Alacakların yüzde 67’sini ‘100 yükümlü’ oluşturuyor

banner37

Bankalar Birliği Başkanı Olgun Önal, Kuzey Kıbrıs bankacılık sektörünün kanayan yarası ‘tahsili gecikmiş alacakların’ toplam tutarının 1.5 milyar TL’yi aştığını kaydetti:

Alacakların yüzde 67’sini ‘100 yükümlü’ oluşturuyor
banner90
banner99

Ali ÇATAL

“İNKAR TAZMİNATI ELZEM”… Olgun Önal, gelişmiş ülkelerin hukuk sisteminde ‘inkar tazminatı’ diye bir unsurun olduğunu aktardı; “Yedi yıl öncesinin dosyalarını tek tek tarayıp, kredi kayıtlarına ulaşmak çok zor olduğundan, bazıları ‘zamana oynamak’ adına kredi aldığını inkar ediyor. ‘O bankaya hiç girmedim’ diyenler var. İnkar tazminatı, hukuk sistemine girmeli. Böylelikle mahkemeler de gerçek anlaşmazlıkların çözümü üzerinde vakit harcayabilir. Gerçek dışı iddiaların sistemi kilitlemesine izin vermemeliyiz” dedi.

“YAŞAM STANDARTLARI DA DÜŞMÜYOR”… Olgun Önal, tercihlerini, borçlarını ödememekten ya da ödemeyi geciktirmek için mümkün tüm fırsatları kullanmaktan yana kullanan şahısların varlıklarının önemli kısmının kaynağının da zaten aldıkları ve ödemedikleri borçlar ve kredilerden oluştuğuna dikkat çekti; bu kişilerin, borç ödememe yönünde tercih kullandıklarında sosyal refah seviyelerinin daha da arttığını, halbuki bunun ‘tam tersinin yaşanmasının’ beklendiğini söyledi.

  Kuzey Kıbrıs Bankalar Birliği Başkanı Olgun Önal, KKTC bankalar sermayesinin, borçlu yükümlülerden tahsil edemeyip uğraşmak durumunda kaldığı tahsili gecikmiş alacakların (TGA) toplam tutarının, Aralık 2020 sonu itibarıyla 1.5 milyar TL’yi geçtiğini söyledi.

 Önal, bahse konu rakamın yüzde 67’sinin ise ‘100 kişi ve kurumdan’ oluştuğu bilgisini de verdi.

 “Yaptığımız işin doğası gereği kredi riski taşıyoruz ve verdiğimiz kredilerin bir kısmını geri almakta zorlanabiliyoruz” şeklinde konuşan Önal, kredi alanların bir kısmının, borçlarını ödemek istemelerine rağmen ‘hastalık, işsizlik, mevsimsel zorlamalar, ödeme ile tahsilatları arasındaki vade uyumsuzlukları ve öz kaynak yetersizlikleri’ gibi beklentilerinin dışında koşulların oluşması sebebiyle geçici ödeme güçlüğü içerisine girebildiğini kaydetti.

 Bu gruptaki kişi ya da firmaların çoğunun, ödeme güçlüğünü doğuran sebepleri ortadan kaldırmak için canla başla motive bir şekilde çalıştıklarını, çözümler için bankaları ile ya da borçlu oldukları taraflar ile birlikte uğraştıklarını, tekrar taahhütlerini yerine getirmeye başladıklarını veya bunu sağlayabilmek için çaba gösterdiklerini gördüklerini de aktaran Önal, bunun yanında ‘başka’ bir grupla da muhatap olmak zorunda kaldıklarını belirtti.

 “Maalesef toplam bakiyenin önemli kısmını oluşturan diğer grup ise aslında varlıklı, menkul ve gayrimenkul varlıkları borçlarının çok çok üzerinde ancak borçlarını ödemek için gayret göstermek yerine tercihlerini borçlarını ödememekten ya da ödemeyi geciktirmek için mümkün olan tüm fırsatları kullanmaktan yana kullanıyor” şeklinde konuşan Önal, bahse konu şahısların varlıklarının önemli kısmının kaynağının ise aldıkları ve ödemedikleri borçlar ve kredilerden oluştuğuna da dikkat çekti.

