“Arıcının balı elinde kaldı”

banner37

Kuzey Kıbrıs Arıcılar Birliği Başkanı Kırata Kasapoğlu, balda iç tüketimin üretime yetişemez hale geldiğini söyledi; kooperatifleşme üzerinden ihracat talep etti

banner87
“Arıcının balı elinde kaldı”
banner90
banner99

“ÜRETİM 600 TONUN ÜZERİNDE”… Kuzey Kıbrıs Arıcılar Birliği Başkanı Kırata Kasapoğlu, birliğe kayıtlı 350 arıcının, 30 bin civarında koloni ile 600 tonu aşkın bal üretimini geride bıraktığımız yıl gerçekleştirdiğini kaydederken; “Oldukça bereketli bir yılı geride bıraktık ancak üreticilerimizin ürettiği ballar ellerinde kalmıştır. İç piyasaya yetecek balı üretecek kapasitemiz vardır. Gelinen aşamada artık kooperatifleşerek iç piyasadaki otellerimizin ihtiyacı olan piknik tipi 20 gramlık balın üretilmesi veya dış pazar arayışlarına girmemiz gerekmektedir” ifadeleriyle, iç pazarın, üretime yetişemez hale geldiğini belirtti.

“TEK TİP ÜRÜN DE SORUN”… Kırata Kasapoğlu, arıcılığın en ucuz ürününün bal olduğunu söylerken; ülke arıcılarının yüzde 95’inin bu nedenle sadece bal üretimi gerçekleştirdiğini, halbuki arıcılıkta arının doğadan topladığı polen ve propolisin, vücudundan çıkardığı arı sütünün, balmumunun ve arı zehiri gibi ürünlerin de para kazandırabileceği söyledi; “Arıcılıkta bu ürünleri üretilebilmek için teknik, eğitim ve pazar altyapısını kısa bir sürede planlanarak hayata geçirilebilmesi mümkündür. Bu sayede üreticilerimizin sıkışmış bal piyasasında ürün çeşitliliğini sağlayarak ülke ekonomisine katkı yapacağı inancındayım” şeklinde konuştu.

Ali ÇATAL

  Kuzey Kıbrıs Arıcılar Birliği Başkanı Kırata Kasapoğlu, arıcılık sektörünün hacmini, mevcut durumunu ve üreticinin yaşadığı sorunları masaya yatırdı; problemlere yönelik çözüm önerilerini kamuoyuna açıkladı.

   Sektörün özgün dinamiklerinin yeterince bilinmediğini ve bunun da çeşitli sıkıntıları beraberinde getirdiğini kaydeden Kasapoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta bal üretim ve tüketiminde yaşanan artışa rağmen üreticinin ballarının ‘elde kaldığını’ söyledi. Arıcılık sektörünün, ülkemizde tarım ve hayvancılığın gelişmekte olan sektörlerinden olduğunu bilgisini paylaşan Kasapoğlu, artık ‘ikinci iş’ olmaktan da çıkma eğiliminde olduğunu kaydetti.

   Arıcılığın, yavaş yavaş ciddi yatırımlarının yapıldığı bir sektör halini aldığını söyleyen Kasapoğlu, bu atılımda hem Tarım Bakanlığı’nın katkılarının hem de Avrupa Birliği’nin (AB) kırsal kalkınma hibe destek programlarının etkili olduğunu söyledi. Kasapoğlu, 2019 sezonunun ise arıcılık açısından ‘birçok rekorun kırıldığı’ bir sezon olarak kayıtlara geçtiğini aktardı.

   Birliğe kayıtlı 350 arıcının, 30 bin civarında koloni ile 600 tonu aşkın bal üretimini geride bıraktığımız yıl gerçekleştirdiğini kaydeden Kasapoğlu, “Oldukça bereketli bir yılı geride bıraktık ancak üreticilerimizin ürettiği ballar ellerinde kalmıştır. İç piyasaya yetecek balı üretecek kapasitemiz vardır. Gelinen aşamada artık kooperatifleşerek iç piyasadaki otellerimizin ihtiyacı olan piknik tipi 20 gramlık balın üretilmesi veya dış pazar arayışlarına girmemiz gerekmektedir” ifadeleriyle, iç pazarın, üretime yetişemez hale geldiğini belirtti.

