Kredide riski ‘ölçülü’ alın!

banner37

TC ve KKTC Merkez Bankaları birbirlerinin peşi sıra politika faizlerini indirdi, gözler dövizin ‘mevduatın kullanılacağı’ dönemdeki bandına çevrildi; uzmanlar ise uyardı

Kredide riski ‘ölçülü’ alın!
banner87

“TASARRUFUN GETİRİSİ, YATIRIMIN MALİYETİ”… Albank Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Ahmet Melih Karavelioğlu, “Faiz, tasarrufun getirisi; yatırımın ise maliyetidir. Tasarruf oranı yüksek ve yaptığı tasarrufu yatırıma dönüştürebilen bir ekonomik sistem elbette en arzu edilir modeldir” derken, “Bizim ekonomimizde tüketim eğilimi, yapısal anlamda tasarruf eğiliminden yüksektir. Dolayısıyla yüksek faiz, tasarrufun ödüllendirilmesi değil; yatırımın cezalandırılması anlamına gelir” ifadeleriyle, an itibarıyla böylesi bir eko-politik yapıya sahip olmadığımızı da aktardı.

“SEBEP DEĞİL; SONUÇ”… Kıbrıs İktisat Bankası Ltd. Genel Müdürü ve Kuzey Kıbrıs Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Olgun Önal, faiz düzenlemelerini, “Son bir senedir yükseliş eğilimindeki faiz oranları, bankaların kaynak maliyeti üzerinde yukarı yönlü baskı kurarak, kredi faiz oranlarının da tüm vadelerde yükselmesine neden oldu. Bir tarafta yüksek kur öte yanda yüksek faiz oranlarının yarattığı tahribatın ardından devam eden normalleşme süreci” ifadeleriyle yorumlarken; “Döviz kuru ve faizin geldiği seviyeleri, netice itibarıyla sebep değil de sonuç olarak okumak gerekiyor” şeklinde görüş belirtti.

“PİYASALARI HAREKETE GEÇİREBİLİR”… Yatırım Uzmanı, Varlık Yöneticisi ve Gedik Yatırım Yurt İçi Satış Müdürü Serkan Dönmez, “TCMB ve KKTC MB’nin faiz indirimi, gerek enflasyondaki gelişmeler gerek uluslararası ortamdaki gelişmeler ile uyumlu. Bundan sonrası için de bu kararın ‘oldukça durgun görünen’ ekonomik ortamı bir miktar desteklemesini bekleyebiliriz” diyerek, Merkez Bankalarının ilgili kararının, belli bir dönemdir durağan bir seyir izleyen piyasaları hareketlendirebileceğini söyledi.

Ali ÇATAL

   Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), yeni Başkan Murat Uysal başkanlığındaki ilk toplantısında Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında 425 baz puanlık (bp) faiz indirimine girmiş, söz konusu eylemin ardından ‘her iki yönlü’ ve son derece sert dalgalanana döviz kurları dengelenmişti. Bankacılar da TCMB kararının piyasa fiyatlamalarının ötesinde bir indirime işaret etmediği ve PPK metninde önden yüklemeli indirim sonrası benzer büyüklükte indirimlerin yapılacağına dönük mesajı almadıklarını belirtmişti.

   TCMB’nin, bu kararın akabinde açıkladığı enflasyon raporunda da yıl sonu Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) beklentisini yüzde 13,9’a düşürmesi ve dolarizasyonun da azaldığını belirtmesi de TL’ye destek sağlamış; aynı gün açıklanan PPK metninde ise “Belirsizliklerin azalması, küresel finansal koşullara ilişkin görünümün iyileşmesi, sıkı parasal duruş ve makroekonomik göstergelerdeki iyileşmeye bağlı olarak haziran ayı ortalarından itibaren ülke risk primi hızla gerilemiş ve finansal piyasalardaki oynaklık azalmıştır” ifadesine yer verilmişti.

Merkez de TCMB’yi izledi

   TCMB’nin ‘sürpriz olmayan’ faiz düzenlemesinin ardından, KKTC Merkez Bankası da faizleri düşürme kararı almış ve Yönetim Kurulu, gerçekleştirdiği toplantı sonucunda, Merkez Bankası nezdindeki Türk parası ve yabancı para mevduat hesaplarına ve yasal karşılıklara uygulanan faiz oranları ile Türk parası reeskont iskonto ve avans işlemleri yıllık faiz oranlarını, 29 Temmuz 2019’dan geçerli olmak üzere yeniden belirlemişti.