Bu kişilerin, borç ödememe yönünde tercih kullandıklarında sosyal refah seviyelerinin daha da arttığını; halbuki bunun ‘tam tersinin yaşanmasının’ beklendiğini de söyleyen Önal, borçlarını ödemekte zorlanan birisinin refah seviyesinin de düşmesinin gerektiği gerçeğine parmak bastı.

 “Ülkemizde mevcut borç yapılandırma yasaları, çok ağır çalışan hukuk ve icra pratiği, varlıklı ama taahhütlerini yerine getirmek istemeyen, haksız zenginleşmeye çalışan, bırakın faiz borçlarını anapara alacaklarından dahi kurtulmak isteyen kesimin tabiri caiz ise ekmeğine yağ sürüyor” ifadelerini kullanan Önal, mahkemelerdeki alacak davalarını incelediğimizde, bunların ‘büyük tutarlı’ olanlarının önemli bir kısmının bu çerçevede olduğunu görebileceğimizi aktardı.

Önal, “Bu kesimin, ahlaki temelden yoksun tarzı, güvene dayalı işlemesi gereken borç-alacak ilişkilerinde derin yaralar açıyor, güvensizlik tohumları saçıyor ve ülkemizde finansal istikrarın geleceği için tehlike oluşturuyor” şeklinde konuşarak; bankaların kontrolü dışında oluşmuş bu konjonktürün ise 29/2013 sayılı Yapılandırma Yasası’nın da yürürlüğe girmesiyle, bankaların ana para alacaklarını bile ortadan kaldıran bir yapıya büründüğünü ve tamamen kontrolden çıkmış bir sistemik risk haline dönüştüğünü söyledi.

“Tahsil edemediğimiz 1.55 milyar TL alacak var”

Olgun Önal, bu şekilde davranarak, varlıkları borçlarını fazlasıyla aşan ama ödemeyen bir kesim oluşturduğumuzu ve bu kesimin ödemediği borçları da vergisini ve borçlarını ödeyen kesime yüklediğimizi söyledi; yasal düzenlemelerin de adalet duygusunu zedeleyecek bir form içermemesine, popülist yaklaşımlarla yasal düzenleme yapılmamasına, mahkemelerdeki karar süreçlerinin hızlandırılmasına ve verilen kararların da hızlı şekilde icra edilmesine imkan verilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.

 Önal, “Geç gelen adalet maalesef adalet duygusunu da zedeliyor” şeklinde konuştu; Aralık 2020 sonu itibarıyla 1.55 milyar TL’lik tahsil edemedikleri alacağın olduğunu ve bu alacakların yüzde 67’sinin de ‘ilk 100 müşteriden’ kaynaklandığını belirtti.

 Önal, ayrıca, iletişimde zorlandıkları, alacaklarını tahsil edemediğimiz ve ikinci grup olarak belirttiği kesimin de ağırlıklı olarak zaten burada olduğunu vurguladı.

 Donuk alacak tutarları ve bunların toplam içindeki payı hakkında da konuşan Önal, ilk 10 müşterinin, 471 milyon 412 bin TL ile toplam donuk alacağın yüzde 30,31’ini; ilk 25 müşterinin, 668 milyon 447             bin TL ile yüzde 42,97’sini; ilk 50 müşterinin, 854 milyon 199    bin TL ile yüzde 54,91’ini ve ilk 100 müşterinin, 1 milyon 33 bin 963 TL ile yüzde 66,47’sini meydana getirdiğini söyledi.

banner134
  “Başlangıçta da belirttiğim üzere, ödemek için her şeyi yapmasına rağmen kendilerinden kaynaklanmayan sebeplerle ödeyemez duruma düşenleri ayrı değerlendirmek gerekli zira bu gruptakilerin, işleri ya da durumları düzeldiğinde ödemelere başladıklarını zaten tecrübe ediyor, görüyoruz” şeklinde konuşan Önal, bu yükümlülerin rahat ödeme yapabilmeleri için kredilerini yapılandırmaya çalıştıklarını, çeşitli indirimler indirimler yaparak kendilerine destek verdikleri ve verdikleri desteğin de çok başarılı sonuçlar verdiğini gözlemlediklerini kaydetti.

