Enseyi karartmaya gerek yok

banner37

Albank Genel Müdürü Ahmet Melih Karavelioğlu, Kovid-19 salgını döneminde yaşanan sarsıntının mali boyutunu masaya yatırdı; sorunlara yönelik yol haritasını açıkladı:

Enseyi karartmaya gerek yok
banner90
banner99

“İKİNCİ KAPANMA SÖZ KONUSU DEĞİL”… Albank Genel Müdürü Ahmet Melih Karavelioğlu, ülkeye gelen yolcularda pozitif vaka görülmesinin doğal olduğunu aktardı; hijyen kurallarına ve sosyal mesafe konseptine uyularak ‘normal hayata’ geçilmesi gerektiğini savundu. Karavelioğlu, salgında ikinci dalga korkularının anlayışla karşılanmasını fakat ikinci bir kapanmayı da kimsenin beklememesi gerektiğini söylerken, böylesi bir talebin zaten özel sektörden değil; maaşlarını her halükarda alan kamu kesiminden geldiğini belirtti.

“ALTINDAKİ RALLİ SÜRECEK”… Ahmet Melih Karavelioğlu, neredeyse bütün merkez bankalarının salgın döneminde ciddi miktarda para bastığını ve ‘bollaşan şey ucuzlar’ ilkesi kapsamında yatırımcının nakitten ziyade ‘güvenli limanlara’ yöneldiğini söylerken; altında son döneme damga vuran rallinin süreceğinin öngörüldüğünü söyledi. Karavelioğlu, Kovid-19 aşısının bulunmaması durumunda, gelişen ülke varlıklarının da ‘düşen risk iştahı ve yükselen güvenli liman talebi’ nedeniyle değer kazanmasının zor göründüğünü söyledi.

“KAMU BANKALARI DÖVİZİ BASKILIYOR”… Ahmet Melih Karavelioğlu, halk arasında ‘döviz krizi’ diye bilinen ve yıkıcı etkileri piyasada halen hissedilen ‘Ağustos 2018 kur şoku’ benzeri bir süreçte olduğumuzu söylerken; TCMB net rezervlerinde pozisyon açığı meydana geldiğini kaydetti ve bunun ‘kuru stabil tutabilmek için döviz satmaktan’ kaynaklandığını belirtti. Karavelioğlu, Türkiye’de 1998’de bankaların ülke dışından dolar borçlanarak kamu tahvili aldıklarını, bu durumun da 2001 Ekonomik Krizi’ne yol açtığı hatırlatmasını yaptı.

KIBRIS Ekonomi Özel

   KTV’de yayınlanan Para Politik programında Ali Çatal’ın konuğu olan Albank Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Dr. Ahmet Melih Karavelioğlu, yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) sürecinde dünya ve KKTC ekonomilerinin mevcut durumunu masaya yatırdı.

   Küresel bazda yaşanan ‘eve kapanma’nın akabinde duran çarkların, hem dünya hem de KKTC ekonomisine ciddi anlamda zararı olduğunu kaydeden Karavelioğlu, “Bildiğiniz üzere, küresel bir salgınla mücadele ediyoruz ve bunun da sermaye piyasalarına etkisi son derece yıkıcı” ifadelerini kullandı.

   İlk kez böylesi bir durumla karşılaşıldığına da değinen Karavelioğlu, salgınla birlikte büyüme tahminlerinin hem ülkeler bazında hem de global anlamda ‘negatife doğru’ rötuşlandığını, pek çok iş yerinin kapandığını ve çok sayıda insanın işsiz kaldığını belirtti.

   Bankacılık ve finansın, Kuzey Kıbrıs’ın belki de en güçlü olduğu sektör olarak göze çarptığını da aktaran Karavelioğlu, hükümetin aldığı 14 Mart kararları sayesinde, ülkemiz bankalar sermayesinin, salgından şu ana değin çok ciddi bir yara almadığını da söyledi.

   “Kovid-19 gerçeğiyle yaşamaya alışmalıyız” şeklinde konuşan Karavelioğlu, Türkiye veya İngiltere’den gelen yolcularda pozitif vaka görülmesinin doğal olduğunu ayrıca ülkeyi dış dünyaya kapatmanın mümkün olmadığını aktardı; hijyen kurallarına ve sosyal mesafe konseptine uyularak ‘normal hayata’ geçilmesi gerektiğini savundu.