   Buna göre, vadelerinden bağımsız olmak kaydıyla Merkez Bankası nezdindeki faize tabi Türk lirası mevduat hesaplarına uygulanan faiz oranı yıllık yüzde 17,25’ten yüzde 13,25’e, euro mevduat hesaplarına uygulanan faiz oranı yıllık yüzde 0,25’ten yüzde 0,125’e ve İngiliz sterlini mevduat hesaplarına uygulanan faiz oranı yıllık yüzde 0,50’ten yüzde 0,25’e indirilirken; Amerikan doları mevduat hesaplarına uygulanan faiz oranı ise yıllık yüzde 1,00’da sabit bırakılmıştı.

   Merkez Bankası nezdindeki Türk lirası yasal karşılıklara uygulanan faiz oranı yıllık yüzde 13’ten yüzde 9,00’a, euro yasal karşılıklara uygulanan faiz oranı yıllık yüzde 0,125’ten yüzde 0,00’a ve İngiliz sterlini yasal karşılıklara uygulanan faiz oranı da yıllık yüzde 0,25’ten yüzde 0,125’e indirilmiş; Amerikan doları yasal karşılıklara uygulanan faiz oranı ise yıllık yüzde 0,65’ta sabit bırakılmıştı.

   Türk parası üzerinden tanzim edilen ticari senetler karşılığında Merkez Bankası tarafından yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranı yıllık yüzde 23,75’ten yüzde 19,50’ye; Türk parası olarak tanzim edilen sanayi, ihracat, turizm, eğitim ve tarım sektörleri senetleri karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde uygulanacak iskonto faiz oranları yıllık yüzde 20,75’ten yüzde 16,50’ye; küçük esnaf senetlerinin iskonto faiz oranı yıllık yüzde 19,75’ten yüzde 15,50’ye; döviz mukabili avans işlemlerinde uygulanacak faiz oranı da yüzde 19,75’ten yüzde 15,50’ye indirilmişti.

Kuzey Kıbrıs için olası senaryolar

   Her iki merkez bankasının da yaptığı faiz indiriminin ardından gözler, özellikle okulların açılma döneminde ‘kullanılmak zorunda kalınacak’ mevduatın piyasaya girmesinin sonucunda döviz kurlarının ‘nasıl’ şekilleneceği ve bahse konu kararın, son tahlilde Kuzey Kıbrıs ekonomisine muhtemel etkilerine çevrildi.

   Albank Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Ahmet Melih Karavelioğlu, Kıbrıs İktisat Bankası Ltd. Genel Müdürü ve Kuzey Kıbrıs Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Olgun Önal ile Yatırım Uzmanı, Varlık Yöneticisi ve Gedik Yatırım Yurt İçi Satış Müdürü Serkan Dönmez, merakla beklenen konuyu KIBRIS Gazetesi için masaya yatırdı…

Önal: Piyasa beklentisinin üzerinde

   “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), 25 Temmuz olağan toplantısında, bizim kurum olarak beklentimiz paralelinde ancak piyasa beklentisinin bir miktar üzerinde bir adım atarak politika faizini yüzde 24’ten yüzde 19,75 seviyesine düşürdü” ifadelerini kullanan Önal, “TCMB’nin 425 baz puan faiz indirmesi ardından, bir gün sonra toplanan KKTC Merkez Bankası Yönetim Kurulu da benzer bir adım atarak tüm vadelerdeki referans faiz oranlarını 400 baz puan aşağıya çekerek yüzde 17,25 seviyesinden yüzde 13,25’e indirdi” sözleriyle, bahse konu eylemleri genel hatlarıyla özetledi.

   Önal, “Hatırlanacağı üzere, 2018 yılının yaz aylarında Türkiye ABD siyasi ilişkilerinde yaşanan gerilim, Türk lirasına yönelik spekülatif atağın artmasına neden olarak, Türk lirasının 9 iş günü içerisinde ABD doları karşısında psikolojik 5 seviyesinden 7,24 seviyesine kadar yükselmesine neden olmuştu” derken, Ağustos 2018’le özdeşleşen ve kamuoyunda ‘döviz krizi’ diye bilinen sürece de dikkat çekti.

   “Türk lirası oynaklık oranının görülmemiş seviyelere yükselmesi, likidite ve derinliğin kaybolmasının fiyat istikrarı üzerinde yaratacağı istenmeyen etkileri bertaraf etmek üzere, TCMB PPK, Eylül 2018 toplantısında keskin bir hamle ile politika faizini 625 baz puan artırarak yüzde 24 seviyesine yükseltmişti” diyen Önal, son dönemlerdeki PPK sonuçlarının temel motivasyonuna da işaret etti.

“Son dört yılın en ‘agresif’ indirimi”

   “Döviz kurunun geçen senenin yaz aylarında arzu edilemeyen boyutlara varan yükselişinin faturası ister istemez enflasyon cephesinde hissedildi. Türkiye’de tüketici enflasyonu Ekim 2018’de yüzde 25 seviyesini aşarak son 15 senenin; KKTC’de ise yüzde 38’i aşarak son 16 senenin zirvesine yükseldi” ifadesini kullanan Önal, TL’nin yabancı para birimleri karşısındaki ‘çok kısa süreye sığan’ yakıcı değer kaybıyla enflasyon arasındaki pozitif korelasyona atıf yaptı.

   Önal, “İthal mal fiyatlarının döviz kuru geçişkenliği ile hayatın her alanını bir anda pahalı hale getirmesi, ister istemez hane halkları ve işletmelerin bütçeleri üzerinde daraltıcı bir etki doğurdu. Hane halkının tüketimi yavaşlatması, ekonomik aktivitenin hızla soğumasına neden olurken; alınan tedbirlerin sayesinde Haziran 2019’da yüzde 15,72 seviyesine gerileyen enflasyon, kabaca 1 sene sonra, TCMB’nin reel faizi indirmesi için büyük bir pencere açtı. Değindiğim üzere temmuz toplantısı, 2015 yılı ardından ilk kez faiz oranlarını agresif bir şekilde indirilmesine sahne oldu” şeklinde konuştu ve bahse konu faiz kararının yine enflasyon parametresi olduğunu belirtti.

“Yüksek faizi ‘maliyet baskısı’ doğurmuştu”

   “Haliyle, son bir senedir yükseliş eğilimindeki faiz oranları, bankaların kaynak maliyeti üzerinde yukarı yönlü baskı kurarak, kredi faiz oranlarının da tüm vadelerde yükselmesine neden oldu” çözümlemesinde bulunan Önal, bankacılık sektörünün maruz kaldığı maliyet baskısının, sektörü ‘faiz oranlarını yükseltmek zorunda bıraktığı’ gerçeğini vurguladı.

   Önal, “Bir tarafta yüksek kur öte yanda yüksek faiz oranlarının yarattığı tahribatın ardından devam eden normalleşme süreci, yılın geriye kalan 3 PPK toplantısında, gerileyecek enflasyona paralel faiz oranlarının indirilmesi için TCMB’ye büyük bir konfor alanı sağlamaya devam edeceğini düşünüyorum” öngörüsünde bulundu.

   Önal, “Bu sürecin, gerek hane halklarının gerek şirketlerin krediye ulaşımını rahatlatarak ekonomik aktivitenin yeniden hız kazanmasına neden olacağına da kesin gözüyle bakıyorum” ifadeleriyle, ‘krediye ulaşım’ sıkıntılarının, önümüzdeki periyotta azalacağı çıkarımını da yaptı.

“Küresel belirsizliğe dikkat!”

   “Gerek mevduat gerek kredi faiz oranlarının yılın geriye kalan döneminde aşağı yönlü bir seyir izleyecek olması, ertelenen tüketim davranışının ivme kazanmasına bunun da kredi talebi üzerinde olumlu bir talep doğuracağını düşünüyorum ancak küresel iklimde belirsizlik faktörünün oldukça yüksek seyretmesi nedeniyle, özellikle hane halklarını ölçülü risk almaları konusunda uyarmak isterim” şeklinde bir ikazda bulunan Önal, krediye ulaşmadaki ‘görece’ kolaylığın, risk faktörlerini görmezden gelmeyle sonuçlanmaması gerektiğini belirtti.

   Önal” Döviz kuru ve faizin geldiği seviyeleri, netice itibarıyla sebep değil de sonuç olarak okumak gerekiyor. Vücudumuza iyi bakmazsak bünyemizin zayıf düşüp hastalanabileceği gibi, ailemizin ve şirketimizin finansal durumunu da yatırım kararı alırken her türlü olasılığa karşı hazır tutmamız gerekiyor” derken, yaşanan sürecin, döviz pariteleriyle faizin seyrinin ‘doğal sonucu’ şeklinde yorumlanması gerektiğine vurgu yaptı.

   Aynı konu özelinde konuşan Önal, “Küresel ekonomide belirsizliğin yüksek seyrettiği bu nazik dönemde, likit kalmaya, nakit akışımıza göre borçların vadelerini ayarlamaya azami özen göstermeliyiz. Aksi takdirde, bağışıklığımızı dış şoklara karşı artıramazsak, geçen sene olduğu üzere hızla hastalanabiliriz” sözleriyle, uyarısına dair ayrıntıları da paylaştı.

Karavelioğlu: Memnuniyetle karşıladık

   “TCMB ve arkasından KKTC MB’nin faiz indirimini memnuniyetle karşıladık ve bizler de gerek mevduat gerekse kredi tarafında faiz indirimlerini müşterilerimize yansıtmaya başladık. Bu faiz düşüşü mevduata 2-3 puan kredilere ise 2-4 puan arasında yansıyacak” diyen Karavelioğlu, mevduat ve kredi konusunda müşterilerin mağdur olmaması için çalıştıklarını söyledi.

   Karavelioğlu, “Faiz, tasarrufun getirisi; yatırımın ise maliyetidir. Tasarruf oranı yüksek ve yaptığı tasarrufu yatırıma dönüştürebilen bir ekonomik sistem elbette en arzu edilir modeldir” derken, bunu ‘sürdürülebilir büyüme oranları’ sağlayarak genel refah artışına dönüştürmenin de ancak böyle ekonomik modellerle mümkün olabileceğini savundu.

   KKTC ekonomisinin, an itibarıyla ‘bu şekilde’ tarif edilebilir bir model olduğunu söyleyemeyeceğimizi de belirten Karavelioğlu, “Bizim ekonomimizde tüketim eğilimi, yapısal anlamda tasarruf eğiliminden yüksektir. Dolayısıyla yüksek faiz, tasarrufun ödüllendirilmesi değil; yatırımın cezalandırılması anlamına gelir” ifadelerini kullandı. Tasarruf eğilimi gibi yapısal kavramların, kısa süreli makroekonomik değişikliklerden etkilenmeyeceğini de vurgulayan Karavelioğlu, “Son bir yıl boyunca yaşadığımız gibi negatif dalgalanmalarda olan yalnızca tüketimin kısılmasıdır. Bu da yatırıma dönüşecek bir tasarruf anlayışından değil; geçici süreyle ‘ayağını yorganına göre uzatmaktan’ kaynaklanmaktadır” diyerek, son dönem dalgalanmalarının nedenini özetledi.

   “Üstelik kur, enflasyon veya faiz artışı gibi makroekonomik değişikliklerle ilgili beklentiler ne kadar kısa süreliyse tüketimin kısılması da o kadar geçici olur. KKTC’nin siyaseten dışa kapalı oluşu, ekonomik büyümeyi yurt içi talebe endekslemektedir. Ekonominin büyüme imkânı iç talebe bağlıyken, talebi karşılayacak arz ise dış ticaret açığının da ortaya koyduğu gibi dövize endekslidir” sözleriyle Karavelioğlu, yüksek faiz döneminde hızla ‘daralmak durumunda kalan’ KKTC ekonomisinin, yüksek kur ortamında da enflasyonist baskı altında kaldığına dikkat çekti.

“Ekonomimiz stagflasyona meyilli”

   “Yani KKTC ekonomisi stagflasyona meyillidir. Ağustos 2018’den itibaren döviz kurundaki şok artışın TCMB ve ardından KKTC MB tarafından faiz artışlarıyla karşılanması, KKTC’yi bu gerçekle ‘yine’ yüz yüze getirmiştir” ifadesini kullanan Karavelioğlu, bu bilgiler ışığında değerlendirildiğinde, faizlerdeki düşüşün ekonomiye canlılık getireceğini savundu.

   Karavelioğlu, yurt içi talebin, özellikle gayrimenkul sektörü gibi KKTC ekonomisinin temel büyüme kaynağı niteliğindeki sektörlerde artmasını beklemenin makul olacağını da söylerken, “Bankacılık sektörü hem kredi taleplerindeki artış hem de gayrimenkul piyasasında beklenen bu canlanmayla ipotek değerlerindeki artışla çok daha hareketli bir döneme girecektir” şeklinde görüş belirtti.

   “Kamuoyundaki yanlış algının aksine yüksek faiz koşulları bankalar için uygun ortam sunmaz. Yüksek faiz ve kur ortamında bankaların hem maliyeti artar hem bankacılık ürünlerine talep azalır hem de sorunlu kredilerin sektörel anlamda oranı yükselir” diyen Karavelioğlu, faizlerdeki yüksekliğin, uzun vadede sektöre darbe vurduğunu belirtti.

“Yüzde 5’lik hedef gerçekçi mi?”

   “Bu anlamda, bereketli bir döneme gireceğimize inanıyorum. Tabiî bu durumda da ‘sürdürülebilirlik’ kavramı karşımıza çıkıyor. Düşük faiz sürdürülebilir mi? TCMB’nin orta ve uzun vadedeki yüzde 5 hedefi gerçekçi mi ve tutturulabilir mi? En azından kısa vadede global ekonomik konjonktürün düşük kuru destekleyeceği beklenti dahilinde” şeklinde konuşan Karavelioğlu, ‘dış taleple’ büyüyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Çin gibi ekonomilerin, ticaret pastasındaki paylarını arttırmak için ‘açık bir şekilde’ para birimlerinin değerini düşüreceklerinin mesajını verdiklerini de söyledi.

   ABD Merkez Bankası’nın (FED) yakın zamandaki faiz azaltışının yanı sıra büyük borsaları etkileyecek şekilde karşılıklı yaptırımlarla ilerleyen ve ‘ticaret savaşları’ şeklinde nitelendirilen ABD-Çin ticaret ilişkisinin de bu anlamda TL’nin ilerleyen dönemde daha güçlü olacağının ve TCMB’ye yeni faiz azaltışları için alan yaratacağının sinyalini verdiğini söyleyen Karavelioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Maraş’ta konan irade somutlaştırılmalı”

   “Böylesi bir dönem, Türkiye’de ve KKTC’de yapısal reformlarla desteklenirse ve tasarruf eğiliminin artırılması için gerek kamu gerek özel sektör gerekse vatandaş düzeyinde bilinçlenme sağlanabilirse, katma değeri yüksek sektörlere yapılabilecek yatırımlarla bu olumlu iklim sürdürülebilir hale getirilebilir.”

   Karavelioğlu, “Kıbrıs konusunda, örneğin yakın zamanda Maraş açılımında ortaya konan siyasi iradenin arkası getirilebilir ve somuta çevrilebilirse KKTC ekonomisinin hızlı bir atılımla benzeri ülkelerden sıyrılması da bence ihtimal dâhilindedir” de derken, özetle ülkemizi kısa vadede olumlu iktisadi koşulların beklediğini söylemenin ‘oldukça mümkün’ göründüğünü lakin bu koşulların sürdürülebilir hale getirilip refah artışına döndürülmesinin ise Kuzey Kıbrıs’ın yerel unsurların ellerinde olduğu gerçeğine parmak bastı.

Dönmez: Gelişmelerle uyumlu

   “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve KKTC Merkez Bankası’nın faiz indirimi, gerek enflasyondaki gelişmeler gerek uluslararası ortamdaki gelişmeler ile uyumlu. Bundan sonrası için de bu kararın ‘oldukça durgun görünen’ ekonomik ortamı bir miktar desteklemesini bekleyebiliriz” ifadelerini kullanan Dönmez, bahse konu faiz düzenlemesinin, uzunca bir dönemdir dar bantta dalgalanan piyasaları harekete geçirebileceğini söyledi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER