Dünyaya kapılmamalı

   Biz Allah’a aidiz, ondan geldik, yine ona döneceğiz, (Bakara) bu dünya bizi asıl yurdumuza götüren bir köprüdür, bütün köprüler gibi onun da başı ve sonu bellidir.

   Dünya hayatı neye benzer? Allah-u Teâlâ’nın benzetmesiyle; bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Asıl hayat ahiret yurdudur. (Ankebut)  Gökten inen bir su ile yeryüzündeki bitkiler önce yeşerip gürleşir, sonra kurur ve rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelir, (Kehf) işte dünya hayatı da böyledir. Evet, bu dünya hayatı aldatıcı bir menfaatten ibarettir.(Al-i İmran)  Öyleyse dünya hayatı Müslüman’ı aldatmamalıdır. (Fatır)

   Batan güneş misali; Bir gün Peygamber Efendimiz ashabına, dünyanın sayılı günleri kaldığını, ömrümün sonuna iyice yaklaştığını anlatmak istedi. Onlara bakmak üzere olan güneşi gösterdi ve şöyle buyurdu;  “Bugünün geçen saatlerine göre kalan saatleri ne kadar kısa ise dünyanın geçen ömrüne göre kalan ömrü de o kadar kısadır.” (Tirmizi) Allah'ın sevgili elçisi dünyayı misafirhane, insanı da misafir sayardı. Bir gün kuru hasırın üzerine yatıp uyumuştu, hasır mübarek yüzünde çizgiler bırakmıştı sahabileri bu duruma çok üzülmüştü. Resulü Ekrem onlara, günleri sayılı bir kimse için rahat ve konforun önemli olmadığını şöyle anlattı: “Şu dünyada ben, bir yaz günü seyahate çıkan, bir ağaç altında, azıcık dinlendikten sonra yoluna devam eden bir yolcu gibiyim.” (Tirmizi)

   Bir garip yolcu; Ahiret uzakta değil, burnumuzun dibindedir. Peygamber Efendimiz  bu gerçeği anlatmak için, cennetinde  cehenneminde bize ayakkabımızın bağcığından daha yakın olduğunu haber verdi. Abdullah İbn'i Ömer, “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol kendini ölmüş bil!” hadis-i şerifini bizzat Peygamber Efendimizden duymuştu, bu hadisi bir sahabi duyarlılığı ile şöyle açıkladı; “Akşama ulaştığında sabahı gözetme; sabaha kavuştuğunda akşamı bekleme, sağlıklı günlerinde hastalık zamanı için, hayatın boyunca ölümün için tedbir al!”

   Ölümün şeması; İnsanın uzaklarda sandığı ölümün, onu ahtapot gibi dört bir yanından sarıp kuşattığını Peygamber Efendimiz bir şema ile anlattı; önce yere bir dikdörtgen çizdi, dikdörtgenin ortasına, onu bir kenarından keserek dışarı çıkan bir çizgi çekti, ortada bu çizginin iki yanından ona doğru bir takım küçük çizgiler daha çizdi, sonra da şöyle buyurdu; “Şu ortadaki çizgi insandır, onu kuşatan şu dörtgen ecelidir, dörtgeni keserek dışarı çıkan çizgi insanın arzulardır, ortadaki çizgi yani insana yönelik küçük çizgiler, dert ve sıkıntılardır. İnsan bu dertlerin birisinden kurtulsa, öteki gelip çarpar, şundan kurtulsa beriki gelip yakalar.” (Buhari)  İşte bizim manzaramız budur. Bir kimse mü’min inceliğine sahip değilse, kendisini dört bir yanından kuşatan ölümü hissetmez, ölümün soluğu ensesinde hissedene kadar öleceğini ihtimal vermez. Peygamber Efendimiz ne güzel buyurmuştur;  “İnsan ihtiyarlasa, bile içindeki mal biriktirme ve yaşama hırsızları hep genç kalır.” (Müslim) Bu yüzden dünyaya ve dünyalığa gözü doymaz. İki dere dolusu altını olsa, bir üçüncüsünü ister, işte insanoğlu, bu açgözlülüğü yüzünden, ölümün ayak seslerini duymaz.