 Önal, 2020 yılının ülkemiz, ticaretle uğraşanlar, serbest ya da ücretli çalışanlar için zorlu bir yıl olduğunu ve tüm ekonomik birimlerin zorlandığı bu dönemde, kredi faizi ve anapara ödemesi olan banka müşterilerinin ödemelerini de uygulamaya koydukları çeşitli programlarla yapılandırdıklarını da söyledi.

“Yapılandırma, müşteriye özel olmalıdır. Her müşteriye aynı yapılandırma planı ve tek bir şablon doğru sonuçlar vermez. Her müşterinin ihtiyaçları bir diğerinden farklıdır, olumsuzluklardan etkilenme oranı başkadır. Kişisel ve tailor-made yani ‘terzi yapımı’ çözümler üretmek şarttır” şeklinde konuşan Önal, geçen yıl uyguladıkları yapılandırma programlarının da bu felsefe dahilinde yürürlüğe konulduğunu, çok başarılı şekilde uygulandığını ve toplam 120 bin 486 müşteri içerisinden yapılandırma için başvuru yapan 9 bin 66 müşterinin toplamda 3.4 milyar TL büyüklüğündeki kredilerinin, kendilerinin nakit akışlarına ve gelecek beklentilerine uygun şekilde yapılandırıldığını belirtti.

Önal, hiçbir dönemde olmadığı gibi bu dönemde de alacaklarının tahsili için dava süreçlerinin çalıştırılmasının ‘ilk tercihleri’ olmadığını da söyledi; dava süreçlerinin de sorunların çözümü için ‘tüm idari yol ve yöntemleri tükettikleri noktada’ ve üzülerek kullanmak zorunda kaldıkları bir yöntem olduğunu vurguladı.

  “Bazı örgütlerimiz, 2013’tekine benzer bir yapılandırma yasasına ihtiyaç durulduğundan bahsediyor. Yapılandırma süreçleri, biz bankacılar için normal iş süreçlerimizin bir parçası ve devamlı gündemimizde” diyen Önal, özellikle birinci grupta belirttiği müşteriler için sürekli bu süreci çalıştırdıklarını, onların tekrar ayağa kalkabilmeleri ve finansal olarak güçlenebilmeleri için her şeyi yapmaya çalıştıklarını söyledi.

“Yasal düzenlemeler popülizm amaçlı kullanılmamalı”

Olgun Önal, işlerinin bir parçası olan fonksiyonları yerine getirirken, yasal bir düzenleme ihtiyacı doğarsa, bu ihtiyacın yerine getirilmesinin çok normal olduğunu kabul etmekle birlikte; bu tür durumlarda kendilerinin de böylesi ihtiyaçların giderilmesi için talep eden tarafta olduklarını ancak yapılandırmalara yönelik bugüne kadarki yasal düzenlemelere bakıldığında da konunun popülizm amaçlı kullanıldığını gördüklerini aktardı.

Önal, 2013 yılında yapılan yasal düzenlemenin de bu şekilde gerçekleştiğini, bahse konu yasal düzenlemenin hâlâ yürürlükte olduğunu ve hukuk sisteminin de ‘bu yasal düzenleme nedeniyle tıkandığını’ savundu.

