Döviz girişi ‘bir an önce’ başlamalı

banner37

‘Tek haneli enflasyon’ hedefi KKTC’de de Türkiye’de de 2020’de tutturulamazken; kuru dizginleme amacıyla yapılan faiz artırımları da ‘yüzde 17 faiz sürdürülebilir mi’ tartışmalarını beraberinde getirdi:

Döviz girişi ‘bir an önce’ başlamalı
banner90
banner99

Ali ÇATAL

“ENFLASYONİST ORTAM-YATIRIM İKİLEMİ”… TCMB, PPK toplantılarında politika faizlerini 2020 sonu itibarıyla yüzde 17 olarak belirlerken; 2002-2008 periyodunu andıran ‘hem faizlerin hem de enflasyonun yüksek olduğu’ bu dönemin risk iştahına ve yatırımcı güvenine olası etkileri de 2020 yılı özelinde tartışılan konuların başında geliyor. Hem faizlerin hem de enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde, yatırımcı güveninin ve risk iştahının düşebileceği öngörüsü, mevcut faiz oranının ‘sürdürülebilirliği’ tartışmalarını da alevlendirdi.

“RİSK PRİMİ VE KREDİ NOTU ÖNEMLİ”… Okan Veli Şafaklı, istikrar algısı için risk priminin çok önemli olduğunu ve bu algıyı yükseltecek tek eylemin risk primini yükseltmek olarak göründüğünü aktarırken; “Bu primi öyle bir arttırmalısınız ki insanlara yerel parada kalmak cazip gelsin” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığının yanı sıra kredi notundaki düşüşün dahi ‘başlı başına’ bir risk faktörü olduğuna işaret eden Şafaklı, faiz artırımlarının, kurlardaki oynaklığı tek başına engelleyemeyeceğini söyledi.

“DÖVİZ AKIŞI BAŞLAYANA KADAR ELZEM”… Hüda Hüdaverdi, mali yapının ‘lokomotif sektörleri’ turizm ve yükseköğretim başta olmak üzere ülkeye döviz girişini sağlayan yapılarda toparlanma yaşanana kadar, ekonomik yapıda ‘kayda değer’ bir düzelmenin beklenmemesi gerektiğini kaydederken; turizm ve yükseköğretim alanında atılacak adımların, bu durum üzerinde ‘birincil belirleyici’ olacağına işaret etti. Hüdaverdi, yüzde 17’lik politika faizinin de ‘döviz girişi sağlanana kadar’ sürdürülebilir olduğunu belirtti.


banner134
   Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), 2020 yılı dahilinde gerçekleştirdiği 12 Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının ardından, politika faizleri yüzde 17 olarak belirlenirken; 2002-2008 periyodunu andıran ‘hem faizlerin hem de enflasyonun yüksek olduğu’ bu dönemin risk iştahına ve yatırımcı güvenine olası etkileri de 2020 yılı özelinde tartışılan konuların başında geliyor.

   Hatırlanacağı üzere TCMB, faizleri yükseltmemek için uzun bir süre direnmiş; ancak TL’deki ‘önüne bir türlü geçilemeyen’ volatilite nedeniyle bu duruşundan vazgeçmek zorunda kalmıştı.

   ‘Enflasyon oranının altında kalan faiz’ politikası sonucunda mevduat, Ağustos 2020 itibarıyla KKTC’de yüzde 62, Türkiye’de ise yüzde 60 bandında yabancı para birimlerine kayarken; yaşanan dolarizasyon ortamı ise hem TL’deki değer kaybını hızlandırmış hem de bunun doğal sonucu olarak hanehalklarının alım gücünü eritmişti.

   TCMB’de ’16 ay arayla ikinci kez’ yaşanan başkan değişikliğinin akabinde Türkiye Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda da görev değişimi yaşanmış fakat ‘genel teamülün aksine’ piyasaların bu gelişmelere tepkisi ‘kur artışına önlem alınacağı’ açıklamaları nedeniyle olumlu olmuştu.

   TCMB yeni Başkanı Naci Ağbal ve Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’dan gelen ‘hem sıkı duruşun süreceği hem de TL’deki volatiliteye karşı aksiyoner tavır alınacağı’ açıklamalarını satın alan piyasalar, fiyatlamalarını da bu yönde yapmaya başlamış ve TL varlıklarda ‘özellikle 22 Ekim’deki PPK toplantısının ardından hızlanan’ değer kaybı da ‘belli oranda’ dizginlenmişti.

   Türkiye Merkez Bankası, bir yandan sıkılaştırma politikalarıyla TL’nin değerini korumaya diğer yandan da büyüme rakamlarının düşmesini engellemeye çalışırken; hem merkezin döviz rezervlerinin ‘Ağustos 2020 Kur Şoku’ periyodunda erimesinin hem de yüzde 5’lik enflasyon hedefinin sağlanamamasının etkisiyle ‘son silah’ faiz artırımına başvurmuştu.

   Buna göre, 2020 yılını yüzde 17 faizle kapatan merkez, PPK toplantı metinlerinde de ‘sürekli’ atıfta bulunduğu ‘enflasyonist ortam’ kaynaklı bir başka sıkıntı eşliğinde 2021’e girdi.

   Bilindiği üzere, 2020’nin enflasyonu Türkiye’de yüzde 14,60; KKTC’de ise yüzde 15,03 olarak kayda geçti.

   Hem faizlerin hem de enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde, yatırımcı güveninin ve risk iştahının düşebileceği öngörüsü, yüzde 17’lik faizin ‘nereye kadar’ sürdürülebilir olduğu tartışmasını yorumlayan uzmanlar, kurlardaki ateş ‘gerekli seviyede’ düşene ve döviz girişi sağlanana kadar ‘faiz kartının’ uygulanmasında herhangi bir sakınca olmadığında birleşti.

Şafaklı: Jeopolitik riskler temel etken

   Ekonomist ve Akademisyen Prof. Dr. Okan Veli Şafaklı, bir ülkenin para biriminin değerini belirleyen pek çok unsur olduğunu belirtirken; TL gibi ‘gelişmekte olan’ ülke varlıklarının jeopolitik risklerden’ direkt etkilendiğini ve siyasi gerginlikler nedeniyle değer yitirdiğini söyledi.

   Siyasi risklerin yüksek ülkelerde yatırımların bozulduğunu, yabancı yatırımcıların ülkeden kaçtığını dile getiren Şafaklı, bu durumun da genel olarak ülke ekonomisini özel olarak ise dövizini olumsuz etkilediğini açıkladı. Şafaklı, Türkiye’nin KKTC ile ilişkilerinde de dönem dönem siyasi sorunlar yaşandığını; tüm bu durumların da siyasi istikrarı bozduğunu kaydetti.

   Yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgının başlangıcından itibaren, ekonomik krize yönelik sinyallerin zaten alındığını da kaydeden Şafaklı, salgının derinleşmesinin akabinde, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de turizm sektörünün çöktüğünü ve bunun da ülkeye döviz girişine ciddi bir darbe vurduğunu belirtti.

   Swap konusunda Türkiye’nin yaşadığı çeşitli sıkıntıların yanı sıra TCMB’nin döviz rezervlerinde yaşanan ürkütücü azalmanın da bahse konu durumda etken olduğunu söyleyen Şafaklı, Türkiye’de 2020’nin sonunda terk edilen fakat uzun bir süre uygulanan ‘enflasyonun altında eksi faiz’ eyleminin de krize yol açan bir diğer unsur olduğu bilgisini paylaştı.

   Her ülkeye yönelik olmak üzere uluslararası değerlendirme kuruluşları tarafından yayımlanan ve ilgili ülkenin ‘yatırım iklimine’ yönelik mevcut durumu ortaya koyan raporlarda Türkiye’nin son dönemde yaşadığı gerilemenin de TL’deki değer kaybını hızlandırdığını söyleyen Şafaklı, bunun ‘doğal’ sonucunun da düşen yatırımcı güveni ülkeye giren dövizin azalması olduğu gerçeğini vurguladı.