   Ortaya koydukları bu yatırım taleplerinin gerçekleşebilmesi için 2010 yılında kurulan Arıcılık Kooperatifi’ne Tarım Bakanlığı’nın desteklerinin artarak devem etmesinin gerektiğini söyleyen Kasapoğlu, “Ülkemizdeki bal tüketimi, geçmiş yıllara nazaran oldukça arttı. Tabiî ki burada Kuzey Kıbrıs Arıcılar Birliğimizin ortaya koyduğu birçok proje, reklam filmleri, tanıtım broşürleri, iş birliği protokolleri ve politikaları etkili olmuştur” dedi.

“Bal analizleri yapılamıyor”

   Sektörün en büyük sıkıntısından da söz eden Kasapoğlu, henüz 10 yıl öncesine kadar ülkemizde ‘tağşiş baldan’ söz etmenin mümkün olmadığını ama günümüzde glikoz şuruplarının artmasıyla bu tarz şeylerin balın yerini almaya başladığı gerçeğine dikkat çekti. Gerçek balla glikoz şurubunu ayırt etmenin tek yolunun ise analiz yaptırmak olduğunu söyleyen Kasapoğlu, “Bu yüzden, gerek üreticinin ve tüketicinin korunması için bal analizlerinin rutin olarak ilgili otorite tarafından yapılması gerekmektedir. Böylelikle haksız rekabetin önüne geçilerek toplum sağlığı korunmalıdır” ifadelerini kullandı.

   Ülkemizde balda sadece şeker analizleri ve HMF testleri yapıldığını fakat pestisit ve polen analizlerinin yapılamadığını söyleyen Kasapoğlu, arıcıların ihtiyacı olan analizler, mevcut durumun tespiti, bilgilendirme ve yönlendirme çalışmalarının ise AB bağımsız bal uzmanına havale edildiğini söyledi.

   Kasapoğlu, “Halbuki 2017 Veteriner Hizmetleri Yasası’yla, Veteriner Dairemiz yetkilendirilmiştir. Bu durum, sürdürülebilir bir durum olmamakla birlikte derhal kendi analizlerimizi yapacak mekanizmayı kurmalıyız. Aksi taktirde üretim, belli bir süreçten sonra azalma eğilimine girecektir çünkü bal yerine konulan tağşiş bir glikoz şurubu dört dakikada yapılabilmektedir ve fiyatı da sadece 6 TL’dir” diyerek, uyarıda bulundu.

“Kooperatifleşmeyi sağlayarak ihracata başlamalıyız”

   Ülkemizde arıcılığın günden güne gelişme gösterdiğini; artan koloni sayısına paralel, bal üretiminin de her geçen gün arttığını söyleyen Kasapoğlu, üretilen balın gerek iç pazarla gerek dış pazarla buluşmasını sağlayacak bir organizasyon oluşturulmasının kaçınılmaz bir durum olduğunu; yönetim kurullarının da ‘bu günlerin geleceğini görerek’ 2010 yılında Arıcılık Kooperatifi’ni kurduğunu söyledi.

   Dönemin Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu ile 2015 yılında yapılan protokol ile Güzelyurt’taki eski hayvan çiftliği binasının restore edilerek Arıcılık Kooperatifi binasının hizmete açıldığını aktaran Kasapoğlu, “Bu binada şu anda temel petek makinası ve piknik bal dolum makinası bulunmaktadır ve arıcılarımızın mumları burada işlenmektedir. Şu anda ise yine AB’nin kırsal kalkınma programından hibe almaya hak kazanarak, birçok makine ve ekipman arıcılık kooperatifine kazandırılacaktır” şeklinde konuştu.

   Bütün bu bilgileri verdikten sonra arıcılara da seslenen Kasapoğlu, kurulan Arıcılık Kooperatifi’nin büyüyerek gelişebilmesi için bütün arıcıların ‘aynı gemide olduklarını unutmadan’ ve taşın altına ellerini koyarak hareket etmeleri gerektiğine çünkü hem küçük üreticinin korunması hem bal fiyatlarının dengelenmesi hem de büyük yatırımlar yapan yerli bal toptancılarının korunması için bir denge gerektiğine dikkat çekti.

   Bu dengenin adının ‘Arıcılık Kooperatifi’ olduğunu savunan Kasapoğlu, ülkemiz arıcılığının Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında AB’nin bağımsız bal uzmanı tarafından her yıl denetlendiğini ve bu uzmanın AB Komisyonu’na bir rapor sunarak, balımızın Güney Kıbrıs üzerinden AB ülkelerine satışına izin verilip verilmemesine karar verdiğini de unutmamak gerektiğini kaydetti.

   “Bu yüzden, en küçük bal üreticisinden en büyük bal üreticisine kadar herkes birbirini olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir. Geçen sene küçük bir üreticimizin bal hasadında yaptığı küçük bir hata nedeniyle 100 kilogram balın fermente olmasıyla yani ekşimesiyle, bu rapor dört yıldan sonra ilk defa olumsuz çıkmıştır” diyen Kasapoğlu, bu nedenle, 2019 sezonu gibi ‘bereketli bir sezondan sonra’ üretilen balların olası bir ihracat durumu söz konusu olduğunda AB’nin bağımsız bal uzmanının balla ilgili olumlu raporunun arandığını hatırlattı.

   Kasapoğlu, “Bu teknik bilgilerden sonra bir de konunun mali boyutu vardır. Küçük üreticinin korunması ve bal piyasasının rahatlaması için en az 150-200 tonluk balın, Arıcılık Kooperatifi tarafından alınması gerekmektedir. Tarım Bakanlığı, Arıcılık Kooperatifi’ne bal verecek üreticiler için kilogram başına 1 TL teşvik öngörmektedir ancak Arıcılık Kooperatifi’nin üreticiden alacağı balın karşılığı olan 6 milyon TL’lik bir kaynağa sahip değildir” dedi ve bu kaynağın oluşturulması için hem arıcının hem de Tarım Bakanlığı’nın gerekli desteği sağlamasının elzem olduğunu söyledi.

   Kasapoğlu, alınacak balların analizi ve saklama koşullarının sağlanması için ayrıca bir maliyetin söz konusu olduğunu da vurgularken, Tarım Bakanlığı tarafından ön izinleri verilen piknik bal ithalinin durdurulmasını ve Arıcılık Kooperatifi’nin bu konuda mevcut makinesinin çalışmasına fırsat sağlamasını talep ettiklerini kaydetti. Kasapoğlu, “Bu sayede, üreticimizden aldığımız 200 ton balı, ülke otellerimizin piknik bal taleplerinin karşılanması için kullanılarak sektörün önü açılacaktır” şeklinde konuştu.

“İlaçları devlet karşılamalı”

   Balda pestisit kalıntılarının önlemenin en etkili yolunun ‘varroa’ denilen arı zararlıları ile mücadelede AB menşeli ve ruhsatlı ilaç kullanımı olduğunu söyleyen Kasapoğlu, toplum sağlığını koruma adına arıcılık için üretilmiş ve onayı alınmış ilaçların kullanılmasının şart olduğu bilgisini verdi.

   “Arı kovanları bir üretim alanı ise ve kovandan sofraya sağlıklı gıda üretmek istiyorsak bu kurallara uymak zorundayız lakin bulunduğumuz coğrafyada bu ilaçları bulmak oldukça zordur. Türkiye’nin AB ülkesi olmaması ve Güney Kıbrıs üzerinden bu ilaçların temininde sıkıntılar yaşamamamızdan, varroa ile etkin ve yeterli mücadele yapılamamakta veya geç yapılmaktadır” diyen Kasapoğlu, bunun da koloni kayıplarına ve bal rekoltesinde azalmaya sebep olduğunu açıkladı.

