Faizden başka enstrüman kalmadı

banner37

Ekonomist Erdal Güryay, TL’nin döviz karşısındaki değer yitimine neden olan süreci masaya yatırdı, alınması olası tedbirleri irdeledi, önerilerde bulundu:

Faizden başka enstrüman kalmadı
banner90
banner99

“DÜŞÜK FAİZ İÇİN DÜŞÜK ENFLASYON ŞART”… Erdal Güryay, enflasyonun sıfıra yakın olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerde uygulanan düşük faiz politikasının, para değer kaybetmediği için sıkıntı çıkarmadığını söyledi. Güryay, TL kullanan ülkelerdeki enflasyon rakamlarına bakıldığında, böylesi bir adımın makul olmadığının anlaşılacağını söyleyerek “Kimse, yatırımından zarar etmek istemez” dedi.

   Kıbrıs İlim Üniversitesi (KİÜ) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ekonomist ve Asbank Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Erdal Güryay, özellikle son iki haftaya damga vuran ‘TL’deki volatiliteyi’ yani oynaklığı, KIBRIS TV’de yayınlanan, Ali Çatal’ın hazırlayıp sunduğu Para Politik programında geçtiğimiz cuma yorumladı.

Güryay, TL’deki değer kaybının ekonomik ve politik pek çok sebebi olduğunu kaydederken; doların majör para birimleri karşısındaki paritenin TL’ye yansıdığını, bu bağlamda ‘dolar düşerken TL neden değer kaybediyor’ sorusunun mantıksız olduğunu söyledi.

   Türkiye’deki kamu bankalarının, TL’nin değerini koruyabilme amacıyla ve TCMB teşvikiyle, uzun zamandır piyasaya ‘ülkeye döviz girişi durmasına rağmen’ döviz sattığını ve bunun da döviz açığı pozisyonuna neden olduğunu belirten Güryay, bunun ‘doğal’ sonucunun da dövizin değer kazanması olarak sermaye piyasalarına yansıdığını aktardı.

Güryay, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), TL’deki erimeyi durdurabilmek için elinde kalan ‘tek’ enstrümanın ise önümüzdeki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında alacağı ‘faizleri yükseltme’ olarak göründüğünü açıkladı.

   “Türkiye’de ithalat-ihracat dengesi kaynaklı cari açığın artması da TL’ye değer kaybettirdi” şeklinde görüş belirten Güryay, yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle turizm başta olmak üzere ülkeye döviz getiren sektörlerde yaşanan dibe vuruşun da azalan dövizi değerli kılan bir diğer unsur olduğunu belirtti.

   Demokrasi ve hukuk devleti gibi kavramlar üzerinden, dünyanın Türkiye’ye bakışında gerçekleşen olumsuz etkinin de yatırımcının temkinli davranmasına neden olduğu gerçeğine parmak basan Güryay, bu negatif durumun kısa vadede pozitife dönmesinin ise zor göründüğü çıkarımını yaptı.

Türkiye’nin ‘riskli ülke’ kategorisinde olması nedeniyle borç da bulamadığını veya çok yüksek faiz talepleriyle karşılaştığını söylerken; Katar ve Çin’le denenen swap yani takas girişimlerinden de sonuç alınamadığını aktardı.

   Türkiye için tek çıkar yol olarak Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) borç almak olarak düşünülebileceğini fakat ülke yönetiminin IMF’ye bakışı göz önüne getirildiğinde, bunun da olası görünmediğini belirtti.

   “Ekonomimizin büyük ölçüde Türkiye’ye bağlı olması bir yana, ithalatla yaşayan bir ülkeyiz. Hemen her şeyimiz yurt dışından ve ‘dövize endeksli’ şekilde geliyor” şeklinde konuşan Güryay, halka verilebilecek ‘tek’ önerinin ise ‘artık herkesin bildiği’ dövizle borçlanmamak olduğunu söyledi.

Güryay, “Çok ciddi bir kriz bizleri bekliyor. Şahsi düşüncem, sterlin kurunun çok kısa bir süre içerisinde 11,00 TL’ye dayanabileceği yönünde. Döviz borcu olanların, bu kurlarla borç ödemesi yapması mümkün değil. Bankalarda da yakın gelecekte ‘bir yeniden yapılandırma daha’ furyası başlaması da olası” ifadelerini kullandı.

“Keşke hiç müdahale edilmeseydi”

   TCMB teşvikiyle ve kamu bankalarıyla eliyle yapılan ‘piyasaya döviz satışı’ eyleminin de Türkiye Merkez Bankası’nın rezervlerini eritmekten başka bir sonuç doğurmadığını açıklayan Erdal Güryay, sermaye piyasalarına yapılan bu türden müdahalelerin ‘yanlış’ olduğunu söyledi.

