ABD-Türkiye gerginliği sadece papaz kaynaklı değil

Papaz Brunson’un kilit altında tutulmasıyla başlayan politik gerginlik, ekonomik yaptırımlarla yeni bir boyut kazandı; döviz krizini de beraberinde getiren konunun uzman görüşleriyse oldukça dikkat çekici:

ABD-Türkiye gerginliği sadece papaz kaynaklı değil
  • 06 Ağustos 2018, Pazartesi 10:32

Ali ÇATAL

Birleşik Devletler yönetimi, FETÖ ve PKK irtibatı iddiasıyla Türkiye’deki tutukluluğu Ekim 2016’dan bu yana devam eden rahip Andrew C. Brunson’un serbest bırakılmamasıyla sürekli uzayan gerginlik sürecini, eko-politik yaptırımlarla yeni bir boyuta taşıdı.

Türkiye’den yüksek seviyede seyreden döviz kurlarına bağlı yıkıcı etkiler de ilgili krizin Kuzey Kıbrıs’a yansıması addedilirken; iktisat uzmanları Serkan Dönmez ve Yrd. Doç. Dr. Osman A. Altay, konuyu masaya yatırdı. Dönmez’in konuya dair iddiasıysa çok konuşulacak cinsten: “ (…)Güney Kıbrıs, münhasır ekonomik bölgesini belirleyerek doğalgaz arama alanlarınıTürkiye ve KKTC’ye rağmen belirlemiş ve bu bölgede enerji kaynağı aramak için uluslararası büyük şirketlere yetki vermişti. (…) 2000’li yılların başından beri konuyu yakın takip eden Türkiye, Akdeniz'deki deniz gücünün caydırıcılığınıve hareket kabiliyetini artırmak adına İspanyollar ile Anadolu Uçak Gemisi projesini başlatmıştır. Bu projenin önemli bir parçası olan F-35 uçaklarının gündemde tutulması Kıbrıs meselesi adına oldukça düşündürücüdür.”

Türk üst düzey bürokratlara yaptırım ve Türkiye’nin sadece müşterisi değil; üreticilerinden de olduğu JSF (Joint Strike Fighter-Müşterek Taarruz Uçağı) projesinin yasal prosedürü gereği teslim alması gereken F-35 Lightning II çok rollü(hava-hava ve hava-kara görevlerini yapabilen) savaş uçaklarının teslimatına ambargo koymayı içeren baskı unsurunu da kapsayan ‘önlem paketinin’ Türkiye’ye minimum maliyetiyse, makası iyice açılan dolar/TR paritesinin yıkıcı etkisi hariç şimdiden 1 milyar doları aşmış görünüyor.

Neler yaşanmıştı?

Beyaz Saray, rahip Brunson davası özelinde,TC İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'e yaptırım uygulama kararı almış ve söz konusu karar,Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders tarafından düzenlenen basın toplantısında''Türk İçişleri ve Adalet Bakanı'na yaptırım uygulanacak'' ifadeleriyle kamuoyuna duyurulmuştu.Sanders, ''Yaptırım gerekçesi, kendilerinin,Brunson'un tutuklanmasındaki rolleri'' de demiş, daha fazla bilgi için de Birleşik Devletler Hazine Bakanlığı’yla irtibat kurulmasını söylemişti. Sözcü’nün açıklamasının hemen ardından da ‘diğer’ yaptırımlar bir bir açıklanmıştı.

Türkiye-ABD ilişkilerinde bir ilk

Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, Türkiye'de yargılanmasına devam edilen Amerikalı Papaz Andrew Brunson'ın serbest bırakılmamasını gerekçe göstererek,Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya ABD'nin yaptırım getireceğini açıklamıştı. Böylelikle Washington yönetimi, tarihte ilk kez Türkiye'nin bakanlarına yaptırım ilan etmişti. Sanders, "Başkan’ın talimatıyla Hazine Bakanlığı, Papaz Brunson'ın tutuklanması ve hapsedilmesinde rol oynayan Türk İçişleri ve Adalet Bakanlarına yaptırım getiriyor" ifadelerini kullanmış ve söz konusu iki bakanın ABD'de bulunan olası mal varlıklarının da bloke edileceğini ifade etmişti. ABD Hazine Bakanlığı da yazılı açıklamasında, Gül ve Soylu'nun, 'Brunson'ın tutuklu olmasında rol oynayan kurumları yönettikleri için' yaptırım listesine alındığını bildirmişti. ABD kanunlarına göre yaptırım listesine alınan kişilerin ABD'deki muhtemel mal varlıkları dondurulurken, Amerikalılarla ticari ilişki kurması da yasaklanıyor.