   Kasapoğlu, AB’den gelen bağımsız bal uzmanının raporlarına da bu durumun konu olduğunu ve bu süreçte Arıcılar Birliği olarak olağanüstü bir gayret göstererek, arıcıların ilaç ihtiyaçlarını sağlamak için AB projelerinden ve Tarım Bakanlığı kaynaklarından yararlanılarak bu ilaçların ‘geç de olsa’ sağlanmaya çalışıldığını aktardı. Kasapoğlu, Kuzey Kıbrıs Arıcılar Birliği olarak, 2020 arı sezonu için AB’den 350 bin euroluk bir kaynak talep edildiğini ve olumlu görüşmeler yapıldığını da belirtti.

   “Burada esas olan, sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmek için Tarım Bakanlığımıza bağlı Veteriner Dairemizin konuyu bütçelendirerek ve sürekli denetim yaparak olası kalıntıların önüne geçecek düzenlemeleri yapmasıdır” diyen Kasapoğlu, bütçenin ve denetimin önemine parmak bastı.

Soğuk hava depoları şart”

   Sıcak bir ülke olduğumuzu da hatırlatan Kasapoğlu, ısının ve ışığın balda istenmeyen şeyler olduğunu kaydederken; “Arıcılarımızın ürettiği ballar, hasat edildikten sonra serin ve kuru ortamlarda saklanmalıdır. Sıcak ortamlarda saklanan ballarda Hidroksimetil furfural (HMF) sorunu yaşanmaktadır. HMF de balın uzun süre sıcak ortamda saklanması veya ısıtılması sırasında meydana gelmekte ve fruktozun parçalanması ile oluşmaktadır. Bu süreç de balın besin maddeleri içeriğinin düşmesine neden olmaktadır” bilgisini verdi.

   Ülkemizde azımsanmayacak miktarda bal üretiminin yapıldığını ve arıcılıkta günden güne gelişme yaşandığını yineleyen Kasapoğlu, bu yüzden, kooperatif çatısı altında üretim planlaması yapılarak, belli bölgelere arıcıların kullanımına sunulacak soğuk hava depolarının ivedilikle inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

   Kasapoğlu, bu depolarda, balın yanı sıra arıcıların bal üretiminde kullandığı kabartılmış petekleri de saklayarak bal üretiminin arttırılması sağlanacağını da savundu.

   Arıcılığın en ucuz ürününün bal olduğunu söyleyen Kasapoğlu, ülke arıcılarının yüzde 95’inin bu nedenle sadece bal üretimi gerçekleştirdiğini; halbuki arıcılıkta arının doğadan topladığı polen ve propolisin, vücudundan çıkardığı arı sütünün, balmumunun ve arı zehiri gibi ürünlerin de para kazandırabileceği söyledi.

   “Bunlar, arz talep meselesidir de aynı zamanda. Arıcılıkta bu ürünleri üretilebilmek için teknik, eğitim ve pazar altyapısını kısa bir sürede planlanarak hayata geçirilebilmesi mümkündür. Bu sayede üreticilerimizin sıkışmış bal piyasasında ürün çeşitliliğini sağlayarak ve tüketicilerin de ihtiyaçlarına cevap vererek ülke ekonomisine katkı yapacağı inancındayım” şeklinde konuşan Kasapoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

   “Tabiî ki bu saydıklarımızın sadece Arıcılar Birliğimizin imkanları ile gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Burada, Tarım Bakanlığımızın Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Hayvancılık Dairesi ve Veteriner Dairesi devreye girerek, ortak çalışmalar eşliğinde üreticiye bu imkanlar sağlanmalıdır.”

“İlaçlamada bilinçsizlik sürüyor”

   Tarım ve narenciye alanlarının ilaçlanmasının bilinçsizce devam ettiğini de söyleyen Kasapoğlu, “Tabiî ki narenciye üreticisi de çiftçilerimiz de belli periyotlarda verimi artırmak için ilaçlamalar yapacaklardır. Bundan daha doğal bir olay yoktur. Hatta bu konuda Tarım Dairemiz de zaman zaman eğitimler vererek gerekli ikazları yapmaktadır lakin bize göre Tarım Dairemiz bu konuda inisiyatif alarak üreticiler arasında bir koordinasyon ve planlama yaparak olayı yönetmelidir” sözleriyle, bir üreticinin yaptığı ilaçlı mücadelenin diğer üreticinin yok olmasına neden olmayacak şekilde gerçekleşmesinin önemine dikkat çekti.

   Kasapoğlu, bu nedenle, arıcılık sezonunun başlayacağı bu günlerde ve nisan periyodunda start alacak narenciye balı üretimi için arıcılığın bu ilaçlardan en az şekilde etkilenmesini sağlamak adına gerekli koordinasyonu sağlamasını talep ettiklerini söyledi.

   Tarım sektöründe faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri içerisinde en fazla eğitim gerçekleştiren kurumların başında geldiklerini de savunan Kasapoğlu, “Eğitimin gücüne inanan insanlar olarak, arıcılıkta verimliliğin artırılması için bilgilerin güncellenmesi gerektiğini düşüncesindeyiz. Bu yüzden her yıl, konusunda uzman çeşitli akademisyenleri getirterek seminerler gerçekleştirmekteyiz” ifadelerini kullandı.

   Tarım Bakanlığı’nın AB’ye bağlı kırsal kalkınma ekibi ile bu yıl dahilinde bir eğitim programı gerçekleştirileceğini söyleyen Kasapoğlu, bu program dahilinde, önce eğiticilerin eğitimi tamamlandıktan sonra sertifikalı arıcı programının uygulanacağını aktardı. Kasapoğlu, programa katılacak arıcılara, Eğitim Bakanlığı onaylı arıcılık sertifikası verileceğini, aynı zamanda arıcılık kayıt sistemine kayıtlı arıcılara yasal varroa ilacı verilerek, kendilerinin, Veteriner Dairesi tarafından yapılacak denetleme programına da alınacaklarını söyledi.

“DGD içerisindeki payımız artmalı”

   Arıcılıkta ilk Doğrudan Gelir Desteği (DGD) ödemesinin 2017’de başladığını ve ülkemizdeki 2019 tarım bütçesinin de 160 milyon TL olarak belirlendiğini kaydeden Kasapoğlu, 2019 Arıcılık Doğrudan Gelir Desteği’nin ise 274 kişiye 509 bin 620 TL olarak ödendiğini söyledi.

   “Kovan başı 20 TL destek ödemesi yapılmıştır. Ayrıca varroa mücadelesi için de kovan başı 7 TL de ilaç yardımı yapılmıştır. Arıcılar Birliği, bu yardım kapsamında binbir zorlukla AB menşeli bir ilaç getirtmiş ve bunu dağıtmıştır. İkinci parti ilaçlar da yakın bir zamanda gelecektir. Bu yapılan destekler için Tarım Bakanlığımıza ve Maliye Bakanlığımıza arıcılarımız adına teşekkür ederiz” diyen Kasapoğlu, tarım bütçesi içerisinde arıcılığın yüzde 0,5’lik bir pay oluşturduğunu ve bu payın arttırılarak en azından yüzde 1’e çıkarılması gerektiğini söyledi.

   Kasapoğlu, “2020 yılı doğrudan gelir desteği kapsamında kovan başı destek 30 TL olarak açıklanmıştır. Bütçe imkanları çerçevesinde önemli bir destek olduğunu düşüncesindeyiz ancak yetersizdir. Avrupa ülkelerinde arıcılık için ruhsatlı en basit bir varroa ilacının fiyatı 20 eurodur. Bu yüzden ülkemiz arıcılığının doğru bir zeminde ilerlemesini istiyorsak, arıcılığın tarım bütçesi içerisindeki payını yüzde 1’e çıkarmamız gerekmektedir” derken, arıcılığa ayrılan yüzde 1’lik katkının, yüzde 10 olarak ülkeye döneceğini; ayrıca arıcılık sayesinde polinasyonun da artarak erozyonun önlenip tarımda verimliliğin katlanacağını kaydetti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107

banner75

banner108