   Salgında ‘ikinci dalga’ korkularının anlayışla karşılanmasını fakat ‘ikinci bir kapanma’yı da kimsenin beklememesi gerektiğini söyleyen Karavelioğlu, böylesi bir talebin de zaten özel sektörden değil; ‘maaşlarını her halükarda alan’ kamu kesiminden geldiğini belirtti.

   Ülkede 20 bin civarında şirket olduğunu ve bunların sekiz bininin beyanname gösterdiğini kaydeden Karavelioğlu, 4 bin firmanın ‘her daim’ zarar iddia ettiğini, 4 bin şirketin ‘1 TL üzeri kâr’ beyan ettiğini, verginin yüzde yetmişini ilk yüz şirketin ödediğini kaydetti.

   Karavelioğlu, bahse konu bu yüz şirketin 21’inin bankalardan oluştuğunu da söylerken, iki telekomünikasyon şirketi ve döviz büroları da toplama dahil edildiğinde bile bu rakamın ‘ancak 50’yi’ bulduğunu aktardı.

   Neredeyse bütün merkez bankalarının salgın döneminde ciddi miktarda para bastığını ve ‘bollaşan şey ucuzlar’ ilkesi kapsamında yatırımcının nakitten ziyade ‘güvenli limanlara’ yöneldiğini söyleyen Karavelioğlu, bu bağlamda, altında son döneme damga vuran rallinin süreceğinin öngörüldüğünü söyledi.

   Karavelioğlu, Kovid-19 aşı ve ilacının bulunmaması durumunda, gelişen ülke varlıklarının da ‘düşen risk iştahı ve yükselen güvenli liman talebi’ nedeniyle değer kazanmasının zor göründüğünü söyledi.

“İlk paket ‘sorunu dondurmaya’ yönelikti”

   Karavelioğlu, kamuoyunun son dönemlerdeki birincil tartışma konusu ‘paketler’ hakkında da görüş belirtirken; ekonomi çevrelerinin, faydaları konusunda mutabık kalamadığı bu hamlelerden ilkinin ‘sorunu dondurmaya yönelik’ olduğunu aktardı.

   Bu paket kapsamında eczaneler, marketler, basın, polis ve itfaiye teşkilatı haricinde bir kapanmanın yaşandığını, ayrıca takas odası kapatılarak çek ödemelerinin ertelendiğini söyleyen Karavelioğlu, bütün bun adımların ‘sorunun 15 gün içerisinde çözüleceği’ düşüncesiyle atıldığını söyledi.

   Birinci paket kapsamında, ödeme ve taksitlerin ertelenip, dönem sonu faizlerinin de haziran sonuna ötelendiğini hatırlatan Karavelioğlu, özellikle birden fazla iş kolunda faaliyet yürüten işletmelerden hangilerinin ‘gerçekten’ kapandığı konusunun netleştirilememesinin, özellikle ötelenen çeklerin ödemeleri konusunda ‘kötü niyetli bir kısım şahsın da etkisiyle’ soruna neden olduğu bilgisini paylaştı.

   Piyasadan gelen bu tür verilerin işlenmesi sonucunda ikinci bir pakette karar kılındığını söyleyen Karavelioğlu, KKTC Bankalar Birliği ve Türkiye’den gelen uzmanlarla yaptıkları istişare sonucunda borçların yapılandırılmasını kararı aldıklarını ve bununla da ‘geliri düştüğü için borç ödeyemeyen işletmelere yardımcı olmanın’ hedeflendiğini söyledi.

   İlgili düzenlemeler uyarınca, açılış ve kapanış komisyonu ile dosya masrafı gibi unsurları ortadan kaldırdıklarını ve borçluya başka banka transfer durumunda kolaylık sağladıklarını vurgulayan Karavelioğlu, banka tercihini değiştirmeyen borçlular için de salgın nedeniyle değişen konsepte uygun olarak ‘yeni gelire göre esnek yapılandırılma’ imkanı tanıdıklarını kaydetti.

