Tahsili gecikmiş alacaklar bankaları aşan noktada

banner37

KIBRIS EKONOMİ’ye ülkemiz bankacılık sektörüyle ilgili önemli değerlendirmelerde bulunan Limasol Türk Kooperatif Bankası Genel Müdürü İlkin Yoğurtcuoğlu, tahsili alacaklarda 15 yılı aşan çözüm bekleyen dosyaları olduğuna dikkat çekerek bu konunun sektörde yarattığı çıkmaza dikkat çekti

Tahsili gecikmiş alacaklar  bankaları aşan noktada

Ali ÇATAL

   Limasol Türk Kooperatif Bankası Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi İlkin Yoğurtcuoğlu, Limasol Bankası özelinde, Kuzey Kıbrıs bankacılık ve finans sektörünü masaya yatırdığımız röportajda, hem sektörün mevcut durumunu yorumladı hem sorunlara çözüm önerileri getirdi hem de geleceğe dönük mesajlar verdi.

   Yaklaşık 33 milyar TL’lik bilançoya sahip bir sektörden bahsettiğimizi belirten Yoğurtçuoğlu, 230 şube ve 3 bin 150 kişilik personel eşliğinde hizmet veren 21 bankanın, çok ciddi bir istihdam kapısı olduğunu vurguladı.

   “Bankacılık sektörü, göz ardı edilemeyecek bir büyüklükte, istihdam açısından da çok önemli rol oynayan ve makul ölçülerde kâr eden bir sektördür” ifadelerini kullanan Yoğurtcuoğlu, Limasol Bankası’nın konuya yönelik yaklaşımını da “İhtiyatlı, öngörülebilir ve tutarlı olmayı sağlarken, 5 tane temel taşımız vardır: Vizyon sahibi üst yönetim, teknolojik gelişim, kaliteli insan kaynağı, güçlü marka değeri, uzun vadeye odaklanan anlayışımız ve pek tabiî ki değişim” sözleriyle özetledi.

- Öncelikle ülkemizde bankacılık sektörü hakkında bir değerlendirme yapalım… Sayın Yoğurtcuoğlu, bu konuda ‘kabataslak da olsa’ neler söyler?

   KKTC bankacılık sektörünün öneminin daha iyi anlaşılabilmesi adına birtakım verileri GSYH büyüklüğümüz ile mukayeseli olarak sizlerle paylaşmakta fayda görmekteyim. Şöyle ki, yaklaşık33 milyar TL seviyelerinde olan bilanço büyüklüğü GSYH’nın 2.3 katı anlamında bir büyüklüğe denk gelmekte olup, diğer taraftan yine yaklaşık olarak 26.5 milyar TL mevduat ve 19 milyar TL kredi büyüklüğü söz konusudur.Ki yine mukayeseli olarak baktığımızda, krediler GSYH’nin 1.3, mevduatlar ise yaklaşık 1.8 katı gibi bir büyüklüğe denk gelmektedir.

   Diğer taraftan,3 milyar TL’yi aşan öz kaynak büyüklüğüne sahip sektörde 21 banka ve toplamda 230 şube ile hizmet verildiğini ve 3 bin 150 kişinin çalıştığını göz önünde bulundurduğumuzda, sektörün ne kadar önemli olduğu gayet açıktır diye düşünüyorum.Sırası gelmişken, çok tartışılan karlılık boyutu için de bir şeyler söylemek istiyorum. Evet,bankacılık sektörü örneğin 2018 yılında yaklaşık 690 milyon TL net kâr elde etmiştir ancak sadece rakamlara takılıp kalmadan sektörün son derece regüle durumda olduğunu ve dolayısıyla kayıt dışı bir işlemin söz konusu olmadığını göz ardı etmemek ve nihayette söz konusu kar rakamının yüzde 2,23 aktif karlılığın yanı sıra yüzde 24,96 özkaynak karlılığı manasına geldiğini atlamamak gerekir diye düşünüyorum.

   Yani bunlar özetle şu anlama gelmektedir ki son derece regüle ve gerek faiz riski gerek kredi riski gibi yüksek risklilikle çalışılan bir sektörde yüzde 24,96 oranında kâr edilmektedir, ki bunun da önemli bir kısmı kur etkisi yani kambiyo karlılığı demektir. Sonuç olarak bankacılık sektörü, göz ardı edilemeyecek bir büyüklükte,istihdam açısından da çok önemli rol oynayan ve makul ölçülerde kâr eden bir sektördür.

- Peki sektörün karşılaştığı yapısal sorunlar neler ve ‘nasıl’ aşılacak bu sıkıntılar?

