Dünyayı bekleyen gıda krizi

HÜSEYİN DEĞİRMENCİ

Dünya Gıda Krizi Ekonomik anlamda yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışan insan, bugün aynı zamanda dünyanın içinde bulunduğu fiziksel sorunlarla da başa çıkmak durumundadır. Dünya nüfusu her geçen gün daha da artmakta, buna mukabil mevcut doğal kaynaklar etkin kullanılmama vb. sebeplerden ötürü giderek azalmaktadır. Ayrıca ekonomik büyüme, gelişen teknolojiyle birlikte sınırların ortadan kalkması durumu olarak bilinen küreselleşme ve tüm bunların bir sonucu olan şehirleşmeyle beraber değişen yaşam standartlarının getirdiği olumsuzluklar da bahse konu bu krizleri tetikleyici unsurlar arasında yerini almaktadır. Bütün bunların etkileri, küresel ekonomik krizler ve gıda krizleri olarak kendini göstermektedir. Gıda krizi, insanoğlunun mevcudiyeti noktasında etkilerinin doğrudan olması hasebiyle yukarıda bahsedilen problemlerden çok daha önemlidir. Bugün dünya genelinde gıda fiyatlarındaki yükseliş, küresel bir krize dönüşmüş vaziyettedir. Muhtelif bölgelerdeki siyasal ve ekonomik istikrarsızlığın tetiklediği bu durum, birçok bölgede kronik bir hal almıştır. Gıda krizi; bireyin normal bir büyüme, gelişme, en önemlisi de aktif ve sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi için ihtiyaç duyduğu gıda maddelerine erişememesi durumudur. Bu krizin temel nedeni gıda maddelerinin arz ve talep dengesinin değişmesiyle ilgilidir. Ülkelerin ekonomik büyümeleri, tarımsal üretimde yaşanan düşüşler ve stokların azalması, petrol fiyatlarındaki yükseliş, yoksulluk, salgın hastalıklar, savaşlar, çatışmalar, iklim değişiklikleri bahse konu kriz durumunu tetikleyen unsurlardandır.
 

BM 2020 Dünya Gıda Güvenliği raporu yayımlandı
Rapora göre, dünyada aç insan sayısı 2018'e nazaran 2019'da 10 milyon artarak yaklaşık 690 milyon kişi oldu. Açlığın sayısal olarak Asya’da fazla olduğu ancak Afrika'da hızla yayıldığı belirtildi. Raporda, Asya'nın 381 milyon insan ile en çok yetersiz beslenen kişinin bulunduğu kıta olduğu, bu sayının Afrika’da 250 milyon, Latin Amerika ile Karayipler'de ise 48 milyon olduğu bilgisi aktarıldı. Söz konusu raporu hazırlayan beş organizasyonun, 5 sene önce 2030'da açlığı bitirme hedefi belirlediği ancak bu hedefe ulaşmanın şüpheli olduğu ifade edildi. Mevcut trendin devam etmesi durumunda "sıfır açlık" hedefine ulaşılamayacağı gibi 2030 yılında aç insan sayısının 840 milyonu geçeceğine dikkat çekildi.
Covid-19'un küresel gıda sistemlerinde hassaslığı ve yetersizliği arttırdığı belirtilen raporda, "BM çalışmaları doğrultusunda yeni tip Koronavirüs (Covid-19) pandemisi dolayısıyla 2020 sonunda 130 milyondan fazla insanın kronik açlığa girebileceği" uyarısı da yapıldı.
"Gıda krizi, insanoğlunun mevcudiyeti noktasında etkilerinin doğrudan olması hasebiyle yukarıda bahsedilen problemlerden çok daha önemlidir. Bugün dünya genelinde gıda fiyatlarındaki yükseliş, küresel bir krize dönüşmüş vaziyettedir. Muhtelif bölgelerdeki siyasal ve ekonomik istikrarsızlığın tetiklediği bu durum, birçok bölgede kronik bir hal almıştır." Dünyadaki yer üstü ve yer altı kaynaklarının endüstriyel kanallara aktarılması, bununla birlikte sanayi atıklarının çevrede meydana getirdiği kirlenmenin doğurduğu küresel ısınma, iklim değişikliklerinin yol açtığı kuraklık, sel vb. felaketlerin sebep olduğu olumsuzluklar gıda krizinin boyutlarını hayli arttırmaktadır. Bu durumun ortaya çıkmasındaki en temel neden, insanoğlunun iktisadi kalkınma ile tabiat arasındaki uyumu yakalayamamış olmasıdır. Yapılan araştırmalar 23 ülkede iklimsel felaketlerin, bilhassa da kuraklığın, gıda güvensizliğinin başlıca tetikleyicilerinden olduğunu göstermektedir.
Gıda krizinin nedenleri arasında ülkelerin ekonomik büyüme hızları önemli bir yere sahiptir. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde yüksek büyüme oranlarıyla karşılaşılmaktadır. Bilhassa kalabalık nüfusa sahip olan Çin ve Hindistan’daki ekonomik büyüme rakamları dikkat çekicidir. Gelişmekte olan ülkelerdeki bu ani büyüme oranları ülkedeki tüketimi de doğrudan artırdığından bu durum dünyadaki gıda güvenliği açısından ciddi bir tehdittir. Diğer yandan, ekonomik gelişmelere bağlı olarak kırsaldan kente olan nüfus akışı her geçen gün daha da artmaktadır. Bahse konu bu göç durumu kişilerin tüketim alışkanlıklarını değiştirmesi hasebiyle gıda krizine etki eden faktörler arasındadır. 2. Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda başlayan ekonomik küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan endüstriyel tarım sonrası ürünlerin çeşitlenmesi de bireylerin tüketim alışkanlıklarını değiştirmiştir. Eski dönemlerdeki tahıla dayalı üretim ve tüketim talebi, tarımdaki değişen ve gelişen teknolojik imkânlar sonucunda et, süt, meyve ve sebzeye dayalı bir arz-talep ilişkisi doğurmuştur. Bu durum çoğu coğrafyada insanların geleneksel yeme-içme alışkanlıklarını terk etmesine yol açmıştır.
Hâlihazırda milyonlarca insanın hayatına etki eden bu gıda sorunu, insan ırkının geleceğinin korunması adına acilen çözüm bulunmalıdır.

 

KKTC olarak ne yapmalıyız?
Hepimizin de bildiği gibi güçlü ekonominin temeli tarım ve yerli üretime dayanmaktadır. “Tohuma sahip olan dünyayı yönetir” haklı klişesinden yola çıkarak, gıda güvencesi ve gıda güvenliği başlıklarının hep göz önünde bulundurulması gerekeceğinin de altını çizelim. Risk ve belirsizliğin en yoğun olduğu sektör olarak tanımlansa da, “gıda krizine girmemek, doğru üretim ve vatandaşa makul fiyatla satış için” hemen şimdiden atılması gereken adımlar olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Ancak politika mutlaka sektörün aktörleriyle belirlenmelidir. Bu yüzden sektörün aktörleri, toplumsal gelişimin en büyük adresi üniversiteler, ilgili odalar, toplumsal dayanışmanın öncüsü sivil toplum örgütleri politika süreçlerine dahil edilmelidir. Operasyonun temelinde üretici merkeze alınacak, üretici desteklenecek, doğru ürünler için yönlendirilecek, üretim artırılacak ve sonucunda fiyat düşürülecektir.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner110

banner104