“İş insanları çalışanına sahip çıktı”

   Albank Genel Müdürü Ahmet Melih Karavelioğlu, ülke ekonomisinin motor güçlerinin turizm ve eğitim olduğu gerçeğine dikkat çekerken; mevcut PCR testi performansıyla, turizm alanında ‘beklenilen’ hedefin tutturulmasının zor olduğunun görüldüğüne parmak bastı.

   Kaba bir hesapla dahi 100 işletme ve 13 bin kişiden bahsettiğimizi kaydeden Karavelioğlu, bahse konu bu 13 bin kişinin önemli bir kısmının taşıt, konut veya ihtiyaç bazında kredi kullandığını ve iş insanlarımızın, gelirlerin neredeyse sıfırlandığı bu dönemde, çalışanlarına sahip çıkmasının ‘takdire şayan’ olduğunu söyledi.

   Halk arasında ‘döviz krizi’ diye bilinen ve yıkıcı etkileri piyasada halen hissedilen ‘Ağustos 2018 kur şoku’ benzeri bir süreçte olduğumuzu söyleyen Karavelioğlu, Rahip Brunson olayı, S-400 krizi, F-35 hadisesi, İstanbul özelinde yerel seçimin tekrarı derken, bu günlere gelindiğini belirtti.

   Dolar/TL paritesinin, uzun sayılabilecek bir dönemdir çok kısıtlı bir şekilde dar bantta fiyatlandığını lakin dövizdeki yükselişin de sürdüğünü kaydeden Karavelioğlu, kurlardaki dalgalanmanın veya daha Türkçesiyle ‘TL’nin, yabancı para birimleri karşısındaki değer kaybının’ yatırımcıya, müşterilere ve en genel anlamıyla halka etkisinin olumsuz olduğunu söyledi.

   Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) net rezervlerinde de 5 milyar dolarlık bir pozisyon açığı meydana geldiğini kaydeden Karavelioğlu, bunun da ‘kuru stabil tutabilmek için döviz satmaktan’ kaynaklandığını belirtti.

   Karavelioğlu, Türkiye’de 1998’de bankaların yüzde 10’la ülke dışından dolar borçlanarak yüzde 40’la kamu tahvili aldıklarını hatırlatırken; enflasyon bazında artan kura göre kazanç sağladıklarını fakat bu durumun da 2001 Ekonomik Krizi’ne giden yolun taşlarını döşediği uyarısını yaptı.

   Türkiye’de hem Merkez Bankası eliyle ‘enflasyonun altında politika faizi’ politikasının uygulandığını hem de kamu bankaları eliyle ‘olmayan dövizler satılarak’ kurların baskılandığını söyleyen Karavelioğlu, bu ikisinin bir arada yürümeyeceğini ve yakın gelecekte ya dövizin fırlayacağını ya da faizlerde arttırıma gidileceğini kaydetti.

“Cirolarda yüzde 20 kayıp var”

   Salgın döneminde ülkesine giden işçilerin yeni yeni dönmeye başladığını fakat bu kişilerin önemli bir kısmının dönmeyeceğinin de öngörüldüğünü söyleyen Karavelioğlu, adayı terk eden işçi ve öğrenci sayısının 70 bini bulduğunu belirtti.

   Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin müşteri portföylerinin önemli bir kısmını işçi ve öğrencilerin teşkil ettiğini hatırlatan Karavelioğlu, ülke turizminin tepe noktasını oluşturan temmuz-ağustos periyodunda yurda gelen ortalama 400 bin turistten de mahrum olduğumuz gerçeğinden hareketle, salgın döneminde aslında 470 bin kişinin tüketime etki etmediğini söyledi.

   Bu bağlamda, perakende sektörünün cirolarında yüzde 20 bandında bir kaybın meydana geldiğini söyleyen Karavelioğlu, inşaat sektöründe an itibarıyla daha ziyade üçüncü ülke uyruklu işçilerin çalıştığını aktardı.

   Halka “Enseyi karartmaya gerek yok. Moralinizi yüksek tutun” çağrısı yapan Karavelioğlu, sözlerini “Bankalarınızla konuşun fakat net kazancınız belli olmadan hiçbir taahhütte bulunmayın. Önünüzü görebildiğiniz zaman da borçlarınızı taksitlendirmeye gidin. Bu günler de geçecek” ifadeleriyle sonlandırdı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75