F-35 de çıkmaza girdi

ABD Hazine Bakanlığı'ndan yapılan açıklamadaysa, Hazine Bakanı Steven Mnuchin'in, ''Brunson'ın haksız tutukluluğu ve Türk yetkililerce süren yargılaması kabul edilemez'' dediği aktarıldı.ABD tarafından F-35'lerin Türkiye'ye iletiminin geciktirilmesi ve hatta engellenmesinin yanı sıra Türkiye'ye uluslararası finans kurumlarında yaptırım uygulanması konusunda da Senato'da teklifler yer almıştı. ABD yönetiminin, bahsi geçen yaptırım kararından sadece saatler sonra, bir Türkiye karşıtı karar da ABD Senatosu’ndan gelmişve Türkiye'ye F-35 teslimatını engelleyen tasarı, ABD Temsilciler Meclisi'nden geçmişti. ABD Senatosu, daha önce komisyondan geçen ve Rusya'dan S-400 alan Türkiye'ye karşıF-35 savaş uçaklarında yaptırım uygulanmasına ilişkin kararı Genel Kurul'da da 87'ye karşı 10 oyla onaylamıştı.

Senato'nun da kabul etmesinin ardından, Türkiye'ye F-35 yaptırımlarını da öngören kararın yürürlüğe girmesi için tek onay mercisi ABD Başkanı Donald Trump kaldı. Trump'ın imzalaması halinde, Türkiye'ye F-35 yaptırımı da resmileşecek.

11.5 milyar dolarlık anlaşma…

Türkiye, kademeli şekilde envanterden çıkarmayı planladığı modernize edilmemiş F-16’ların yerine ikame etmeyi planladığı ve uçak gemisinden de kalkabilen B modeli de dahil toplamda 155 adet edineceği F-35 için ‘üretici ortak’ sıfatıyla halihazırda 11,5 milyar dolarlık bir anlaşmaya sahip ve üretim süreci içerisinde 1 milyar doları bulan bir harcamayı da şimdiden yapmış durumda.

Lockheed Martin, Başkan’ıikna edebilir mi?

Yaptırım kararının, adı geçen eylemin, ABD 'nin 765 milyar dolarlık savunma politikası bütçesine dahil edilmesi nedeniyle, Trump tarafından veto etmesi zor görünüyor ancak ABD yasa yapma sisteminde, bu tip kararlar kongre onayından sonra, başkan imzası aşamasındayken de değişebiliyor.

Unutulmaması gereken bir diğer unsur da ABD yönetiminin, Türkiye’de tutuklu Amerikalı Rahip Andrew Brunson nedeniyleTürk bakanlar Süleyman Soylu ve Abdülhamit Gül'e yaptırım kararının da etkisiyle bahsolunanF-35 kararında yumuşamaya gitmesinin pek olası görünmediği fakat uçakların3 binden fazla parçasını üreten Türkiye’nin projeden çekilmesi ve F-35’lerin üretimini yapanLockheed Martin şirketinin, şiparişlerdeki gecikmeler de dahil edildiğinde milyarlarca dolar zarara uğraması durumu da söz konusu, ki Türkiye’nin elindeki en büyük kozun da bu olduğu düşünülüyor.

Konuyu KIBRIS Ekonomi için irdeleyen uzmanlarsa şunları söyledi:

Osman A. Altay (Bankacılık ve Finans Uzmanı & Akademisyen):Rahip Brunson krizi ve F-35’lerin satış engeli sonrası dolar kuru 5 seviyesini aştı ama öncesinde, beklenenin aksine, Merkez Bankası’nın faiz oranlarında artışa gitmemesi neticesinde dolar kuru yükselişe zaten geçmişti. TL faiz oranlarının göreceli düşüklüğü zaten TL’nin zaman içerisinde değer kaybetmesine ‘yeterince’ neden oluyor. Mütekabiliyet çerçevesinde herhalde TC hükümeti de önümüzdeki günlerde cevap verecek, bu gerginliği daha da arttıracak ve sonuç olarak da kur daha da yükselecektir. Bu kadarla kalırsa ve daha fazla restleşme yaşanmazsa ekonomik anlamda ciddi başka sorun olmaz ve gerginliğin ekonomik etkisi kısıtlı olur ancak ABD hükümeti, ileride ticari yaptırımlara da giderse ve Türkiye de buna karşılık vermeye çalışırsa, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs açısından daha ciddi ekonomik sorunlar yaşanabilir.

Türkiye’nin ticari dengesi kötüleşebilir, ülkeden sermaye kaçışı meydana gelebilir, döviz kuru daha da yükselebilir ve neticede enflasyonist baskılar önemli ölçüde artabilir. Tüm bunlar elbette ticari ilişkilerle birlikte siyasi ve askeri ilişkileri de bozabileceği ve aynı zamanda bölgesel sorunları da daha karmaşık bir hale getirebileceği için herhalde NATO üyesi iki ülkenin de tercih edeceği rasyonel ilişki düzeyi bu olmaz diye düşünüyorum. Kanımca bu aşamada ABD’nin başlattığı bu müeyyideler, gelişmeleri önümüzdeki günlerde elbette birlikte göreceğiz ama ekonomik olmaktan ziyade Türkiye’ye askeri ve siyasi bir mesaj göndermeyi hedeflemektedir.

Serkan Dönmez (Bankacı, Ekonomist, Yatırım Danışmanı ve Varlık Yöneticisi): Konuyu farklı iki yaklaşımla değerlendirelim. Öncelikle yüzeysel bakalım ve neden bu noktaya gelindiğini, 19 aydır tutuklu bir rahip ve oldukça gecikmiş bir iddianame ile sürdürülen tutukluluk halinin Türkiye ve ABD kamuoyunda farklı algılanmasıyla konuyu iki ülke arasında bir açmaz haline geldiğini düşünelim. Şöyleki Türkiye konuya FETÖ bağlantılı bir casusluk vakası olarak bakarken ABD,senatoda ciddi bir karşılık bulacak şekilde, aile babası bir rahibin haksız yere tutuklu bulundurulması olarak konuyu algılıyor.Bu uyuşmazlık iki ülke arasında çözümü ve ortak görüşme alanını oldukça daraltıyor. Ayrıca bir ‘hocayı ver, rahibi al’ durumu da gündemde gibi gözüküyor. Bunlar yüzeyde gördüğümüz tartışma alanları.Peki gerçekten konu, bakanlara yaptırım uygulanacak ortak yürütülen F-35 gibi önemli bir projenin uçak satışını durduracakkadar önemli midir?

Elbette değildir. Olayı anlayabilmek adına biraz jeopolitik çekişmelere ve ABD-Türkiye arasındaki çatışma alanlarına bakmak gerekecek. Bu noktada Suriye gibi önemli bir alanı dışlayarak oldukça önemli bir neden olduğunu düşündüğüm Kıbrıs’a değinmek istiyorum. Hatırlanacağı üzere Güney Kıbrıs, münhasır ekonomik bölgesini belirleyerek doğalgaz arama alanlarınıTürkiye ve KKTC’ye rağmen belirlemiş ve bu bölgede enerji kaynağı aramak için uluslararası büyük şirketlere yetki vermişti. Bu noktada Türkiye ve KKTC ise tartışmalı alanı belirleyerek TSK’nin deniz gücüyle bölgede bu aramalara izin vermeyeceğini açıklamış ve Deniz Kuvvetleri kalıcı olarak bölgede görev icra etmeye göndermişti. Şimdi diyeceksiniz ki ‘rahiple bu konunun ne ilgisi var?’ Rahiple pek ilgisi olmasa da özellikle rahip üzerinden konuşulan F-35 uçaklarıyla çok yakın ilgisi olduğunu görüyoruz. Yukarıda bahsettiğim ve Kıbrıs’ta yaşayan herkes için açık, enerji kaynakları ve bunların ticarileştirilmesi, Avrupa’ya ulaştırılması konusu bölgenin jeopolitik önemini ve burada bulunan deniz kuvvetlerinin stratejik değeri artmıştır. 2000’li yılların başından beri konuyu yakın takip eden Türkiye, Akdeniz'deki deniz gücünün caydırıcılığınıve hareket kabiliyetini artırmak adına İspanyollar ile Anadolu Uçak Gemisi projesini başlatmıştır. Bu projenin önemli bir parçası olan F-35 uçaklarının gündemde tutulması Kıbrıs meselesi adına oldukça düşündürücüdür. Diğer taraftan Fransa’nın Rusya’ya satmak üzere hazırladığı iki uçak gemisini Ukrayna vakasısonra Rusya yerine bölgenin önemli aktörü Mısır’a satması da Türkiye’nin projesine karşı bir önlem görünümdedir. Yani özetlemek gerekirse Kıbrıs adına mevzunun yansımasıyaptırımlar önem arzetmektedir. Bu kadar politika ve jeopolitik ardında ekonomik olarak bakacak olursak mevcut önlemlerin çok yıkıcı olmayacağını fakat konunun daha ileri boyuta gitme potansiyeli taşıması nedeni ile önem taşıdığını söyleyebilirim.

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 BAF ÜLKÜ YURDU 0 0 0 0 0 0
2 BİNATLI YSK 0 0 0 0 0 0
3 CİHANGİR GSK 0 0 0 0 0 0
4 ÇETİNKAYA TSK 0 0 0 0 0 0
5 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
6 ESENTEPE KKSK 0 0 0 0 0 0
7 GENÇLİK GÜCÜ TSK 0 0 0 0 0 0
8 GİRNE HALK EVİ 0 0 0 0 0 0
9 GÖNYELİ SK 0 0 0 0 0 0
10 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 0 0 0 0 0 0
11 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 0 0 0 0 0 0
12 LEFKE TSK 0 0 0 0 0 0
13 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 0 0 0 0 0 0
14 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 0 0 0 0 0 0
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 0 0 0 0 0 0
16 YENİCAMİ AK 0 0 0 0 0 0
yukarı çık