   Kurt ve sürü misali;  Mala,  paraya, mevkiye düşkün bir adam dinine büyük zarar verir. Hatta Peygamber Efendimizin belirttiğine göre; insanın dinine vereceği bu zarar, bir koyun sürüsüne dalan iki aç kurdun sürüye vereceği zarardan daha büyük olur. (Tirmizi)  Sadece dünya malını gören bir göz, ölümün ayak seslerine tıkalı bir kulak insana ölüm gerçeğini göstermez. Gözünü dünya hırsı bürüyen kimse, yedi sülalesine yetecek kadar biriktirdiği ‘malım, mülküm’ diye sarıldığı o servettin kendisine ait olmadığını bir türlü kabul etmez. Efendimiz ne güzel söylemiştir; insana ait olan üç şey vardır; “Biri yiyip tükettiği, diğeri giyip eskittiği, öteki de sadaka verip ahiret azığı yaptığı” şeylerdir. Bunlar dışındaki servetin kendisine faydası yoktur. İnsanı bekleyen büyük tehlikelerden biri mal sevgisidir. Cazibesiyle insanı baştan çıkaran mal sevgisi daha önceki milletleri de mahvetmiş. Allah-u Teâlâ, insanı büyüleyen dünya malını, son olarak bize verecek ve bizim nasıl davranacağımıza neler yapacağımıza bakacaktır.(Müslim)

   Bir gün Resuli Ekrem, ashabına, ileride zengin olacaklarını söyledi; sahip oldukları serveti yerli yerince harcamayabileceklerinden korktuğunu ileri getirdi. Dünya malının yeşil ot gibi cazip ve tatlı olduğunu, haksız servet edinen ve onu yerli yerinde harcamayanların ahirette perişan olacaklarını, servetini helal olan yoldan kazanan ve onu hayır yollarına sarfeden Müslümanların ise ahirette bahtiyar olacaklarını ifade buyurdu. Böylece servetin hem saadete, hem de felakete vesile olabileceğine dikkatlerini çekti.(Buhari)

   Herkese istediği verilecek; Dünya sevgisi insanın gönlüne ve hayatına hâkim olmamalıdır. Peygamber Efendimiz şu gerçeklere dikkatimizi çekmiştir; Allah-u Teâlâ, ahireti kazanmayı isteyene gönül zenginliği verir, işlerini düzene koyar, dünya ona boyun eğerek gelir. “Ben dünyayı istiyorum” diyene ise düzenini bozar, gönlüne endişe koyar, o kimse her istediğine değil sadece kendine takdir edilene sahip olur. (Tirmizi)  Allah-u Teâlâ, ahiret kazancını isteyene, istediğini bol bol verecek, dünya kazancını isteyene de istediğini verecek, fakat o ahiret nimetinden bir şey alamayacaktır.

   O ve dünya; Peygamber Efendimiz, dünyaya gönül vermedi, vefat ettiği güne kadar arka arkaya iki veya üç gün arpa yahut buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı, hatta arpa ekmeğine bile doymadı. (Buhari)  Bazen iki ay boyunca evinde sıcak bir yemek pişmezdi. Ailesi bir günde iki öğün yemek yerse birinde sadece hurma yerdi. O, “Allah'ım!  Muhammed ailesinin rızkını kendilerine yetecek kadar ver” diye dua ederdi, içine hurma lifi doldurulmuş deri kaplı bir yatakta yatardı, vefat ettiğinde, zırhı otuz ölçek arpa karşılığında bir yahudinin elinde rehindeydi. (Buhari)  Ve bindiği beyaz katırı, silahı, yolcular için vakfettiği arazi dışında, geriye ne altın, ne gümüş, ne köle, ne cariye ve ne de başka bir şey bıraktı. (Buhari)  Ümmetine dünyaya nasıl bakmaları gerektiğini öğretti. Müslüman olan, geçimini sağlayacak kadar maddi imkanı bulan ve Allah'ın kendisine verdiğine kanaat eden kimsenin kurtulacağını söylerdi. Bir mala göz dikerek onu hırsla elde eden kimsenin, o malın bereketini görmeyeceğini belirtirdi. (Buhari)  Vücudu sıhhatte, canı ve malı emniyette, bir günlük yiyeceği yanında olan kimseyi bahtiyar sayardı.(Tirmizi)  Uhud Dağı'nın altın olup da  yanında üç günden fazla kalmasını istemediğini, şayet böyle bir şey gerçekleşecek olsa, borcu kadarını bir yere ayırdıktan sonra, o altınların hepsini üç gün içinde ihtiyaç sahiplerine dağıtacağını söylerdi. (Buhari)  O’na göre gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğu idi.

