Riskler düşmezse kurların, kurlar düşmezse enflasyonun düşmesi imkansız

Limasol Türk Kooperatif Bankası Hazine ve Fon Yönetimi Müdürü Dilek Kemancıoğlu, TL’deki ve ekonomideki son gelişmeler konusunda net konuştu:

Riskler düşmezse kurların, kurlar düşmezse enflasyonun düşmesi imkansız
  • 04 Haziran 2018, Pazartesi 10:52

Ali ÇATAL

Uluslararası ‘titanların’ Suriye’deki iç savaş üzerinden giriştiği hesaplaşma, ‘ticaret savaşı’ diye adlandırılan Birleşik Devletler-Çin gerilimi, ABD-Türkiye ilişkileri dahilinde yaşanan eko-politik dalgalanma, Türkiye’de uzatmalı OHAL’in neden olduğu güvensizlik iklimi, bütün bunların ve dahi fazlaları TL’nin döviz kurları karşısında hızla değer yitirmesiyle sonuçlandı.

Limasol Türk Kooperatif Bankası Hazine ve Fon Yönetimi Müdürü Dilek Kemancıoğlu ile söz konusu süreçte TCMB’ye farklı kulvarlardan yapılan faiz artırımına gitme-gitmeme baskısı ve son tahlilde Kuzey Kıbrıs’ta Euro kullanımı tartışmaları özelinde döviz/TL paritelerinin ‘normalleştirilme’ çabalarını konuştuk.

Kemancıoğlu’nun bu konudaki çözüm reçetesi son derece açık: (…) Riskler düşmezse kurların düşmesi imkansızdır. Kurlar düşmezse enflasyon düşmez. Enflasyon düşmezse faizler de düşmez.

Kemancıoğlu’nun, KIBRIS Ekonomi’nin sorularına verdiği cevaplar şöyle:

- Dövizdeki tırmanmada ABD-Türkiye gerilimi, ABD’nin ‘ticaret savaşı’ olarak adlandırılan ABD-Çin ilişkileri ve Suriye’deki iç savaş gibi nedenler zaten biliniyor. Bu can sıkan ve cep yakan durumun bunlar haricinde nedeni/nedenleri var mı? Söz gelimi, kurlardaki yükselmenin, TCMB’nin faiz artırımı yapmamasının nedeni olduğu da savunuluyor…

Kemancıoğlu: 7 Mart’ta Moody’s, 1 Mayıs’ta S&P’nin not indirimiyle dövizdeki yükseliş Türkiye için işi daha da zor noktalara getiriyor. Merkez Bankası bağımsızlığının tartışılır olduğu ve ekonomi yönetiminde düşük faizde ısrarcı olunması TL’de satış baskısına yol açıyor. Ayrıca, Moody's'in bir rapor yayımlayarak Türkiye'deki makro trendlerin ülkenin kredi notu için olumsuz olduğunu söylemesi satış dalgasının güçlenmesine yol açtı. Ardından Standard&Poor's (S&P), Türkiye'nin kredi notunu makroekonomik dengesizlikler nedeniyle bir kademe düşürdü. Kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türkiye'nin kredi notunu enflasyon görünümünde bozulma, TL'deki değer kaybı ve ülkenin bozulan dış pozisyonunu gerekçe göstererek bir kademe düşürürken, görünümü negatiften durağana çevirmesi TL’nin değer kaybını hızlandırdı. TL'deki değer kaybında dolardaki küresel değer kazancı da etkili oluyor. Dolar, ABD ekonomisinin güçlü görünümü ve ABD hazine tahvil getirilerindeki yükselişin desteğiyle gelişmekte olan ülke para birimlerini olumsuz etkiliyor.

Türk ekonomisinin kırılganlığını artıran bir diğer etken de dış finansman ihtiyacının giderek artış göstermesidir. Açıklanan ödemeler dengesi verilerine göre, cari işlemler açığı şubatta 4.152 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. Rekor düzeydeki cari işlemler açığının finansmanında özellikle sıcak para girişi önemli rol oynuyor ancak, mevcut koşullar altında yabancı yatırımcının Türkiye'den çıkması finansmanla ilgili kaygıların da artmasına neden oluyor. Türkiye'de ekonomiyle ilgili konuların hızlı bir şekilde siyasallaştırıldığı da bir gerçek.

Tüm bu koşullar TL’nin zayıflığını artırıyor ancak, hükümetin yapabilecekleri içinde sadece siyasi ortamı değiştirmek değil, TL'yi teşvik edecek adımlar atabileceğini de söyleyebiliriz. Piyasalarda yaşanan bu fırtınada tek suçlunun Merkez Bankası olmadığı açık ancak, Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu toplantılarını daha sık yapması ve etkin kararlar alması gerekmektedir. Ocak 2017’de TCMB’de yapılan torba yasaya göre artık ayda bir kez değil; ABD’de FED’in yaptığı gibi yılda en az 8 kez toplanıyor. Bugüne kadar toplantı arası 35-51 gün arasında uygulandı. Burada alınan kararın yanlışlığı şimdi ortaya çıkıyor. Bu kadar çok yoğun bir şekilde piyasa hareketliliğinin yaşandığı ülkelerde daha hızlı hareket edilmesi gerekiyor. Özellikle merkez bankacılığıyla para ve maliye politikalarında yeni bir bakış açısına, üretimin, imalat sanayinden başlayarak mal ve hizmet üretiminin öncelikli kılındığı bir bakış açısına, yeni bir büyüme modeline ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz.

- Geride bıraktığımız periyotta, dövizdeki yükselişe dair birbiri ardına iki haber yaptık ve her iki haberde de halka gittik. Toplumun, ‘tansiyonu bir türlü düşmeyen’ dövize yönelik yorumları da “Korku filmi gibi, Ne zaman bitecek bu çile?” şeklinde öfke, tepki ve korku karışımı serzenişlerdi. Bir bankacı ve onun da ötesinde ekonomist kimliğinizle biz de size soralım aynı soruyu: Ne zaman bitecek bu çile?

Kemancıoğlu: Haberlerinizi biz de yakından takip ettik. Halkın, dövizin yükselen tansiyonu karşısında ne tür sıkıntılar içinde kaldığını görüyoruz ve ciddi endişeler duyuyoruz. Bu tansiyonun ülkede kartopu etkisi yaratarak ekonomiyi daha da kötüye sürükleyeceğinden korkuyoruz. Şu anda öncelikli adım TC Merkez Bankası’nın faiz artışıdır. Faiz artışından uzun vadeli çözüm beklemek son derecede yanlıştır. O nedenle Merkez Bankası çaresiz olarak bir kez daha faizi artırdıktan sonra hükümet her türlü işi gücü bırakıp yapısal reformlara girişmeli ve uzun vadeli çözümün peşine düşmelidir.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınan OHAL süreci de kısa zamanda kaldırılıp yurt içi ve yurt dışı yatırımcılara güven veren ortam yaratılmalıdır.

Uzun vadeli atılması gereken ilk adım hukuk reformu adımı olmak zorundadır. Hukukun ve bağımsız yargının egemen olmadığı bir ülkede ne yapılırsa yapılsın riskler düşürülemez. Riskleri düşürmeye hukuk reformuyla başlarken bir yandan da başkalarıyla kavga etmeyi ve sürekli konuşmayı bırakmak gereklidir. Bu ülkede riskleri düşürmenin temel yollarından birisi de az konuşmaktır ancak, her şeye rağmen seçime kadar oynaklığın devam edebileceğinin kaçınılmaz olduğunu ve faiz artırımlarının siyasi söylemlerle desteklenmesinin de şart olduğunu söyleyebiliriz.

Riskler düşmezse kurların düşmesi imkansızdır. Kurlar düşmezse enflasyon düşmez. Enflasyon düşmezse faizler de düşmez. En basit yoldan durumu şu şekilde özetleyebiliriz.

Türkiye'de ekonomiyle ilgili konuların siyasallaştırıldığına da değinmiştim. Özellikle merkez bankacılığında, para ve maliye politikalarında yeni bir bakış açısına, üretimin, imalat sanayinden başlayarak mal ve hizmet üretiminin öncelikli kılındığı, tarım sektörünü teşvik edici bir bakış açısına, yeni bir büyüme modeline ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Hükümetin yapabileceklerinin sadece siyasi ortamı değiştirmek değil, aynı zamanda TL'yi teşvik edecek adımların da atılması gerektiğini söyleyebiliriz.

   Ekonomide kredi maliyetlerini arttıracak adımlardan kaçınmak gerekiyor. Doğru ancak bu durumlarda TL cinsinden yatırım araçlarını cazip kılmanın tek yolu faizleri yükseltmekten geçmiyor. Örneğin mevduata uygulanan gelir vergisi stopajı var. TL cinsinden kredilere uygulanan Banka ve Sigorta Muamele Vergisi (BSMV) ve Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) var. Bunlarla ilgili iyileştirmeler yapılabilir. Bunun yanı sıra Türk Lirası mevduatının cazibesini arttırmak vadeli mevduata uygulanan stopajın daha köklü bir şekilde düşürülmesi ve sıfır yapılması gerekiyor. Neden bir süreliğine 0 stopaj uygulanmasın? Bir ülke parasının diğer ülke paralarına göre değer kazanması 2 şekilde mümkündür.

1. Ülkede üretim artar, ihracat patlar. Ülkenin döviz geliri, giderini fazlası ile karşılar. Ülkenin kasaları döviz (dolar) ile dolar. Örnek: Çin ve Japonya (Almanya da aynı durumda ama ortak para birimi Euro’yu AB’nin diğer ortakları rezil ediyor).

2. Ülkenin ihracatı, ithalatı karşılayamadığı için döviz (dolar) açığı büyüdüğü halde, ülkeye şu veya bu nedenle (ülke yüksek faiz verdiği için veya borsası çok kazandırdığı için) geçici olarak (buna sıcak para diyorlar) döviz girer. Sıcak para sadece döviz açığını kapatmaz, piyasayı da dövize boğar. Bu durumda dövizin fiyatı ucuzlar, ülke parası değer kazanır. Kurlardan bahsederken birçok değişken saymak mümkün. Bunlardan biri olan faizse aslında konunun göbeği ve tüm yolların kesiştiği yerdir. Yüksek faiz, büyük bir aksilik yoksa hiç olmazsa sıcak para çeker. Üstelik reel faiz de varsa iştah artar.

- Peki dövizdeki bu patlamanın, bazı iddialar gibi ‘TL’nin aslında ne denli güçsüz olduğunu’ kanıtladığını söyleyebilir miyiz?

Kemancıoğlu: Söyleyebiliriz çünkü Türkiye en kırılgan ülkeler arasında görünüyor. Ülkelerin kırılganlıkları üç boyutta ele alınıyor: Bunların ilki dış finansmana bağımlılık, ikincisi yerel reel ve finans sektörlerindeki kırılganlıklar ve üçüncüsü uygulanan politikaların kredibilitesi ve siyasi istikrar. Tabloya bakıldığında, ‘dış finansmana bağımlılık’ kategorisinde Türkiye’nin ciddi şekilde diğer ülkelere göre kırılgan olduğu dikkat çekiyor. Türkiye’de ‘cari açık’, ‘cari açık-net doğrudan yabancı yatırımların GSYH’ye oranı’ ve ‘döviz rezervinin kısa vadeli yükümlülükleri karşılama oranı’ kırmızı alarm veriyor. Siyası ve politik riskler de cabası.

- Şu da sorulmalı bence zira bu iddiayı da ciddi anlamda savunanlar var: ‘Tek birim’ uygulaması, derde deva olur mu? Bildiğiniz üzere ülkemizde maaşlar TL üzerinden ödenirken, kiralar başta olmak üzere ticari pek çok eylemde sterlin kullanılıyor. Ekonomik bütün faaliyetleri sadece TL veya ondan çok daha güçlü kur sterlin ile yapmak bir çözüm mü? Keza AB üyesi olmasak ve dalgalanan bir kur olsa da Euro kullanımı da daha iyi sonuçlar verebilir mi?

Kemancıoğlu: Ülkemizin tanınmamışlığı, KKTC Merkez Bankası’nın kendi parasını basma yetkisi olmaması, döviz kurlarına doğrudan müdahale etme konusunda elini bağlamaktadır. KKTC ekonomisinde halkın üzerinden döviz riskini ve etkisini atmak adına hükümetin ve KKTC Merkez Bankası’nın alacağı bazı önlemlerle önlenebilir. TL kredi maliyetlerin düşmesi için Merkez Bankası’nın bankalara uyguladığı yasal düzenlemeleri de revize etmesi ile TL kredi kullanılmasını cazip hale getirebilir. Okul ücretlerinin TL olarak uygulanması sağlanabilir. Ev kiralarında yabancı para kontratlara uygulanan stopaj vergisini artırıp TL kontratların teşvikine yönelik stopaj oranın indirilmesi ya da tamamen TL’ye endekslenmesi sağlanabilir. Ülkemizin ithalata bağımlı bir ülke olması ve ürün girdi maliyeti döviz olması sebebiyle kısa vadeli çözüm olarak stopaj ve KDV oranlarında indirime gidilmesi kurdan oluşacak fiyat yükselişlerini bir nebze engelleyecektir. Bunun yanında ülkemizde üretimi teşvik eden radikal önlemler alınması, uzun vadede ülkemize fayda sağlayacaktır.

Beğendim 2 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 12 10 1 1 17 31
2 YENİCAMİ AK 12 9 2 1 18 29
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 12 7 0 5 9 21
4 CİHANGİR GSK 12 6 3 3 2 21
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 12 6 2 4 1 20
6 GÖNYELİ SK 12 6 1 5 4 19
7 BAF ÜLKÜ YURDU 12 5 3 4 8 18
8 LEFKE TSK 12 5 3 4 0 18
9 ÇETİNKAYA TSK 12 5 3 4 0 18
10 TÜRK OCAĞI LİMASOL 11 5 2 4 8 17
11 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 12 2 7 3 -10 13
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 12 2 4 6 -8 10
13 BİNATLI YSK 12 3 1 8 -10 10
14 GİRNE HALK EVİ 12 2 1 9 -9 7
15 ESENTEPE KKSK 11 2 1 8 -14 7
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 12 1 4 7 -16 7
yukarı çık