Garanti Asgari Gelir Programı elzem

banner37

Ekonomist ve Akademisyen Prof. Dr. Okan Veli Şafaklı, özel sektör emekçileri ‘yaprak dökerken’, kamu çalışanlarının ‘bahar bahçe’ durumunu yaşadığını söyledi:

Garanti Asgari Gelir Programı elzem
banner90
banner99

Ali ÇATAL

“REFAH SADECE ARTIŞLA SAĞLANMAZ”… Okan Veli Şafaklı, asgari ücretlinin refahının ‘mutlaka’ arttırılması gerektiğini kaydederken; bu refahı ise ‘salt işveren üzerinden asgari ücret artışı ile’ sağlamaya çalışmanın, ekonomik kurallara aykırı olduğunu söyledi. ‘Kısmen işveren kısmen de sosyal devlet’ sorumluluğunda eylemlerle asgari ücretlinin refahını arttırmanın temel amaç olması gerektiğine dikkat çeken Şafaklı, emek piyasasının dinamikleri içerisinde, refah artışı için sosyal devletin devreye girmesi gerektiği gerçeğine parmak bastı.

“GÜNEY KIBRIS DA GEÇTİ”… Okan Veli Şafaklı, Güney Kıbrıs'ta da GMI’ya yönelik bir yasa tasarısının Temsilciler Meclisi tarafından oylandığını vurgularken; GMI konseptinin, sosyal güvenlik sistemindeki yardımları basitleştiren ve ‘en çok ihtiyacı olanlara yardım sağlayan’ mevcut reformun temel taşı olarak görüldüğünü de söyledi. Şafaklı, bu yaklaşımının, Anastasiadis'in seçim öncesi taahhüdü ve Güney Kıbrıs'ın IMF’den mali yardım istemesinin ardından yapılan Mutabakat Muhtırası’nda belirtilen bir yükümlülük olduğunu da aktardı.

“YÜK SADECE İŞVERENE YÜKLENMEMELİ”… Okan Veli Şafaklı, Kovid-19 salgınının meydana getirdiği ekonomik çöküntü, işsizlik ve fakirlik sorunlarını çözmenin yolunun, salt işverenin sırtına yüklenen asgari ücret artışı olamayacağını söylerken; “Zira mevcut emek piyasası dinamiklerine göre böylesi bir artışın, öngörülen istihdam hedefine hizmet etmesi mümkün değildir. Bunun yerine, AB’de olduğu gibi ‘Garantili Asgari Gelir Programı’ gibi yöntemlerle fakir fukaranın yardımına koşmalıdır” ifadelerini kullandı.

   Ekonomist ve Akademisyen Prof. Dr. Okan Veli Şafaklı, 2020 yılının son ayında da ‘her zaman olduğu gibi’ 13. maaş ödemelerinin gündeme geldiğini hatırlatırken; ‘13. maaş’ adı verilen ödeneğin ‘yine her yıl olduğu gibi’ sadece kamu çalışanları için söz konusu olduğunu söyledi.

   Özel sektöre nazaran oldukça yüksek maaş alan kamu çalışanlarının, her yılın bitiminde ‘bir maaş daha’ aldıklarını belirten Şafaklı, yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgınının olumsuz etkileri özel sektör çalışanı üzerinde ağır şekilde devam ederken, ‘memur cennetinde’ 13. maaş tartışmalarının ‘halen’ yapılmasının da özel sektör çalışanına yapılabilecek ‘en büyük ayıp’ olduğunu vurguladı.

   On bini aşkın işyerinin kepenk kapattığı, işsizlik ödeneğinin dahi yasal miktarın altına çekildiği, başta turizm sektöründe çalışanlar olmak üzere evine ekmek götüremeyen işsiz sayısının arttığı, kısmî çalışma düzenlemesi ile birçok çalışanın asgari ücret dahi alamadığı günümüzde asgari ücreti görüşmek üzere komisyonların toplandığını ancak herhangi bir sonuç üretilemediğini kaydetti.

   KKTC’de, 1 Şubat 2020’den itibaren geçerli asgari ücretin halen brüt 3 bin 820 TL net ise 3 bin 323 TL olarak yürürlükte olduğunu da hatırlatan Şafaklı, “İşverenler de dahil olmak üzere KKTC’de herkes bilmektedir ki, yasanın öngördüğünün aksine, 3 bin 323 TL net maaşla asgari ücretlinin ve geçindirmekle yükümlü olduğu ailesinin insanca yaşaması imkansızdır” ifadelerini kullandı.

   Bu bağlamda, asgari ücretlinin refahının ‘mutlaka’ arttırılması gerektiğini kaydeden Şafaklı, bu refahı ise ‘salt işveren üzerinden asgari ücret artışı ile’ sağlamaya çalışmanın, ekonomik kurallara aykırı olduğunu söyledi.

   Mevcut emek piyasasının, araz-talep açısından işverenin lehine işlediğini belirten Şafaklı, komisyon tarafından kâğıt üzerinde yapılacak bir artışın, emekçileri ‘kısmî çalışma seçeneğine’ yönelmeyi teşvik edeceği gibi kayıt dışı ekonomiyi de arttırarak, asgari ücretlinin aleyhine bir sonuca yol açacağı uyarısı yaptı.