   Gerçek hayat; şunu unutmamalı: Gerçek hayat ahiret hayatıdır.(Buhari) Allah yanında dünyanın sinek kadar değeri yoktur. (Tirmizi)  İnsanın gönlünü kaptırdığı dünya, Allah katında ki, yeri ölü bir oğlaktan daha değersizdir, dünya hayatını; uzunluğu, zevklerinin kalitesi ve devamlı oluşu bakımından ahiret hayatı ile kıyaslamak gerekirse, ahiret bir denize, dünyada o denizde batırılıp çıkarılan parmaktaki suya benzer. (Müslim)  İşte dünya ile ahiret hayatının Allah katındaki yeri böyledir. Şu da bir gerçek; dünyaya aşırı derecede meyletmeyeni Allah sever, halkın elindeki dünyalığa göz dikmeyeni insanlar da sever.

   Ölümü unutmamalı; Peygamber Efendimizin öğrettiği hayat ölçülerini dinlemeye devam edelim; Dünyaya kapılmamak için, zevkleri bir bıçak gibi kesen ölümü sık sık hatırlanmalıdır. Çünkü; insanı ahtapot gibi dört bir yanından sarıp kuşatan ölüm ansızın gelecektir.(Buhari)  Bu sebeple, insan dünyayı av, kendisini avcı sanmamalı, var gücüyle bu avın peşine düşmemelidir.  Kendisinin av, ecelinin avcı olduğunu bilmelidir. Bizim evimiz ahiret, avımız oranın geçer akçesi olan ibadet, itaat, hayır ve hasenattır.

**

Ey vekil olan Allah’ım

   Sen ne güzel vekilsin. Sen en güzel sahibimizsin. Güzel Allah’ım canımızı, malımızı, hayatımızı, sevdiklerimizi Sana emanet ediyoruz. Sana tevekkül ediyoruz. Dünyada, mahşerde ve Cennet'inde en güzel vekil Sen'sin.

   De ki: “Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler.” (Zümer 38)

   Milyarlarca canlıya, meleklerine, ruhanilerine Sen ne güzel Vekilsin. Onların rızıklarını ve tüm ihtiyaçlarını en mükemmel ve kusursuz giderensin. Tek hücreli canlıların, anne karnındaki bebeklerin, yerin altındaki köklerin, denizin dibindeki mercanların, galaksilerin bütün şuurlu ve şuursuz mevcudatının tüm ihtiyaçlarını en mükemmel gideren, En mükemmel ve tek Vekilsin.

   Allah’ım bizlere helalinden ve kolayından manevi ve maddi rızık ver. Bizleri çalışkan, işimizi kolay ve bereketli eyle.

   Sebeplere en güzel uymayı ve Sana en güzel tevekkül etmeyi bizlere öğret. Sen Rabbül Aleminsin.

   Halil’ini ateşe attılar. Hasbünallah dedi ve Sana sığındı. Ateşleri Cennete çevirdin. Biz de Alemi İslam’ın mazlumları olarak Sana sığınıyor ve Hasbünallah ve niğmel vekil. Niğmel Mevla ve niğmel nasir" diyoruz.

Dünyanın dört bir bucağındaki mazlumlar için Sen ne güzel bir Vekilsin.

   Bizleri en kısa zamanda muzaffer eyle

   Sen bizleri bol bol ve seve seve, “ALLAH” ismini zikreden kullarından eyle.

Amin.

