Niş ürünler markalaştırılmalı

banner37

İŞAD Başkanı Enver Mamülcü, yerli üretimi dünya kalitesine çıkaracak bir anlayış doğrultusunda hareket edilmesi gerektiğini savundu:

Niş ürünler markalaştırılmalı
banner90
banner8

“YERLİ ÜRETİM ELZEM”… Enver Mamülcü, Kovid-19 salgını sürecinde yaşayan ‘ham maddeye ulaşım’ sorunlarının hem maliyetleri hem de bunun doğal sonucu olarak fiyatları yükselttiğini belirtirken; “Salgın nedeniyle artan masraflar, halkın alım gücünü de düşürdü ve bu da salgından önce de sürekli dikkat çektiğimiz ‘yerli üretimin’ elzem olduğu gerçeğini yüzümüze bir tokat gibi çarptı” ifadelerini kullandı.

“ENGİNAR DEĞİL, TURŞU; DOMATES DEĞİL, SALÇA”… Enver Mamülcü, ülkeye özgü niş ürünleri, mevcut ham durumlarıyla değil; ‘işlenmiş halde’ satmanın katma değer getirisinin çok daha fazla ve tatmin edici olacağına vurgu yaparken; “Enginarı, enginar değil; enginar turşusu, domatesi de domates değil; salça olarak Türkiye pazarına sokmalıyız” şeklinde görüş belirtti.

AYNI POTANSİYELDE KALMA LÜKSÜMÜZ YOK”… Enver Mamülcü, değişen rekabet koşullarında, Türkiye ve Güney Kıbrıs gibi ülkelerle rekabet edebilmenin ilk koşulunun ‘sürekli yapılan AR-GE çalışmaları üzerinden dünya standartlarının gerisine düşülmemesi’ olduğunu belirtirken; bu bakış açısına sadık kalmayan şirket ve devletlerin ticaret hacimlerinin yerle bir olacağı uyarısını yaptı.

Ali ÇATAL

   KTV’de yayınlanan Para politik programında Ali Çatal’a konuk olan Kıbrıs Türk İş İnsanları Derneği (İŞAD) Yönetim Kurulu Başkanı Enver Mamülcü, ülkenin tüketim alışkanlıklarının düzenlenmesi gerektiğini söyledi.

   Bu uğurda, işe her şeyden önce ‘üretimin dünya standartlarını yakalaması’ perspektifinin yaygınlaştırılmasıyla başlanması gerektiğini aktaran Mamülcü, halkın geneline hakim olan ‘yerli ürün kalitesizdir’ yanlış algısının da ‘ancak bu şekilde’ kırılabileceğini belirtti.

   Üretimin dünya genelinde azaldığını ve lojistik sıkıntılarının baş gösterdiğini söyleyen Mamülcü, bu bağlamda, devletin de yerli üreticiye işçilik, navlun girişi, enerji işçilik ve lojistik başta olmak üzere girdi maliyetleri konusunda yardımcı olması gerektiğine parmak bastı.

   Yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgını sürecinde pek çok sektörün yara aldığını da kaydeden Mamülcü, kamu çalışanlarının kazancında herhangi bir değişimin olmadığını fakat buna karşılık, halkın harcamalarının da arttığını söyledi.

   “Başta ham maddeye ulaşım ulaşım olmak üzere pek çok sıkıntı ortaya çıktı ve bunlar da fiyatlara yansıyarak halkın alım gücünü aşağı çekti” şeklinde konuşan Mamülcü, Güney’e geçiş kapılarının kapalı olması ve seyahat kısıtlamalarının etkisiyle, paranın dolaşımının da ‘daha minimal’ bir forma evrildiğini belirtti.

   Mamülcü, Kovid-19 salgını sürecinde yaşayan ‘ham maddeye ulaşım’ sorunlarının hem maliyetleri hem de bunun doğal sonucu olarak fiyatları yükselttiğini belirtirken; “Salgın nedeniyle artan masraflar, halkın alım gücünü de düşürdü ve bu da salgından önce de sürekli dikkat çektiğimiz ‘yerli üretimin’ elzem olduğu gerçeğini yüzümüze bir tokat gibi çarptı” ifadelerini kullandı.

   Kıbrıslı Türk iş insanları olarak, yaygın kanının aksine ‘pazar’ gibi bir sorunlarının olmadığını bilgisini de verirken; Türkiye ve Arap ülkelerine gıda malzemesi ihracatının sürdüğünü lakin niş ürünler ‘bir türlü’ markalaştırılamadığından, katma değeri yüksek ürün satışı yapılamadığını kaydetti.

   Mamülcü, araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetlerine devletin vereceği destek ve üreticilerin oluşturacağı kooperatif yapıları sayesinde bu sorunların da ortadan kalkacağını söyledi.

“Yerli ürün kalitesizdir algısı kırılmalı”

   Enver Mamülcü, halkın genelinde var olan ‘yerli üretimin kalitesiz olduğu algısı’nın kırılmasının şart olduğunu belirtirken, gerçeklerle örtüşmeyen bu düşüncenin önüne ise ancak ‘üretimde dünya kalite standartlarının yakalanması’ ile geçilebileceği gerçeğine dikkat çekti.

   “Yerli üretimi dünya standartlarına çıkaracak bir anlayış şart. Bunu yapmamız durumunda, halkın tüketim alışkanlıkları da buna göre şekillenecektir” şeklinde konuşan Mamülcü, devletin AR-GE faaliyetleriyle dünya standartlarını sürekli ölçümleyerek, elde ettiği verileri üreticilerle paylaşması ve üreticilerin de rekabette ‘güçlerinin yetmediği noktada’ kooperatif oluşumlarına giderek üretim kalitesinin sürekliliğini muhafaza etmeleri gerektiğini söyledi.