   “Böylesi eylemlerle ancak günü kurtarırsınız” şeklinde konuşan Güryay, dolar/TL paritesini 6,85-6,86 bandında tutmak için bu seçeneğin denendiğini kaydetti.

   Döviz rezervleri tükenene kadar aşının bulunabileceği ve/veya turizm faaliyetlerinin düzene girerek ülkeye döviz girişinin tekrar sağlanacağı gibi beklentilerle hareket edildiğini düşündüğünü aktaran Güryay, 02-29 Temmuz döneminde bu yaklaşımın işe yaradığını fakat uzun soluklu olmadığını belirtti.

Güryay, ekonomik aktiviteleri canlandırma ve ‘büyüme’ gibi hedefler gözetilerek gerçekleştirilen faiz azaltımlarının, dolar başta olmak üzere dövize talebi artırdığını vurguladı.

Türkiye’de ihracatın ciddi anlamda düştüğünü, Kovid-19 salgını nedeniyle de turizmin durma noktasına geldiğini hatırlatan Güryay, ülkeye döviz girişinin bir anda durmasının da TL’ye değer kaybettiren bir diğer unsur olarak kayda geçtiğini söyledi.

   Kovid-19 aşısı bulunmadığı sürece, dolar gibi yatırımcı nezdinde ‘güvenli liman’ addedilen para birimlerine talebin süreceği bilgisini de veren Güryay, sadece TL’nin değil; gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin değer kaybının durması için Kovid-19 salgınının çözüme kavuşturulması gerektiğini aktardı.

‘Örtülü faiz’ çözüm değil

Erdal Güryay, kamuoyunda ‘örtülü faiz’ olarak bilinen ve TCMB’nin geçen hafta yarıya indirdiği açık piyasa işlemleri çerçevesinde tanınan likidite imkan limitlerini sıfırlayarak ‘TL’ye erişimi kısma’ eylemi hakkında da görüş belirtti.

   Bu tarz hamlelerin ancak geçici rahatlamaları sağlayabileceğini fakat TL’deki değer kaybını durduramayacağını aktaran Güryay, TL’deki oynaklığın devam etmesinin beklendiğini de belirtti.

   Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ekonomisinin son dönemde yaşadığı gerileme nedeniyle,Amerikan dolarının, majör altı para birimi karşısındaki satın alma gücünü ölçen ABD Dolar Endeksi’nin ve buna bağlı olarak da doların gerilediğini söyleyen Güryay, “Dolar değer kazanmıyor. Bilkakis; TL değer kaybediyor. Dolar uzun zamandır ‘durduğu yerde’ duruyor. Bunun nedeni de Türkiye’nin son dönemde uyguladığı ekonomi politikaları” çözümlemesini yaptı.

   Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bu yönde olumlu sinyal vermediğini fakat önümüzdeki PPK toplantısında, TCMB’den faiz artırımı beklediğini de açıklayan Güryay, faizlerde ‘dişe dokunur’ bir yükseliş gerçekleştirilmezse, volatilitenin de süreceği uyarısını yaptı.

   Bankaların TL mevduata yönelik ‘enflasyonun altında faiz’ uygulamasının, vatandaşın birikimini TL’de tutması için hiçbir neden bırakmadığını da aktaran Güryay, “Kimse, vadesi dolduğunda ‘faiziyle birlikte’ çektiği paranın, enflasyon nedeniyle değer kaybetmesini kabul etmez” ifadelerini kullandı.

   Döviz kurlarına yönelik çok düşük faizler uygulanmasına rağmen, Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta, yatırımcının TL’den çıkıp yabancı para birimlerine yöneldiğini söyleyen Güryay, negatif faiz uygulayan Japonya ve İsviçre gibi ülkelerin ‘üretim temelli ekonomik yapılara’ sahip olduklarından, makul örnekler olamayacağını vurguladı.

   Enflasyonun sıfıra yakın olduğu ülkelerde uygulanan düşük faiz politikasının, para değer kaybetmediği için bir sıkıntı çıkarmadığını aktaran Güryay, TL kullanan ülkelerdeki enflasyon rakamlarına bakıldığında, böylesi bir adımın makul olmadığının anlaşılacağını söyledi.

   Kovid-19 salgını periyodundaki ‘eve kapanma’ döneminde TCMB tarafından ‘piyasayı fonlama amacıyla’ basılan paraların dahi dövize çevrildiğini hatırlatan Güryay, TL’deki ‘yatırım riski’ sürdüğü müddetçe, bu durumun tersine çevrilmesinin mümkün görünmediği gerçeğine parmak bastı.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75