Ekonominin en büyük düşmanı “belirsizlik” ve “plansızlık”

banner37

Ekonomistler, ülkede artan Koronavirüs vakaları nedeniyle sürekli karar değiştirmenin ekonomiyi olumsuz etkilediği görüşünde...

Ekonominin en büyük düşmanı  “belirsizlik” ve “plansızlık”
banner90
banner99

Ceren ÖZBİL


- “TEREDDÜTLÜ KARARLAR EKONOMİYİ OLUMSUZ ETKİLİYOR”… Ekonomist Göksel Saydam, ekonominin en büyük düşmanının tereddütlük ve güvensizlik olduğunu belirtti ve ekonomi okuyanın ilk öğrendiğinin de bu olduğunu ifade etti. Saydam ayrıca, hükümet yetkililerinin şu anda RHA araçlarını satmak, örtülü ödeneği kaldırmak, siyasi partilere yapılan yardımları azaltmak ya da kesmek gibi önlemler alma yoluna gidebileceğini belirtti ancak bunların hiç birinin yapılmadığını vurguladı

- “KARARLARIN DEĞİŞMESİNİN NEDENİ EKONOMİ”… Ekonomist Erdal Güryay, alınan kararların sürekli değişmesinin nedeninin ekonomi olduğunu belirtti ve ülke ekonomisinin küçük ve dışa bağımlı bir ekonomi olduğunu söyledi.  Ülkede üretimin çok az olduğuna dikkat çeken Güryay, bu nedenle de ülkeyi kapatmanın kolay olmadığını ifade etti. Güryay, “Bütçe kronik bir açık içinde… Borç miktarı inanılmaz büyüdü. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda iktidar salgın nedeniyle ülkeyi kapatmayı göze alamıyor” dedi

Ülkede artan Koronavirüs vakaları karşısında bir gün alınıp, ertesi gün değiştirilen kararlar ekonomiyi de alt üst ediyor. Birçok işletme sürekli değişen bu kararlar karşısında önünü göremez oldu.

“Kapanmaya gidebiliriz” endişesi yaşayan işletmeciler, yatırım yapmaya da, yeni ürün getirmeye de, üretim yapmaya da korkar oldu.

Bu durum ülkeye ekonomik daralma, iflaslar ve işsizlik olarak geri dönüyor.

Hatta Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, bir süre önce, son 10 ayda 4 bine yakın işletmenin kapanıp, işsiz sayısının da 50 bine dayandığını açıklamıştı.

Konuyla ilgili KIBRIS Gazetesi’ne konuşan Ekonomist Göksel Saydam ve Ekonomist Erdal Güryay, belirsizliğin ekonomiye etkileri ve bu konuda atılabilecek adımlarla ilgili görüşlerini aktardı.

Saydam: Ekonominin en büyük

düşmanı tereddütlük ve güvensizlik

Ekonomist Göksel Saydam, ekonominin en büyük düşmanının tereddütlük ve güvensizlik olduğunu belirtti ve ekonomi okuyanın ilk öğrendiğinin de bu olduğunu ifade etti.

Ekonominin hassas ve kırılgan olduğundan söz eden Saydam, bu durumda da kimsenin yatırım yapmak istemediğini belirtti.

Saydam, “ Her kafadan bir ses çıkması, herkesi memnun etmeye çalışma, tereddüt ve güvensizlik getirir. Böyle bir ortamda kimse yatırım yapmak istemiyor” dedi. 

“Geç gelen adalet, adalet değildir”

Göksel Saydam, ülke ekonomisinin kötüye gitmesini etkileyen unsurlardan birinin de personel ve alt yapı eksiklikleri nedeniyle yargı sisteminin yavaş çalışması olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Geç gelen adalet, adalet değildir.

Eğer ülkede ful demokrasi yoksa, bir kararlılık, adalet yoksa, o da büyük etkendir.

Karasızlık, sık değişen karalar da bir unsurdur.

Mahkemelerde olan sıkıntılar dolayısıyla kararlar geç anlıyor. Davalar çok uzun yıllar sürüyor.

Ayrıca kamuda yapılan yolsuzluklarla da ilgili kararlar erken alınmıyor.

 Bu da güvensizliği daha da artırır”.

“Faiz Yasası şart”

Saydam, ülkede tüm bu sıkıntılar yanında kullanılan para birimi olan TL’nin de sürekli değer kaybetmesi nedeniyle sorunlar yaşandığını ifade ederek, bunlardan ayrı olarak Faiz Yasası olmamasının da etkilerinin büyük olduğunu söyledi.

Tüketici kredileri konusunda yapılan yasa ile bir düzenlemeye gidildiğini ifade eden Saydam, aynı uygulamanın ticari krediler için de olması gerektiğini kaydetti.

Saydam, “Faizler 6 ay ertelendi. Şimdi herkese bu, beleş para gibi geldi. Ancak bu 6 ay sonunda bankalar kapıya dayanacak, alamadıkları paralar için yargıya başvuracak” dedi.

“Siyasi kaygılar var”

Ülkenin ayrıca diğer ciddi sorununun siyasi kaygılar olduğunu ifade eden Saydam, bu nedenle de adım atılamadığını belirtti.

Siyasilerin seçim düşünerek adım atmaktan kaçındığını kaydeden Göksel Saydam, “Oy kaygısı nedeniyle adım atılamıyor” şeklinde konuştu.

“Hiçbir adım atılmıyor”

Göksel Saydam, hükümet yetkililerinin şu anda RHA araçlarını satmak, örtülü ödeneği kaldırmak, siyasi partilere yapılan yardımları azaltmak ya da kesmek gibi önlemler alma yoluna gidebileceğini belirtti ancak bunların hiç birinin yapılmadığını vurguladı.

Bunların aksine pul ve harçlara yüzde 15 zam yapıldığını söyleyen Saydam, şöyle devam etti:

“Makul ve mantıklı gerekçelerle adımlar atılması gerekiyor.

Ancak tek bir RHA’nın satıldığını duymadık. İthalatla ilgili gümrükte kur sabitlemesine gitmedik. Ayrıca görevi sona eren cumhurbaşkanlarına ofis verilmeye, sekreter ve şoför tutulmaya devam ediliyor. Bunu Denktaş ve Dr. Fazıl Küçük için söylemiyorum. Onların yeri zaten ayrı… Ancak bundan sonrakilere de böyle devam edecek.

Şu anda ekonomik kriz sağlıktaki krizle paralel gidiyor.  Ama biz hala bütçe konusunda hep geliri düşünüyoruz.

Pul ve harçlara yüzde 15 zam yaptık ve “yasal zorunluluk” dedik. Yasada böyle bir şey yok.  “Bakanlar Kurulu uygun görürse yapılır” diyor.

Düşünün, geçen sene krizden sonra seyrüseferini ödeyemeyen bir vatandaş, bu yıl ödeyebilecek mi? Ödeyemeyince de bir kaza durumunda sigorta bile kapsamayacak”.

“Sosyo-ekonomik plan yok”

Göksel Saydam, ülkenin kısa ya da orta vadeli sosyo-ekonomik planı olmadığını belirtti ve bu görevin de DPÖ’nün olduğunu söyledi.

“Madem böyle bir plan yok, DPÖ ne işe yarıyor” diyen Saydam, ülke ekonomisini toparlamak için ciddi adımlar atılması gerektiğini belirtti.

Güryay: Değişen kararların nedeni ekonomi

Ekonomist Erdal Güryay, alınan kararların değişmesinin nedeninin ekonomi olduğunu belirtti ve ülke ekonomisinin küçük ve dışa bağımlı bir ekonomi olduğunu söyledi.

Ülkede üretimin çok az olduğuna dikkati çeken Güryay, bu nedenle de ülkeyi kapatmanın kolay olmadığını ifade etti.

Güryay, kamu maliyesinin de çok zayıf olduğuna dikkat çekerek, “Bütçe kronik bir açık içinde… Borç miktarı inanılmaz büyüdü. Tüm bunları göz nünde bulundurduğumuzda, iktidar, salgın nedeniyle ülkeyi kapatmayı göze alamıyor. Birçok ülke kapandı. Ancak onlar da bir fon ayırdı ve destek verdi. Bizde bu söz konusu değildir. Zaten son zamanlarda da Türkiye’den katkı çok gelmiyor” ifadesini kullandı.

“İki yol var”

Bu mücadelede iki yol olduğuna işaret eden Güryay, bunlardan birinin kapanıp, aşılanmanın tamamlanmasını beklemek, diğerinin de kısmi tedbirlerle idare etmek olduğunu belirtti.

Ancak kapanıp aşılanmayı beklemenin bedelinin de ağır olacağını kaydeden Erdal Güryay, şunları kaydetti:

“Başka bir şansımız yok. Her ikisi de sorunludur.

Kapatılması durumunda çalışanlara destek veremeyeceğiz.  Zaten insanlar bir yıllık süre zarfında elindekini ve avucundakini tüketti. Böyle bile zor ayakta kaldı. Artık bu da bitti.

Bu nedenle hükümet, kısmi kapatma ile idare etmeye çalışıyor. Bu noktada hükümeti de suçlamak çok doğru olmaz”.

“Bir planlama olmalı”

KKTC’nin her zaman bu şekilde yönetildiğini ifade eden Güryay, yani hiçbir zaman bir planlama olmadığını belirtti.

Güryay, “Yıllar önce planlı kalkınma sistemimiz vardı ancak yıllardır çalışmıyor. Türkiye ile protokol imzalıyoruz. İçinde her şey var. Onarı da yapmıyoruz. Ülkeler planlı büyür. Her ne kadar liberal ekonomi olsa da ciddi bir planlama gerekiyor” dedi.

banner134

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner111

banner75