   Her şeyden önce işin doğası gereği bankalar gelecekteki faiz oranlarının ne olacağını bilemeden kısa vadeli kaynak toplayarak, orta ve uzun vadeli yatırımların finansmanında kredi olarak kullandırmak suretiyle zaten faiz riski, vade riski ve kredi riskini alarak faaliyetlerini yürütmektedir.

   Ülkemizin içinde bulunduğu durum dolayısıyla mevduat dışında kaynak yaratmanın mümkün olmadığını da göz önünde bulundurursak, özetle mevduat yoluyla kaynak toplayarak kredileri fonlamaktayız ve mevduatın pahalı bir kaynak olması yanında tasarruf mevduatı sigorta primi, Kalkınma Bankası tahvili alma zorunluluğu, yasal karşılıklar ve disponibilite gibi dolaylı maliyet unsurları da dikkate alınması gereken önemli bir sorunumuz.

   Pek tabiî ki bunlar, en temelde kaynak maliyeti ve dolaylı etkileşimleri anlamına gelmektedir ancak kanaatimce bunlardan daha da önemli sorunlarımız vardır ki en genel hatlarıyla birkaç tanesine dikkat çekecekolursak…

1-Muhabirlik ilişkileri: Mesleğe başladığımız 80’li yıllarda hemen hemen her ülkede muhabirlerimiz vardı ve hatta birçoğunda birkaç muhabirimiz vardı ancak gelinen noktada, KKTC’nin siyasi tanınmamışlığı dolayısıyla yerel bankalar bırakınız ABD bankaları veya Avrupa bankaları ile muhabirlik ilişkisi tesis edebilmeyi, sadece Türkiye’de faaliyet gösteren birkaç Türk bankası üzerinden üçüncü ülkelere ödeme işlemleri yapabilmektedir.

   Dolayısıyla KKTC’nin dış ticareti ve havaleler dahil diğer tüm yurtdışı ödeme işlemlerinin ciddi oranda sekteye uğraması ve hatta bitmesi gibi vahim sonuçlar doğurabilecek bu gelişmeler en masumane haliyle yerel bankaların tamamıyla bu süreçlerin dışında kalması gibi bir durum demektir ve bu çok önemli sorun, konunun önemi ve aciliyetine binaen ancak siyasi girişimler yoluyla aşılabilir.

2- İpotekli taşınmaz mallar: Bankalar, genellikle kredi ilişkisi tesis ederken ipotek alırlar ki tasarruf sahiplerinden borçlanarak kullandırdıkları krediler bir sebeple geri ödenmezse teminattaki ipotekli malı satmak suretiyle alacaklarını tahsil edebilsinler ve mevduat sahiplerine borçlarını ödeyebilsinler ancak gelin görün ki ‘o gün geldiğinde, yani kredi ödenmezse ve donuk alacak olursa, maalesef ipotekteki malı satarak alacağınızı tahsil edemediğiniz gibi üzerine bir de suçlu ilan edilebiliyorsunuz.

   Ne yazıktır ki bu gibi örnekler, borç-alacak ilişkilerinde derin yaralar açarak güven bunalımı yaratıyor ve ülkemizde finansal istikrarın geleceği açısından önemli bir tehlike oluşturuyor. Pek tabiî ki bankalar borç ödeme ahlakına sahip ancak birtakım talihsizlikler yaşayan müşterilerine yardımcı olmak durumunda,ki öyle de yapıyoruz.

   Vadeyi açıyoruz, yapılandırıyoruz ve yasal açılardan mümkün olabilecek bütün esneklikleri yapmaya çalışıyoruz. Nihayette bizler de ne emlakçıyız ne galericiyiz ki vatandaşın taşınmazı veya arabasına el koymak derdinde olalım.Bizler bankacıyız ve kredi olarak kullandırdığımız paramızın peşindeyiz çünkü neticede bizlerde söz konusu parayı mevduat sahiplerinden borçlandık ancak birtakım kötü borçlular var ki maalesef gerek yasal altyapı gerekse taşınmaz malların satış süreçleri onların işine geldiği için bir taraftan kredi alarak varlıklarını,zenginliklerini artırdıkları gibi bir taraftan da mevcut yapıdan cesaret alarak borçlarını ödememektedir.

   Sonuç olarak, biz borç ödeme ahlakına sahip kredi müşterilerimize sonuna kadar yardımcı olmaya hazırız ancak borç ödeme ahlakına sahip olmayanlar bakımından da bankaların da haklarını gözetecek uygulamaların da hızlıca hayata geçirilmesini talep etmekteyiz. Düşününüz ki 10 yılı, hatta 15 yılı aşkın süredir icra yoluyla satışı yapılması beklenen ipotekli mallar vardır ve adli ve idari çözüm yollarının tıkanması nedeniyle tahsili gecikmiş alacaklar konusu artık bankaların kendi iradeleri ile çözemeyeceği yapısal bir soruna dönüşmüştür.