 “Çok sayıda dava, haksız yapılandırma talepleri nedeniyle yıllardır adalet sistemini meşgul ediyor. Kamu bankalarımız dahil bir çok bankamız, bu yasa nedeniyle, alacaklı oldukları halde alacaklarını silmek durumunda kaldı” şeklinde konuşan Önal, bir alacağın silinmesinin, hibe edilmesi sonucunu doğuracağını; bu bağlamda, açılan davaların ‘ucu açık şekilde’ yıllarca sürmesine sebep olacak düzenlemelerin doğru olmadığını ama bu tür düzenlemelerin KKTC’de ‘maalesef’ yapıldığını belirtti.

Bu türdeki kredi dosyalarına baktığımızda, firma ortak ve/veya yöneticilerinin yanlış ticari veya finansal kararlarından kaynaklı ticari ve finansal başarısızlıkların ‘ağırlıklı ölçüde’ temel sebep teşkil ettiğini görebildiklerini de söyleyen Önal, “Yanlış kararların finansal sonuçlarını birileri üstlenecekse, bu mutlaka kararları veren olmalıdır. ‘Birileri ticari ya da finansal hatalar yapsın, hataların bedelini ise başta bankalar olmak üzere tüm halk ödesin’ demek yanlıştır” ifadelerini kullandı.

Donuk yani ‘canlı olmayan’ kredilerde duran kaynakların ‘tüm toplumun tasarrufu’ olduğunu da hatırlatan Önal, bu kaynakların toplumun faydası için tekrar kullanılarak ekonomiye kazandırılmasını sağlamanın da hepimizin öncelikli amacı olması gerektiğini vurguladı.

“Borç ödememek de sömürüdür”

“Ödeme gücü, ödeme için yeterli varlığı ve teminatları olduğu halde borçlarını ödemeyenler, tüm toplumun hakkını gasp ediyor ve unutulmamalıdır ki, bu da bir tür sömürü yöntemidir” diyen Olgun Önal, özellikle bahis konusu ‘ilk 100 müşteri’ olmak üzere büyük kredi grubundaki teminatların hızla paraya çevrilmesi ve bu varlıkların ekonomiye tekrar kazandırılmasının ‘ne denli önemli olduğu’ gerçeğine parmak bastı.

 Teminat satışlarının özellikle geciktirilmesinin, ne borçlulara ne alacaklılara ne de topluma faydasının olduğunu da hatırlatan Önal, satışlara çok sayıda kişinin katılımını sağlamak gerektiğine ve bunun için de başta online portallar üzerinden olmak üzere, satışların içeriğine ilgi duyan herkesin, satış bilgilerine rahatlıkla ulaşmasının önemine dikkat çekti.

 Önal, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Bunu sağlarsak, çok sayıda kişinin katılımı ile satışların en yüksek fiyat seviyelerinden gerçekleşmesini sağlayabiliriz. Devletin bu alandaki temel fonksiyonu, şeffaf açık artırma koşullarını oluşturmak olmalıdır. Bunun için yasal bir düzenlemeye de ihtiyaç yok. Tapu Dairesi, bu işi hızlıca yapabilir. Böylelikle, haklı haksız ‘Yok pahasına satış yapılıyor’ şikayetleri de ortadan kaldırılır.

 Mahkemelerin iş yüklerini artıran, gerçek dışı iddialara dayalı talep ya da müdafaalar için bazı ülkelerde uygulanan ve hakimler tarafından takdir edilen ‘inkar tazminatı’nı uygulamaya koymayı tartışmalıyız çünkü her iki tarafın iddiaları da gerçek durumu yansıtmalı.

 Yedi yıl öncesinin dosyalarını tek tek tarayıp, kredi kayıtlarına ulaşmak çok zor olduğundan, bir kısım müşterimiz ‘zamana oynamak’ adına kredi aldığını inkar ediyor. Hatta ‘O bankaya hiç girmedim’ diyenler var. İnkar tazminatı, KKTC hukuk sistemine de girmeli

 Böylelikle mahkemeler de gerçek anlaşmazlık noktaları ne ise onların çözümü üzerinde vakit ve enerji harcayabilmeli. Gerçek dışı iddiaların sistemi kilitlemesine ve vakit kaybedilmesine izin vermemeliyiz.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner34

banner75