Dünyada ve Kıbrıs’ta göçmenlik… Örek, bu iş için Ankara’ya gitmişti

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) Cenevre’de açıkladığı rapora göre, dünya üzerinde 82 milyon 400 bin insan şiddet ve insan hakları ihlalleri nedeniyle yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. 2020 yılında Koronavirüs nedeniyle getirilen seyahat kısıtlamalarına rağmen, 2019’a göre yaklaşık 3 milyon insan daha yerini yurdunu terk etmek durumunda kaldı. Geçen yıl 5 milyon 700 bin Filistinli ve 3 milyon 900 bin Venezuela’lı krizler nedeniyle ülkelerini terk etti. Ülkesini terk edenlerin başında Suriyeliler, Venezuelalılar, Afganlar, Güney Sudanlılar ve Myanmar geliyor.  BM raporuna göre, Etiyopya, Mozambik, Güney Sudan ve Suriye’de ve Afrika’nın bazı bölgelerinde insanlar açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

82 milyon 400 bin gerçekten dudak uçuklatan bir rakam… Yıllardır hemen her gün açlıktan, sefaletten, savaştan, krizlerden bunalıp da daha iyi yaşam umuduyla Batı’ya yelken açanlar çok acı kayıplar verdi. Umuda yolculukta ölenleri, Akdeniz’in derin sularına gömülerek balıklara yem olanları da hesap edecek olursak, karşımıza daha korkunç bir tablo çıkıyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin açıkladığı rakam Türkiye nüfusu kadar. Böyle bir nüfusun yerinden yurdundan olması, dünyadaki dengeleri de değiştirebileceği gibi, ülkeler arasındaki dengeleri de altüst edebilir. Yunanistan ve bazı ülkeler, mülteci akınından kurtulabilmenin yollarını ararken, aldıkları bazı önlemlerin insanlık dışı ve kabul edilemez olduğu geçen gün AB tarafından da bizzat açıklanmıştı.

Kabul etmek gerekir ki, mülteci sorunu şu anda dünyada en önemli sorunlardan biri… Hele sayı 90 milyonlara doğru tırmanırken, başta BM olmak üzere; uluslararası kuruluşlar ve gelişmiş ülkeler bu durumda ‘Çaresizler’ oyununu oynuyorlar. Mesela külteci sorunundan etkilenen ülkelerin başında Türkiye geliyor desek, herhalde yanlış söylememiş oluruz. Sadece 4 milyon civarında Suriyeli mülteci Türkiye topraklarında barınıyor.

Dünyada mülteci sorunu her geçen gün daha da büyür ve evini yurdunu terk ederek, başka yerlerde yaşam bulmak isteyen göçmenler nice zorluklara göğüs gererken, bir anda aklımıza Kıbrıs Türk halkının büyük bir çoğunluğunun Rum saldırıları sonucu göçmen oluşu, yaşadığı dramatik yıllar geldi gözümüzün önüne… Gerçi EOKA’nın faaliyete geçtiği 1 Nisan 1955’ten sonra da Türk halkı yerinden yurdundan edilmişti, ama esas göç 21 Aralık 1963’te Kanlı Noel ile birlikte başlayan saldırılarla yoğunluk kazanmıştı. Ada’nın Yunanistan’a ilhakı ve böylelikle ENOSİS’in gerçekleştirilmesini öngören Akritas Planı uyarınca Türk kent ve köyleri ateş altına alınırken, saldırıya maruz kalan soydaşlarımız yollara düşmüşlerdi. Başta Lefkoşa’nın Türk kesimi olmak üzere; Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler göçmen akınına uğramıştı.

Bundan 58 yıl önce, dönemin Savunma Bakanı Osman Örek, göçmen durumunu Türk hükümetiyle görüşmek üzere Ankara’ya giderken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük de, “Göçmenköy’de bulunan benim arsaların üzerine göçmenler için evler yapın” demişti. Bu günkü Göçmenköy işte böyle kurulmuştu… Osman Örek, Ankara’ya hareketinden önce verdiği demeçte özetle şöyle demişti:

“Türk toplumunun karşılaşmakta olduğu ve derhal halledilmesi gereken en önemli sorun, 25 bin civarında Türk göçmenin, üçüncü kış mevsimi basmadan onlara mesken temin edebilmektir. Bu göçmenlerin 5 binden fazlası Lefkoşa’nın Küçük Kaymaklı bölgesindendir. Bunlar, Lefkoşa’da ateş-kes anlaşması yapıldıktan sonra, evleri ‘Müşterek Mütareke Kuvveti’ ve daha sonra BM Barış Gücü askerlerinin gözleri önünde tamamen tahrip ve yağma edilen Türklerin en büyük grubunu teşkil etmektedir.”

Osman Örek, zulüm görmüş bu soydaşlarımızın sağ salim evlerine dönebilmeleri hususundaki anlaşmaların uygulanması için yapılan tüm barışçı çabaların maalesef hiçbir sonuç vermediğini söylemiş, kış bastırmadan yağmur ve soğuktan korunmaları gerektiğini ifade etmişti. Örek, acele olarak kerpiçten evler yapmak ve damlarını örtebilmek için gerekli inşaat malzemelerinin para ile satın alınmasını bile Rumların çeşitli bahanelerle reddettiklerini belirtmişti. Osman Örek devamla hesaplarına geldiği zaman kendilerini insan hakları savunucuları yerine koyanların, gerçekte ise, muhasara altında bulunan bu insanların acılarını kısmen de olsa dindirebilmek için hiçbir şey yapmadıklarını kaydetti.

Göçmenlerin sorunlarını Ankara’da Türk hükümet yetkilileri ile görüşeceğini ifade eden Osman Örek, beklentilerinin Türkiye tarafından karşılanabileceği ümidinde olduğunu dile getirmişti…

O günlerden bu yana nerdeyse 60 yıl gibi bir zaman geçti. Kıbrıs Türkü özellikle 21 Aralık 1963 ile 20 Temmuz 1974 döneminde çok zorluklar çekti. Çağdışı muamelelere maruz kaldı. Evlerinden yerlerinden edilenler sığındıkları mekânlarda, sağlıksız koşullarda yaşam mücadelesi verdi. Göçmen olmanın zorluklarını daha o zamandan gördü ve yaşadı bu toplum. Bunları unutabilmek mümkün değildir. Günümüzde çoğu bunları, bu acı gerçekleri bilmiyor diye not etmek istedik. Kıbrıs Türkü, toplu katliamları da, göçmenliği de çoğu milletten çok daha önce yaşadı. Bunları bilerek ve bir devlet sahibi olduğumuz bilinciyle, Türkiye’nin güvencesiyle zorlukları aşacağımızdan emin olarak yolumuza devam edelim.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75