   Ülkeye özgü niş ürünleri, mevcut ham durumlarıyla değil; ‘işlenmiş halde’ satmanın katma değer getirisinin çok daha fazla ve tatmin edici olacağına da vurgu yapan Mamülcü, “Enginarı, enginar değil; enginar turşusu, domatesi de domates değil; salça olarak Türkiye pazarına sokmalıyız” ifadelerini kullandı.

   Mamülcü, değişen rekabet koşullarında, Türkiye ve Güney Kıbrıs gibi ülkelerle rekabet edebilmenin ilk koşulunun ‘sürekli yapılan AR-GE çalışmaları üzerinden dünya standartlarının gerisine düşülmemesi’ olduğunu da belirtirken; bu bakış açısına sadık kalmayan şirket ve devletlerin ticaret hacimlerinin yerle bir olacağı uyarısını da yaptı.

   Bir zamanlar makarna ve patates işlemenin yanı sıra paketleme fabrikalarımız olduğunu hatırlatan Mamülcü, siyaset edenlerin öngörüsüzlüğü sonucu hayata geçirilen yanlış politikalarla bu yapılarının değerinin bilinmediğini ve bunun bedelinin de bu günlerde ödendiğini söyledi.

   Hükümet edenlerin ‘uzman görüşüne’ saygılarının olmadığını da savunan Mamülcü, popülizme dönük siyaset yapanların ‘doğruları’ duymaya çoğu kez tahammüllerinin olmadığını da belirtti.

“Kamudaki işleyiş sıkıntılı”

   Kamu sektöründe de çok değerli kişilerin bulunduğunu fakat özel sektörü ‘çoğu kez’ baskılayıcı bir forma evrilmiş bir yapının, özel sektörü boğduğunu savunan Mamülcü, bahse konu bu işleyiş sıkıntısının, kamu personelini de zor duruma soktuğunu kaydetti.

   ‘Kamu reformu’nun acil şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini de aktaran Mamülcü, Türkiye ve Güney Kıbrıs’ta yapılan kamu reformlarının, bu ülkelerin devlet kademelerindeki işleyişi gözle görülür anlamda ileriye taşıdığını da iddia etti.

   Kamu sektörünün,  ülke çarklarındaki en büyük dişli olduğunu da belirten Mamülcü, kamu sektöründe çalışan yurttaşların da ‘değer görememe, iş yükü, liyakatsizlik’ gibi sorunlar nedeniyle mutsuz olduğunu söylerken; ‘büyük resme’ bakıldığında, bu yapının, birçok sorunu da beraberinde getirdiğini belirtti.

   Sendikal hareketlere de bu konuda çok ciddi görev düştüğünü söyleyen Mamülcü, maddiyat ve çalışma saati gibi ‘yüzeysel’ konularda değil; söz konusu yapının daha huzurlu ve verimli hale getirilmesi noktasında mücadele verilmesi gerektiğini kaydetti.

   e-Devlet sayesinde kamu sektörünün yükünün de hafifletileceğini belirtern Mamülcü, Kovid-19 salgını periyodunun da ‘dijitalleşmenin’ ne denli önemli olduğunu dünyaya gösterdiğini söyledi.

   Bunun, hizmet alanlar kadar ‘hizmet verenlere’ de faydasının olduğunu kaydeden Mamülcü, bu uğurda sendika ve sivil toplum örgütleriyle eş güdüm halinde hazırladıkları projelerin ise ‘halen rafta durduğu’ serzenişinde bulundu.

“72 saat çok uzun”

   Yurt dışından turist beklediğimizi ve ortaya çıkan riskin ne olduğunu bildiğimizi de söyleyen Mamülcü, bu riski minimize etmek için yapılması gerekenlerin önemine dikkat çekti.

   Türkiye’den gelenler için ‘çift PCR’ denildiğini, diğer turistler için de karantina tedbirlerinin dile getirildiğini söyleyen Mamülcü, başlıca turizm kaynağımız Türkiye’den gelenler için istenen ’72 saat öncesine dair test’in de mevcut tibbi gerçeklerle örtüşmediğini savundu.

   Testlerin altı saatte pozitif vakaları tespit edebildiğini hatırlatan Mamülcü, havaalanında yapılacak bu testlerin ciddi bir avantaj elde etmemizi sağlayacağını söyledi.

   Turizmcilerin bu sistemi diretmesi gerektiğini de söyleyen Mamülcü, hem Türkiye’de hem de KKTC’de yapılacak testlerle, son derece kötü duruma düşen turizm sektörünün belini doğrultabileceğini savundu.

   Şu anki çalışmanın yetersizliği nedeniyle, Kurban bayramı akabinde vakaların çoğalacağını da iddia eden Mamülcü, turizmin ilelebet kapalı kalamayacağına vurgu yaptı.

   Sağlık altyapısını güçlendirecek tarzda çalışmaların, ülkedeki diğer sektörleri de destekleyeceğini kaydeden Mamülcü; halka gerçek anlamda hizmet verecek sürdürülebilir bir siyasi yapının da şart olduğunu kaydetti.

   ‘Değere değer katacak’ bir anlayış doğrultusunda yapılacak çalışmaların öneminin halk nezdinde içselleştirilerek yaygınlaştırılmasının ‘olmazsa olmaz’ olduğunu da belirten Mamülcü, yaşadığımız ‘sistemi sıkıntısı’nı aşmanın başka yolu olmadığını aktardı.

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75