   Kredi notu düşürülen bir ülkeye yatırım yapmanın çok riskli olduğu gerçeğinden hareketle, yabancı yatırımcıların da bu yönde pozisyon olmak durumunda kaldığını vurgulayan Şafaklı, bağımsız denetçi sıfatı taşıyan kuruluşların verdiği kredi notlarının ‘zannedilenden çok daha fazla’ önemli olduğunu söyledi.

“Yaraya ancak pansuman olabilir”

   Okan Veli Şafaklı, risk ve getiri ikileminin, özellikle son dönemlerde Türkiye’nin ‘epey aleyhine’ göründüğünü de kaydederken; risk priminin de artması gerektiğini söyledi.

   “Bıçakla açılan bir yaraya sargı bezi uygulanarak kanama durdurulur ama ikinci, üçüncü, dördüncü… yaralar için aynı bez yeterli gelmez” şeklinde konuşan Şafaklı, politika faizinde yapılan son güncellemelerin, mevcut ‘yarayı’ kapatacak seviyede olmadığını belirtti.

   Açıklanan faiz oranlarının ‘TL’de kalmayı cazip hale getirecek’ seviyede artması gerektiğini kaydeden Şafaklı, ihracat ve ithalat gibi unsurların, kurlar üzerinde ancak uzun vadede belirleyici olduğunu vurguladı.

   Şafaklı, kısa ve orta vadede ihtiyaç duyulan ‘sıcak para’ için eldeki tek ve en yetkin enstrümanın ise halen ‘politika faizi’ olduğu gerçeğini de hatırlattı.

    Ekonomik ve siyasi istikrar algısı için risk priminin de çok önemli olduğunu ve an itibarıyla bu algıyı yükseltecek tek eylemin de risk primini yükseltmek olarak göründüğünü aktaran Şafaklı, “Bu primi öyle bir arttırmalısınız ki insanlara yerel parada kalmak cazip gelsin” ifadelerini kullandı.

   Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığının yanı sıra kredi notundaki düşüşün dahi ‘başlı başına’ bir risk faktörü olduğuna işaret eden Şafaklı, Türkiye Merkez Bankası’nın son faiz artırımlarının, kurlardaki oynaklığı ‘tam anlamıyla’ engelleyecek seviyede olmadığını söyledi.

Hüdaverdi: Sürdürülebilir ama…

   Ekonomist ve Akademisyen Doç. Dr. Hüda Hüdaverdi, TCMB’nin ‘faiz silahına’ başvurmak zorunda kaldığını hatırlatırken; yüksek faizli bir ekonomik yapıyı kimsenin istemediğini fakat’ kuru dizginlemek için’ bu riskin alınabileceğini aktardı.

   Hüdaverdi, mali yapının ‘lokomotif sektörleri’ turizm ve yükseköğretim başta olmak üzere ülkeye döviz girişini sağlayan yapılarda toparlanma yaşanana kadar, ekonomik yapıda ‘kayda değer’ bir düzelmenin beklenmemesi gerektiğini kaydederken; turizm ve yükseköğretim alanında atılacak adımların, bu durum üzerinde ‘birincil belirleyici’ olacağına işaret etti. Hüdaverdi, yüzde 17’lik politika faizinin de ‘döviz girişi sağlanana kadar’ sürdürülebilir olduğunu belirtti.

   Turizm ve yükseköğretim sektörlerindeki mevcut durumun devamı halinde, alınacak hiçbir önlemin bu yaraya merhem olamayacağını da söyleyen Hüdaverdi, yapılması gerekenin, bu iki sektöre yeniden işlerlik kazandıracak adımları atmak olduğunu aktardı.

   Evden çalışma prensibini baz alan ‘home office’ konseptinin ve ‘uzaktan eğitim’ yaklaşımının, toplumumuzda yeterli ilgiyi görmediğini de belirten Hüdaverdi, bu yaklaşımların da sorunları olmasının yanı sıra verimi de azalttığını kaydetti.

   İnternet üzerinden verdiği yüksek lisans derslerinde ‘yüzde 30’luk verimi başarı addeder’ hale geldiğini de söyleyen Hüdaverdi, gerek evden çalışma gerek uzaktan eğitim konseptlerinin ‘genel kanının aksine’ cazip ver verimli formatlar olmadığı bilgisini verdi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75