**

Kadir Gecesi'nin özellik ve güzellikleri bu manzumede şöyle ifade edildi:

Rûhlarla buluşur kullar bu gece

Allah'la konuşur kullar bu gece

Bize Kur'an geldi Mevlâ katından

Mevlâ'ya kavuşur kullar bu gece

Saf saf iner gökten melek bu gece

Kanatları okşar bizi gizlice

Rûh denen o Rabbe yakın bilmece

Onu Allah bize yollar bu gece

Peygamber aşkına Hak sevgisine

Tutulup da yanan erircesine

Bağlanan Kur'an'ın her hecesine

Mutlu olur işte onlar bu gece

Bizi rahmetine daldır ilâhî

Kur'an'ın dan nasip aldır ilâhî

Aradan perdeyi kaldır ilâhî

Nasipsiz inmesin kollar bu gece

Kadir Gecesi’nin mahiyeti

   En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesi’nde idrak ederiz. Kur’ân’da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesi’dir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibi’ne haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresi’dir.

   Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa “Leyletü’l-Kadr” ifadesini açıkça zikretmektedir:

   “Şüphesiz, o Kur’ân’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

   Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur:

   “O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir.”

   Kadir Gecesi’nin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.

   Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.

   Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur’ânî sofraya başta Kur’ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü’minlere uhrevî âlemden manzaralar sergilenir. Meleklerin pey der pey inmesiyle yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye başlar. Mü’minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i Muhammed’in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir.

   Kadir Gecesi’nde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.

   İslâm âlimleri, Rabbimizin, insanı sürekli bir arayışa ulaştırmak için çok önemli 7 şeyi gizlediğini ifade ederler ki, çok mânidardır:

1- Rıza-yı İlâhi’yi bütün taat ve ibadet içinde gizlemiştir.

2- Kıyametin zamanını, büyük ve küçük alâmetlerine işaret buyurarak gizlemiştir.

3- İsm-i Âzam’ı, diğer güzel isimler (Esma-i İlâhiyye) arasında gizlemiştir.

4- Cuma günü isabet ( her türlü duanın kabul) saatini bütün gün içinde gizlemiştir.

5- Salât-ı Vüsta’yı (Orta namazını) beş vakit namaz içinde gizlemiştir.

6- Ölümün zamanını insan tahammül edemez diye gizlemiştir.

7- Kadir gecesini Ramazan ayının son on gününde gizlemiştir.

   Kadir gecesinde takdirlerin karara bağlandığı, Allah’ın takdirini uygulamak için meleklerine emir verdiği bir dönüm noktası olduğu unutulmamalıdır.

Kadir Gecesi ile ilgili ayet ve hadisler

   Bin aydan daha hayırlı olduğu belirtilen Kadir Gecesi, Kur’an’ın Allah tarafından Cebrail Aleyhisselam aracılığıyla Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed -sellallahü aleyhi ve sellem-‘e vahyedilmeye başlandığı gecedir. Kur’ân’ı Kerim’de Kadir Gecesi’yle ilgili geçen ayet-i kerimeleri ve bu geceyle ilgili rivayet edilen hadis-i şerifleri sizler için bir araya getirdik.

Ayet-i Kerîmeler

“Biz onu Kadir gecesi indirdik. Kadir gecesi nedir, bilir misin sen? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Meleklerle Ruh o gece Rabblerinin izniyle her iş için iner de iner. Tam bir esenliktir o gece, tâ tan yeri ağarıncaya kadar.” (Kadîr sûresi, 1-5)

“Biz Kur’an’ı kutlu bir gecede indirdik.” (Duhân sûresi, 3)

Hadis-i Şerifler

   “Kadir gecesini, fazilet ve kudsiyetine inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek ibâdet ve tâatle geçiren kimsenin -kul hakkı hâriç- geçmiş günâhları bağışlanır.” (Müslim, Müsâfirîn, 175)

   Âişe -radıyallâhu anhâ-, Peygamber Efendimiz’e: “–Ey Allah’ın Rasûlü! Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim?” diye sormuş, Fahr-i Kâinat Efendimiz de:

   “Allah’ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla!” diye dua et!” buyurmuştur. (Tirmizî, Deavât, 84)

YORUM EKLE

banner75