koronun Çokurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın Çocuk Korosu ile birlikte verdiği bir konserde, kendisi gibi küçük bir kemancını çalışından çok etkilenmiş. İşte o günden beri rüyalarına giren ve hayallerini süsleyen keman hiç aklından çıkmamış. Çok geçmeden duygularını ve hayallerini anne ve babasına söyleyince, onlar da Hande’yi Ç.Ü. Devlet Konservatuvarına yöneltmiştir. Hande’nin,  Konservatuvarda Tataristan kökenli sanatçı Daniya Kaynova’ya rastlaması ise, anladığımız kadarıyla en büyük şansı olmuştur. Zira kendi ifadesiyle, Kaynova’nın Hande’ye, “küçük yaşta disiplini bir çalışma alışkanlığı kazandırması, her gün bir program dahilinde düzenli olarak çalışmayı alışkanlık haline getirmesi ve Rus ekolünün özelliği olan keman çalmada rahatlık esnekliği kazandırması” Hande’nin bugünlere gelmesinde çok önemli rol oynamıştır. Üstelik, Hande’nin Kaynova ile yakaladığı bir başka şans da, Kaynova’nın eşi Slava’nın da aynı konservatuvarda çello sanatçısı olması ve ondan da beraber çalma ve dinleme ve hatta oda müziği dersleri alması olmuştur. Bunların yanında Kaynova Hande’nin yurt dışına gitmesinde ve eğitimine özellikle Almanya’da devam etmesinde ve ünlü çello hocası Zimmermann’la   tanışmasında önemli rol oynamıştır.
 

Almanya günleri ve ödüllerin gelmeye başlaması

   Hande Küden yurt dışında ilk önce 2008 yılında Salzburg’a gitmiş ve Orada Dora Schwarzberg ile bir süre çalışmıştır. Hocası kendisini çok beğenmiş ve Hande de artık tekniğinin önemli ölçüde geliştiğinin farkına varmıştır. 2012 yılında ise, her iki hocasının da önerisiyle, Almanya’nın en prestijli müzik okullarından birisi olan Hans Eisler müzik yüksek okulunu bitirmiştir. Bu mükemmel okulda özellikle ünlü çellocu Tabea Zimmermannn’dan aldığı dersleri bugün büyük bir övgü ile anmaktadır. Hans Eisler’den mezun olduktan sonra Cem Mansur’un 2007’de kurduğu Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrasının yeniden yapılandırılmasıyla oluşan Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrasında dört sene baş kemancı olarak çalışmıştır. Tam da bu günlerde genç bir başarı sembolü olan Hande’ye, hakkettiği ödüller de gelmeye başlamıştır. 2013 yılında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Aydın Gün Teşvik Ödülüne layık görülen Küden, 2014 yılında 5. Donizetti Klâsik Müzik Ödüllerinin dağıtımında Andante Dergisi tarafından “Yılın Genç Müzisyeni” seçilmiş, İş Sanat tarafından organize edilen “Parlayan Yıldızlar” serisinde gösterdiği performans ile de Meriç Soylu ödülünü almış ve İş Sanat’ın 16 Sezonu’nun açılışında açılış konseri sanatçıları arasında yer almıştır. Artık adından bol bol söz ediliyor, hakkında haberler çıkıyor ve afişlerde ismi üst sıralarda  yer alıyordu. Buraya kadar her şey güzeldi ama yaşamak için çalışıp para da kazanmak gerekiyordu. Önce Alman Senfoni Orkestrası’nın akademi sınavına girdi ve kazandı, 2 yıl sonra da Karajan Akademi sınavına girdi ve tabii ki onu da kazandı. 2016’da Alman Senfoni Orkestrası’nın konzertmeister yardımcılığına getirildi. Arık hedefi vardı: 13 yaşından beri hayallerini süsleyen Berlin Flarmoni…


Berlin Filarmoni’deki günler, duygular ve düşünceler

   Hande 2019’da Berlin Filarmoni’nin de sınavını kazandı. Ama 13 yaşından beri hayallerini süsleyen bu orkestranın daha asli elemanı olmamıştı. Zira Almanya’da sistem Türkiye’den farklıydı ve asli eleman olma, diğer bir deyişle kadrolu eleman olmak hiç de kolay değildi. Almanya’daki sistem, neden Almanların sanat dahil her alanda bu kadar ileri ve gelişmiş olduğunu gösteriyordu. Zira hangi alan olursa olsun, sınavın kazanılmasını takip eden çok ama çok zorlu bir deneme süresinden de başarıyla çıkmayı gerektiriyordu. Hande de sözleşmeli personel olarak deneme süresine tâbi tutulmuştu. Bu süre içinde konserler devam ediyordu ve çalışmak zorundaydınız. Hande kendi ifadesiyle ,”bu süre içinde çok yorulduğunu ama hiçbir zaman pes etmediğini” söylüyordu. Yine kendi ifadesiyle, “Berlin Filarmoni’ye kabul edildiğimi duyduğumda sevindim ve rahatladım. Ama çok geçmeden anladım ki, “sınav kazanmak deneme süresinde konserlerde çalmaktan daha kolay!”…  Zira deneme süresinde her konser ayrı bir sınav! Üstelik deneme süresinde sadece keman çalışın değil, grup çalışanlarıyla ve insanlarla olan ilişkilerin de değerlendiriliyor. Bir yıldan sonra tüm orkestra elemanları sizin hakkınızda bir oylama yapıyor. Orkestra elemanlarının en az dörtte üçünün olumlu oyunu almak lâzım.”  Ama Hande bu deneme süresinin de hakkından geldi ve yeterli oyu alarak keman grubuna asli eleman olarak katıldı.
   Şu günlerde Hande hayatından memnun ve çok mutlu ve rahatlamış durumda. Mesleki açıdan bakıldığında Hande orkestranın çalışıyla tam bir uyum halinde. Berlin Filarmoni’yi “başka hiçbir orkestranın yerine koyamayacağını” söyleyen Hande Küden, “Onların sesi ve çalma şekli bana uyduğu için ben de onlarla beraber bir dalgalanma hissediyorum” diyor. Aslında Hande, yaptığı işi kendi deyişiyle “bir tutkuya” dönüştürmüş. Bu nedenle, “bugün piyangodan para çıksa ve milyoner olsam, para kazanmama gerek olmasa da Berlin Filarmoni’deki işimi bırakmam!” diyor. Pekiyi hayalleri be beklentileri sona ermiş durumda mı? Bu günlere ulaşmasında büyük destek ve ilgilerini gördüğü anne, babasına teşekkür eden ve Kaynova ile Zimmermann’a  minnetle anan Hande Küden’in söylediklerine  bakılırsa beklentileri pek yok olmamış. İlk beklentisi gayet masum: 35 yıl sonra Berlin Filarmoni’den emekli olmak… Ama ikincisi biraz daha iddialı: Berlin Filarmoni’de baş kemancı olmak… Dediği gibi, iddialı olmasına rağmen boş bir hayal değil… Her başarının başlama noktası “hayal kurmak” değil mi? Hayaller, Einstein örneğinde yaşandığı gibi, eğer disiplinli çalışılırsa, bir çok halde “gerçeklerin önüne” de geçmiyor mu?  Hande de daha 13 yaşında iken Berlin Filarmoni’de keman çalmayı hayal etmemiş miydi? Kendisini kalpten tebrik eder, tüm genç sanatçılarımıza örnek olmasını dilerim.
  

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75