   Bunun yerine, ekonomik akla uygun şekilde ‘kısmen işveren kısmen de sosyal devlet’ sorumluluğunda eylemlerle asgari ücretlinin refahını arttırmanın temel amaç olması gerektiğine dikkat çeken Şafaklı, emek piyasasının dinamikleri içerisinde, asgari ücret artışı şayet yeterince yapılamıyorsa, gerekli refah artışı için sosyal devletin devreye girmesi gerektiği gerçeğine parmak bastı.

   Şafaklı, bunu da Türkiye’de bir dönem oldukça popüler olan ve Fa­kir Fu­ka­ra Fo­nu (Fak-Fuk-Fon) ola­rak bi­li­nen Sos­yal Yar­dım­laş­ma ve Da­ya­nış­ma Fo­nu gibi yöntemler veya Avrupa Birliği’nde (AB) yaygın olarak kullanılan ‘Garantili Asgari Gelir Programı’ ile başarabileceğimizi kaydetti.

“AB’deki uygulamalar baz alınmalı”

   Okan Veli Şafaklı, 2008 yılında, Avrupa Komisyonu’nun, sosyal koruma ve sosyal adalete yönelik aktif içermeye ilişkin üç entegre unsurdan oluşan tavsiyede bulunduğu bilgisi verirken; bu tavsiyelerin ise ‘yeterli gelir desteği, kapsayıcı işgücü piyasaları ile kaliteli hizmetler için ortak ilkeler ve pratik yönergeler’ içeren kapsamlı bir strateji geliştirmeye yönelik hayata geçirildiğini aktardı.

   Buna göre, böylesi bir yaklaşımın, 1992 Konsey Tavsiyesi üzerine her insanın böyle bir desteğe hakkı olduğunu kabul ederek, sosyal koruma sistemlerinde yeterli kaynaklar ve sosyal yardım ortak kriterleri üzerine inşa edildiğini söyleyen Şafaklı, 2013 çıkışlı Avrupa Komisyonu Sosyal Yatırım Paketi’nin de aktif bir içerme yaklaşımının önemini bir kez daha tekrarlayarak, yeterli asgari gelir desteğinin önemini vurguladığını belirtti.

   “Bu paket, üye devletlerin çoğunun bir tür asgari gelir programına sahip olduğunu kabul etmiş ancak ‘bu programların yeterliliğinin geliştirilmesi’ üzerinde durmuştur. Şöyle ki, herkesin insanca yaşamak için asgari düzeyde geliri olmalı ve aynı zamanda kişi aktif çalışma için motive edilmelidir” şeklinde konuşan Şafaklı, komisyonun aynı azmanda böylesi bir ‘Garantili Asgari Gelir Programı’ uygulamak için üye ülkelerin yeterli bir bütçe ayrılmaları tavsiyesinde bulunduğu bilgisini de verdi.

   Güney Kıbrıs'ta da garantili bir asgari gelir (GMI) avantajı sağlayan bir yasa tasarısının Temmuz 2014'te Temsilciler Meclisi tarafından oylandığını vurgulayan Şafaklı, GMI konseptinin, sosyal güvenlik sistemindeki yardımları basitleştiren ve ‘en çok ihtiyacı olanlara yardım sağlayan’ mevcut reformun temel taşı olarak görüldüğünü de söyledi.

   GMI yaklaşımının, mevcut Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis'in seçim öncesi taahhüdü ve Güney Kıbrıs'ın da Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF) mali yardım istemesinin ardından yapılan 2013 Mutabakat Muhtırası’nda belirtilen bir yükümlülük olduğunu aktaran Şafaklı, ülkedeki ekonominin bozulması ve sosyal yardım ve dayanışmaya talebin artması nedeniyle bu reformun da ‘acil öncelik’ haline geldiğini söyledi.

   Şafaklı, bir GMI'nın oluşturulmasının ise gelir, mülk sahipliği ve ailenin bileşimi gibi kriterlerin yanı sıra belirli ihtiyaçlar temelinde asgari makul bir yaşam standardı sağlayacak yeni politikanın temel taşı olarak kabul edildiğini de aktarırken; aile üyelerinin toplam gelirinin, yardım almaya hak kazanabilmeleri için GMI'ya göre ölçülen toplam ihtiyaçlarından düşük olması gerektiğine de dikkat çekti.

   Mevcut parasal faydaların ise temelde iki kategoriye ayrıldığını ve bunların da yararlanıcının gelirini GMI seviyesine çıkarmak için aylık bir ödeme’ ve ya kira yardımı olarak ya da konut kredilerinin faizini karşılamak için bir ödenek olarak aylık konut yardımı’ olduğunu söyleyen Şafaklı, her iki kategoride de parasal fayda miktarının, ailenin büyüklüğüne ve bileşimine göre değişeceğine işaret etti.

   Şafaklı, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

   “Sonuç olarak, pandeminin meydana getirdiği ekonomik çöküntü, işsizlik ve fakirlik sorunlarını çözmenin yolu, salt işverenin sırtına yüklenen asgari ücret artışı olamaz zira mevcut emek piyasası dinamiklerine göre böylesi bir artışın, öngörülen istihdam hedefine hizmet etmesi mümkün değildir.

   Bunun yerine, AB’de olduğu gibi sosyal devlet, ‘Garantili Asgari Gelir Programı’ gibi yöntemlerle fakir fukaranın yardımına koşmalıdır ancak böylesi bir sistem de yardım alanın ‘aktif çalışma motivasyonunu’ olumsuz etkilememelidir.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75