   Bir ülkenin ekonomisinin gelişmesi için ticari anlaşmazlıkların erken ve adil çözümü çok önemlidir diye düşünmekteyim. Son olarak, stoktaki tahsili gecikmiş alacakların yarısından fazlasının yaklaşık 100 kişi ve/veya firmaya ait olduğunu ifade edersem, bu anlamda ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum.

- Şube bankalarının, yerel bankalar karşısında haksız rekabete neden olduğuna yönelik serzenişler duyuyoruz.Bu iddiayla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bu, hassas bir konu ve ayrıca Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olmam hasebiyle herhangi bir spekülasyona sebep olmam da doğru olmaz ancak özetle belirtmek gerekirse 21 banka, her birimiz, işlerimizi en doğru şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bankacılık, ülkemizde tam rekabet koşullarının gerçek anlamda işlediği bir sektördür ve rekabet ortamı, finansal sistemimizin en önemli artılarındandır. Nitekim herhangi bir finansal servis ya da finansman ihtiyacı duyan kişiler ve/veya firmalar, en uygun faiz oranı, vade, finansal ürün seçeneklerinden kendisi için en uygunu seçiyor.

İşte tam da bu noktada yerel bankaların birtakım zorlukları ortaya çıkıyor. Şöyle ki; biraz önce başka bir vesile ile değindiğim muhabir-banka ilişkileri, yerel bankalar açısından önemli bir dezavantaj çünkü yurtdışı muhabirimiz yok ve ancak Türkiye bankaları üzerinden dünyaya açılabiliyoruz. Uluslararası Bankacılık ve Ödemeler Sistemi’ne doğrudan entegre olamamak, IBAN kullanamamak, SWIFT üyesi olamamak, Visa/Master Card gibi uluslararası kartlı ödeme sistemlerinin doğrudan bir parçası olamamak, yerel bankalarımızın rekabet güçlerini önemli ölçüde zayıflatıyor.

Bunun yanında örneğin benim bankamda toplam personelin neredeyse üçte biri Genel Müdürlük birimlerinde yani bir anlamda destek birimlerinde görev yapıyor ancak şube bankalarında böyle bir dağılım söz konusu değil çünkü merkez yurtdışında.Buna bağlı olarak, yerel bankalarda toplam faiz dışı giderlerin yaklaşık yarısı personel giderlerinde yoğunlaşırken, şube bankalarında ise personel giderleri toplam faiz dışı giderlerinin yaklaşık üçte birine denk gelmektedir. Dolayısıyla bu iki faktör, şube bankaları lehine, yerel bankalar aleyhine ürün ve fiyat avantajı sonucu yaratmaktadır.

- Ülkemiz bankacılık sektörü an itibarıyla ne durumda? Bir durgunluktan söz etmek mümkün mü?

Durgunluktan söz etmek çok doğru olmamakla birlikte bankacılık sektörünün yaşanan ekonomik gelişmelerle bağlantılı olarak temkinli bir şekilde büyüdüğünü söyleyebiliriz çünkü netice itibarıyla ekonomide dinamizm ve hareketlilik çok önemli ancak özellikle günümüzün en büyük problemi diyebileceğimiz dövizdeki durdurulamayan artış, üretenden tüketene, alandan, satana, tüm ekonomiyi etkilemekte.

Diğer taraftan, Merkez Bankası’nın her üç ayda yayınladığı bültendeki verilerden hareketle, zaman zaman birtakım kalemlerde küçülme var gibi görünse de esasında bu durum bazen döviz kurlarında yaşanan dengelenmenin yabancı para kalemler kaynaklı banka bilançolarına yansımasıdır çünkü en yüzeysel tarifi ile banka bilançolarının yaklaşık yüzde 60’ından fazla kısmı yabancı para kaynaklıdır.

Dolayısıyla örneğin geçen yıl 3’üncüçeyrek ve hemen sonrasında kurların tavan yaptığını ve günümüzde o seviyelerin altında olduğunu göz önünde bulundurmak gerekmekte ancak kabul etmek lazım ki gerçekten zor günlerden geçiyoruz ve neticede yaptığımız iş riskli ve önemli sorumluluklar getiren bir iş olması yanında, arz talep boyutu da göz ardı edilemez.Dolayısıyla iş insanları ve vatandaşlar, aksiyonlarını yavaşlattığında bu durum haliyle bankacılık sektörüne de yansımakta.

- Limasol Türk Kooperatif Bankası’nın, Kuzey Kıbrıs bankacılığı dahilindeki konumu hakkında da biraz konuşalım bence ve işe, Kuzey Kıbrıs finans sektörünün önemli aktörlerinden bankanızın KKTC ekonomisine katkılarını anlatarak başlayalım…

KKTC bankacılık sektörü, kamu bankaları, özel sermayeli bankalar ve şube bankaları olarak 3 gruba ayrılmış durumda ve bankamız özel sermayeli bankalar grubunda yer alıyor ve toplam 21 banka arasında orta sıraların üzerinde bir konumda bulunuyor. 19 bini aşkın hissedar sayısından kaynaklanan tabana yaygın hissedar yapısı yanında, kooperatifçilik ruhuyla hareket eden ancak bankacılık kural ve ilkelerini de eksiksiz uygulayan Limasol Bankası, bu yapısıyla bankacılık sektörümüz içerisinde kendine münhasır bir konumdadır.

Bankamız yaklaşık 1.8 milyar TL bilanço büyüklüğüne sahip ve mevduatın krediye dönüşüm oranı da yüzde 75 seviyelerinde. Yasal sebeplerle kaynaklarımızın yaklaşık yüzde 20’sini tutmak mecburiyetinde olduğumuz göz ardı edilmezse, tasarrufların yatırıma dönüşmesindeki aracılık fonksiyonumuzu ziyadesiyle yerine getirdiğimizi söyleyebilirim. Piyasaya sağladığımız kredilerle hemen her söktere gerekli fon ihtiyacını sağladık.Diğer taraftan,bankamız ve iştiraklerinde toplamda 300’e yakın çalışan olduğunu dikkate alırsak, yarattığımız istihdam olanakları da anlaşılacaktır.

Dolayısıyla bankamız, KKTC ekonomisinin kalkınmasındaki görev ve sorumluluklarını özenle yerine getirmeye çalışmakta ancak pek tabiî ki bununla da bitmez çünkü bizim için her şey sadece rakamlardan ibaret değildir.Temel ilkelerimizden biri, daima iyi ahlaklı ve dürüst banka ve bankacılar olmak. Limasol Bankası için iyi banka olmak demek, çalışanları, hissedarları, müşterileri ve toplumu için iyi olmak demek.

- Bu yıl için hedeflediğiniz planın neresindesiniz?

Bu senenin ilk 6 ayı için öngördüğümüz hedeflere şimdiden ulaştığımızı söyleyebilirim ancak esasen bu yıl dengelenme, yeniden yapılanma ve stratejik planlarımıza bağlı kalarak bir taraftan içinde yaşadığımız toplumla birlikte büyürken, bir taraftan da nice 80 yıllara sürecek bir miras bırakabilmek adına temellerimizi daha da güçlendirebilme çabası içerisinde olmayı hedefleyen bir anlayışla hareket etmekteyiz.

- Limasol Bankası’nın özgün hizmetleri nelerdir?

Özellikle girişimci ve KOBİ’lere sağladığımız olanaklarla çok sayıda değerli müşterimiz olmuştur. Limasol Bankası, sağladığı proje kredileriyle piyasadan hatırı sayılır bir talep görmüştür. Bugün, özel ve tüzel nitelik taşıyan müşterilerimize her türlü finansal ürün ve hizmetleri sunan bankamız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en eski ve en başta gelen finans kuruluşlarından kabul edilmektedir. Bireysel müşterilerimize yönelik rekabetçi fiyatlar ve 10 yılı aşan vadeler temelinde oluşturulan kredi ürünlerimiz yanında proje kredileri, faiz destekli krediler, işletme kredileri ve her türlü bankacılık hizmetimizle kurumsal müşterilerimize de hizmet sunuyor ve her kesime ihtiyaç duydukları ekonomik desteği sağlıyoruz.

Hazine ürünlerimiz ile gerek bireysel gerek kurumsal müşterilerimize para piyasalarına kolay erişim imkanları sağlamaktayız. Dolayısıyla çeşitli kredi,mevduat, sigorta, uluslararası havale sistemi ve hazine ürünleri ile müşterilerimizin hayatlarını kolaylaştıracak tüm hizmetleri sunmaktayız.

Bunların yanında KKTC’de bir ilki gerçekleştirerek sosyal sorumluluk bilincini kurumsal yapıya taşımak suretiyle kâr amacı gütmeyen bir şirket olarak Limasol Sosyal Sorumluluk Kurumu’nu yıllar önce faaliyete geçirmemizin yanında Fatura Ödeme Noktaları gibi yenilikçi teknoloji yatırımları, geleceğin yöneticilerinin yetiştirilmesine yönelik MT Programları ve Limasol Bankacılık Akademisi yanında topluma ve sosyal çevreye verdiğimiz değerle sınırlı kalmadan, en önemli kaynağımız kabul ettiğimiz personelimiz de kendilerine sağlanan sendikal haklar ve toplu iş sözleşmesi olanaklarıyla KKTC bankacılık sektöründe ayrışmaktadır.

- Sektörün kredi hacmi ne durumda? Söz gelimi, tüketici kredilerinin talebinde herhangi bir düşmeden söz etmek mümkün mü?

Merkez Bankası’nın açıkladığı veriler üzerine yorum geliştirecek olursak, kredi hacmi artmıştır. Tüketici kredilerinde düşüş yerine yükselişten bahsetmek daha doğru olacaktır ancak biraz önce de belirttiğim gibi,kabul etmek lazım ki nihayette bizim yaptığımız iş de arz talep ile bağlantılı ve içinden geçilen süreçte müşterilerin aksiyonlarında bir yavaşlama olduğu da görülebilmektedir.

- Ve son olarak… Bankanızın kuruluşunun 80’inci yıl dönümünü kutlamaya hazırlandığınız bir yılın içerisindeyiz. Gerçi çok su kaldırır bu hamur ama 80 yıl özetle nasıl geçti ve teknoloji alanındaki yatırımlar başta olmak üzere bankanızın müşterilerini ‘önümüzdeki 80 yılda’ neler bekliyor?

Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim ki, Kıbrıs Türkünün en köklü kurumları arasında yer alan bankamız80’inciyılında ve tüm müşterilerimiz,hissedarlarımız ile çalışanlarımız bu mutluluğu paylaşmanın haklı gururu içerisinde. 80 yıl özetle nasıl geçti diyorsunuz. İngiliz koloni dönemini yaşadık,Kıbrıs Cumhuriyeti dönemini yaşadık, sonrasında Otonom Türk Yönetimi, Federe Türk Devleti ve nihayet Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.

Hepsinden önemlisi, bir de göç yaşadık ve bankamız, Güney’den Kuzey’e göç ederek faaliyetlerine devam etme başarısını gösterdi. Bu sebeple Limasol Bankası’nın sürdürülebilirliğinin sağlanması ve nice 80 yıllar var olabilmesini sağlamaya yönelik çalışmalar her zaman en öncelikli hedefimizdir.

Dolayısıyla bankamızı uzun vadeli hedeflerine taşıyacak teknoloji ve insan kaynakları yatırımlarımız her zaman bankamızın yatırım programının esasını teşkil ederken; içinde yaşadığımız topluma ve sosyal çevreye verdiğimiz değer önceliklerimiz olacaktır çünkü müşterilerimiz ve diğer paydaşlarımızla uzun soluklu ve sağlıklı bir ilişki içerisinde büyümek bizim için çok önemlidir.

İhtiyatlı, öngörülebilir ve tutarlı olmayı sağlarken,5 tane temel taşımız vardır: Vizyon sahibi üst yönetim, teknolojik gelişim, kaliteli insan kaynağı, güçlü marka değeri ve uzun vadeye odaklanan anlayışımız. Pek tabiî ki değişim kaçınılmazdır. Günümüzde müşteri ihtiyaçları ve kullanım alışkanlıkları da evrilmeye devam etmekte ancak temel değerlerimizi değiştirmeden hissedarlarımız, müşterilerimiz,çalışanlarımız ve tüm paydaşlarımızla değer yaratmaya devam edeceğiz ve müşterilerimizin hayatlarını kolaylaştırabilmek için emek vereceğiz çünkü dünyada genel olarak bankacılıkta dijitalleşme önem kazansa da ülkemizde bankacılık, müşteri sadakatinin yüksek olduğu bir sektör.

Bu sebeple Limasol Bankası olarak bizler, risk odaklı ve sermaye tabanlı çalışmalarımızı yoğunlaştırmak yanında, müşterilerimizin tüm bankacılık faaliyetlerinde ilk akla gelen banka olmayı başararak sürdürülebilirliği sağlamanın yanı sıra hız, esneklik ve samimiyeti önceliklendirmek suretiyle hizmette farklılaşarak sektördeki payımızı daha da artırmayı planlıyoruz. Son olarak şunu ifade etmek isterim ki, 80 yıllık geçmiş, büyük bir gurur ve köklü geçmişimizden aldığımız güçle, gelecek nesillere onur duyacakları bir miras bırakabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER