Tedbirler de ‘olağanüstü’ olmalı

banner37

Ekonomist Olgun Beyoğlu, Kovid-19 tahdidi nedeniyle duran çarklar karşısında ‘ekonomi batsın, yeter ki salgın dursun’ deme lüksümüzün olmadığını söyledi:

banner87
Tedbirler de ‘olağanüstü’ olmalı
banner90
banner99

“SÜRECİ UZATAN EYLEMLER İNTİHARDIR”… Ekonomist Olgun Beyoğlu, yurt dışından taşıma yaparak virüsü kontrol altına alma sürecinin uzatmaması gerektiğini aktarırken, “Lafla peynir gemisi yürümüyor. ‘Bize güvenin’ ya da ‘Güzel günler göreceğiz’ demekle de olmuyor. Eylem gerekli. ‘Ekonomi batsın, yeter ki salgın dursun’ demek de son derece yanlış ve tehlikeli. Bu bağlamda, devlet yetkililerinin de alınan Koronavirüs önlemlerini artırmak yerine, vaka sayısı azaldıkça bilim ve aklın gerektirdiği şekilde ayaklarını frenden kontrollü bir şekilde çekmeleri gerek” ifadelerini kullandı.

“YETER Kİ ÇARKLAR DURMASIN”… Olgun Beyoğlu, süt fazlasını eritmek için Türkiye’ye kaşar peyniri satmanın yanında yerel tüketim için hellim üretimi de yapılması gerektiğini savunurken; “Stok oluşacak diye düşünülmesin. Stok eritilmesi metodu, 20 Temmuz 1974 sonrası denenmiş ve başarılı olmuştu. Kooperatif Süt Fabrikası’nın elindeki bulunan 18 litrelik teneke ambalajlardaki hellim stoku, her ay sonu maaşlarından kesilmek suretiyle kamu görevlilerine dört taksit halinde satılmış ve çok kısa bir sürede stoklar eritilmişti. Aynı yöntem tekrar uygulanabilir. Yeter ki üretim çarkı durmasın” ifadelerini kullandı.

Ali ÇATAL

   Ekonomist Olgun Beyoğlu, tarım ve hayvancılık konusunda, yeni tip Koronavirüs’ün (Kovid-19) etkisinde yaşanan koşullara uygun yeni bir planlamaya ivedi olarak gereksinim olduğunu kaydederken; yerel istihdam sağlayan bu iki alanın eş güdüm içinde çalışması ve tüketim gereksinimlerimizi karşılaması gerektiğini, aksi takdirde halimizin ‘Koronavirüs’ün meydana getireceği yıkımdan da kötü’ olacağını savundu.

   “Tarım ve hayvancılık ve buna dayalı sanayi birinci derecede önemli. Hayati öneme sahip bu iki iş kolunun belirlenecek ilkeler çerçevesinde üretime devam etmesi gerekir. Salgında sıfır artma noktasına ulaşıldıktan son derhal harekete geçilmelidir” diyen Beyoğlu, tarımın havaya, suya, toprağa ve insana bağlı olduğunu; ham madde verip çıktı alınamayacağını ve her şeyin bir mevsimi, zamanı olduğunu kaydetti.

   Beyoğlu, bunu yaparken tarım çalışanlarının sağlığının da önemli olduğu gerçeğine dikkat çekerken; bu insanların sağlık önlemlerinin nasıl alınacağının da şimdiden düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

   Beyoğlu, “Günümüz koşullarında Türkiye’den mevsimlik işçi gelemeyeceğine göre üretim ve hasat çalışmaları biraz daha zorlaşacak. Tarımın yeniden planlanması ve acil bir devlet destek programına gereksinimi vardır. Geç bile kaldık. Acele etmezsek, işler daha da içinden çıkılamaz bir hale gelecek” şeklinde görüş belirtirken, yarın belki de bugünkü koşulları dahi bulamayabileceğimiz uyarısını yaptı.

   Tarımsal araçların ve bu iş kolunda faaliyet yürüten işletmelerin dökümünün çıkarılıp, yeni bir planlama yapılması gerektiğini belirten Beyoğlu, olağanüstü koşullardaki bu üretime devlet tarafından verilecek teşviklerle üreticilerin yüreklendirilmesi gerektiğini de savundu.

   “Pazarlama yönünden gıda şirketleri ile dirsek teması halinde olunması gerekir. Bu işleri yapmak için engeller varsa, mevzuatı değiştirmeliyiz. Hiçbir mevzuat Allah’ın emri değildir” diyen Beyoğlu, konuya kompleks bir yaklaşımın şart olduğunu dile getirdi.

Kamu Yararı Kurulu oluşturulmalı”

   Ülkede zorunlu ve çözümü ivedi bir durumun söz konusu olduğunu ve bu amaçla zaman kaybetmeden bir ‘Kamu Yararı Kurulu’ oluşturulması gerektiğini belirten Beyoğlu, bahse konu sıkıntıların sadece Bilim Kurulu tarafından çözümünün mümkün olmadığını iddia etti.

   “Üretmeden tüketemeyiz. Bu işler şarkılarla, türkülerle, alkışlarla yürümüyor. ‘Evde kalın, bize güvenin, gerisini merak etmeyin’ demekle de bu işler olmuyor. Siz de biraz vatandaşa güvenin. Siz siyasi figürler! Bizim için o koltuklarda varsınız. Seçilmek için sizler oylarımıza istekli oldunuz” diyen Beyoğlu, siyaset kurumunun ‘halkın yararına iş üretme ve yürümeyen işlerin niçin yürümediğini sorgulama ve çözüm üretme’ yeri olduğu gerçeğine de parmak bastı.

   Beyoğlu, “Lafla peynir gemisi yürümüyor. ‘Bize güvenin’ ya da ‘Güzel günler göreceğiz’ demekle de olmuyor. Eylem gerekli” şeklinde konuşurken; bu bağlamda, devlet yetkililerinin de alınan Koronavirüs önlemlerini artırmak yerine, vaka sayısı azaldıkça bilim ve aklın gerektirdiği şekilde ayaklarını frenden kontrollü bir şekilde çekmeleri gerektiğini savundu.

   Yurt dışından taşıma yaparak virüsü kontrol altına alma sürecinin uzatmaması gerektiğini de aktaran Beyoğlu, “Bu noktada peygamberimizin bir sözünü hatırlatmak isterim: Bir yerde salgın bir hastalık (veba) çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde salgın bir hastalık (veba) çıkarsa o bölgeden de ayrılmayınız” demiştir. Uygulamalar bununla hiç örtüşmüyor” dedi.

Piyasada vurgun düzeni var”

   Ticaret Dairesi’nin Fiyat ve Kalite Denetim Birimi tarafından yapılan denetimlerinin halkın hissedeceği bir şekilde arttırılmasının ve hükümetin de ayrıca temel gıda ve ihtiyaç nitelikli bazı malları da ‘denetime tabi emtia’ olarak ilan etmesinin gerektiğini de söyleyen Beyoğlu, şu ifadeleri kullandı:

   “Sağlık çalışanları, güvenlik güçleri ve polisler 24 saat görevlerinin başında. Maliye Bakanlığı’na bağlı dairelerin bir kısım personeli ile belediyelerin temizlik işçileri de düzenli olarak her gün görev başında. Banka personelleri ya da marketler ve buralara yeşil sebze, meyve tedarik eden insanlar görev başında.

   Bu insanlar görev yaparken Koronavirüs riski altında değil midir? Onlar can taşımıyorlar mı, onların da aileleri eş ve çocukları, anne, baba ve kardeşleri yok mudur? Koronavirüs nedeniyle önlem alınması devlet işlerinin duracağı anlamına gelmemektedir. Vatandaş, fiyat ve kalite denetimi yapan devlet ve belediyelerin tüm birimlerden aktif görev beklemektedir.”

   Beyoğlu, Koronavirüs salgınının ‘kahraman’ tanımı da değiştirmeye başladığını söylerken, ülkeyi koruyan askerlerin yanında, insanı koruyan sağlık çalışanlarının da artık kahraman olarak görüldüğünü; sağlık çalışanlarının da bu unvanı layıkıyla hak ettiklerini belirtti.

“Fiyat denetimi nerede kaldı?”

   Beyoğlu, “Ticaret Dairesi’nin fiyat ve kalite denetim birimi tarafından bugüne kadar yapılan fiyat ve kalite denetim sonuçları hakkında ‘şayet yapılmış ise’ vatandaşın bilgilendirilmesi, devletin vatandaşına olan saygısının gereğidir” derken,ne yapılmıştır ne yapılmamıştır ya da ne kadar yapılmıştır’ gibi konuları bilmenin vatandaşın anayasal hakkı; devletin ise işlemlerinde klasik söz ile şeffaflığın, açıklığın ve hesap verebilirliğin gereği olduğunu kaydetti. Beyoğlu, “Devlet yetkilileri, saygıyı hep vatandaştan beklemesin” dedi.

   “Ticaret Dairesi, İthalatı ve İhracatı (Düzenleme ve Denetim) Tüzüğü’nde yapılan bir değişikliği ise kamuoyuna bakınız nasıl duyurdu. Noktasına virgülüne dokunmadan alıntılıyorum. Zaten sitelerinde de vardır. Bu beyanı bir ithalatçı yapsa ‘eyvallah’ diyeceğim çünkü gereksiz işlemlerden kurtuldu ancak bunu uygulayıcılar söylüyorsa, durup biraz düşünmek gerekir” diyen Beyoğlu, söz konusu dairenin bahse konu açıklamasını da şu ifadelerle alıntıladı: “Bürokrasiyi azaltmak ve ithal izin işlemlerini basitleştirip ithalatçıların işlem ve zaman maliyetlerini minimum seviyeye çekmek amacıyla ilgili tüzükte değişiklik yapılmıştır.”

   Beyoğlu, burada söylenenin özetle ‘biz devlet olarak kırtasiyeciliği yani resmî işleri geciktiren aşırı ve gereksiz formaliteleri azalttık’ olduğunu kaydederken; ilgili açıklamanın da bu tanımla ‘yüzde yüz örtüştüğünü’ belirti. Beyoğlu, eleştirilerine şöyle devam etti:

   “Peki vatandaş sormaz mı ve yetkililer açıklayabilir mi; bugüne kadar yaptığınız kırtasiyecilikten keyif mi aldınız? Bu kırtasiyecilik devlete ne kazandırdı? Daha önce aklınıza neden gelmedi? Uygulamanın yanlışlığını yeni mi fark ettiniz? Yine bugüne kadar uygulanan kırtasiyecilik nedeniyle ithalatçılar işlem ve zaman maliyetinden ne kadar kaybetti? Tüketici buna fazladan ne kadar bedel ödedi? Daire olarak bu maliyetten ne kadar indirim yaparak işlem ve zaman maliyetini minimuma çektiniz?”

   Beyoğlu, bir hesabın mutlaka yapıldığını düşündüğünü söylerken; tüzük değişikliğinin gerekçesi nasıl ki açıklandıysa, kurumun diğer faaliyetlerinin de açıklanması gerektiğini zira bunları öğrenmenin de vatandaşlık hakkımız olduğunu vurguladı.

   Beyoğlu, ayrıca, Fiyat ve Kalite Denetim Birimi tarafından yapılan denetim sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılmasının ‘haramı helal sayanların’ cesaretlerini kırmasının yanı sıra vatandaşı da bildirimler konusunda cesaretlendireceğini kaydetti.

Bir vurgun örneği ve tarım emekçileri

   Zeytinin, ülkemizin sembol ağaçların olduğunu, zeytin dalının ise barışı simgelediğini kaydeden Beyoğlu, sofralık zeytin, zeytinyağı ve hellimin de ülkemizin yerel üretim değerleri olduğunu söyledi.

   “Devlet yetkilileri, bir temel gıda tüketim maddesi olan sofralık zeytin fiyatının kaça yükseldiğinin herhalde farkında değildirler? Söyleyeyim; Türkiye’den daha önce ithal edilip piyasaya sunulan 830 gramlık paketler halindeki orta boy sele zeytinin fiyatı son bir ayda 19-20 TL’den 40-42 TL’ye yükselmiştir. Yüzde 110 civarında bir zam hak mıdır, helal midir?” diyen Beyoğlu, bu zammı yapan markanın hiçbir suçunun olmadığını; ‘fırsatçılık’ eyleminin sorumlularının işletme hesaplarında bunu kâr olarak göstermelerinin de bir değeri olmadığını savundu.

   Beyoğlu, “Hani tüketicinin haklarını korumak amacıyla kurulmuş Tüketiciler Derneği nerede? Haramın hesabı bu dünyada sorulmasa bile öteki dünyada kesinlikle sorulacaktır” şeklinde tepki gösterdi.

   “Özellikle tarım, belli mevsimlerde yapılan bir iştir. Tarım mevsiminin öne ya da sonraya alınması olası değildir. Mart döneminin son haftası yapraklarını döken ağaçlar tomurcuk vermeye, çiçek açmaya; bağlar, asmalar yaprak açmaya başlar” diyen Beyoğlu, her zaman yapılabilen seracılık faaliyetlerinin ise bu konseptin dışında değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

   Beyoğlu, “Tarım mevsimini seracılık dışındaki tarımsal üretim faaliyetleri olarak söylemiyorum. Bunların depolanması, dağıtımı, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması nasıl olacak? Yakın zamanda ekinlerin hasadı başlayacak. Çiftçinin bir yıllık emeğinin, alın terinin karşılığı ne olacak?” derken, bu ürünlerin satın alınması ve depolanması ile biçilen arpa ve buğdayın tarlalarında kalan kalemlerinin toplanıp balyalar halinde ambalajlanmasının elzem faaliyetler olduğu bilgisini paylaştı.

   Bu gibi işlerin zamanında ve layıkıyla yapılmasının hayvancılık için de çok önemli olduğunu söyleyen Beyoğlu, olgunlaşan yeşil hasılın silaj yapılmasının da şart olduğunu söyledi.

   “Aslında bazı tarım ve hayvancılık ürünleri için Türkiye ve Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güney Kıbrıs ile eskiden kurulan bağlantılar çerçevesinde kapsamlı bir planlama yapılabilir” diyen Beyoğlu, zaman kaybetmeden, kaşar peynirinde olduğu gibi Türkiye’ye valencia portakal, enginar ve çilek ihraç etme girişiminde bulunma çağrısı yaptı. Koronavirüs’e karşı C vitamininin önemli bir destekleyici olduğu gerçeğinden hareketle, bu alandaki emeklerin de heba olmaması gerektiğini kaydeden Beyoğlu, üreticinin ürününün değerlendirilmesi uğrunda gerekirse bunların karşılığında gereksinimimiz olan başka gıda maddelerinin alınabileceğini belirtti.

   “Süt fazlasını eritmek için kaşar peyniri üretimi yanında yerel tüketim için hellim üretimi de yapılsın. Stok oluşacak diye düşünülmesin. Stok eritilmesi metodu, 20 Temmuz 1974 sonrası denenmiş ve başarılı olmuştu. Kooperatif Süt Fabrikası’nın elindeki bulunan 18 litrelik teneke ambalajlardaki hellim stoku, Girne Milletvekili merhum Mustafa Hacıahmetoğlu’nun öncülüğünde her ay sonu maaşlarından kesilmek suretiyle kamu görevlilerine dört taksit halinde satılmış ve çok kısa bir sürede stoklar eritilmişti. Aynı yöntem tekrar uygulanabilir” diyen Beyoğlu, kamu görevlilerinin tercih edilmesi durumunda aynı zamanda ‘tahsilat kolaylığı’ da yaşanacağını söyledi.

   Beyoğlu, ödeme sistemini kabul eden ve garanti veren diğer kuruluşların da bundan yararlandığını ve Hazine’nin her ay sonu kamu görevlilerinin maaşlardan kesip ödeme yaptığını hatırlatırken; kamu görevlilerine ayrımcılık yapıldı diye düşünülmemesi gerektiğine de işaret etti.

   Keza, söz konusu zamanda çek ve kredi kartı kullanımının yaygın olmadığını hatta kredi kartı uygulamasının hiç olmadığını da aktaran Beyoğlu, “Çek defteri, ticari hesabı olan kişi ve işletmelere verilmekteydi. Şimdi de benzer bir uygulama, çek ve kredi kartı kolaylığı ile yapılabilir. Yeter ki üretim çarkı durmasın” dedi.

Güzel giden yağışlar ve kenevir

   Beyoğlu, nisan periyodundaki yağışların ‘bereket yağışları’ olduğunu söylerken, “Nisan ayı, çiftçiyi mutlu eden en güzel aylardan biridir. Başaklar güneşi gördükçe olgunlaşacak, dolacak, verimi artıracaktır. Hasat mevsimi gelecek ve yeniden ekim mevsimi başlayacak. Toprak suya doyacak gönene hazır olacak. Açığa domates, salatalık, kavun karpuz, çilek, molehiya, börülce, kabak, patlıcan… ekimi yapılabilecek” ifadelerini kullandı ve içerisinde bulunduğumuz ayın değerini vurguladı.

   Çiftçilerin akaryakıt, elektrik, donanım, tohum, ilaç, gübre ve pazar sorunlarının çözülmesi gerektiğini de belirten Beyoğlu, ABD’nin Koronavirüs önlemleri kapsamında hazırladığı pakette daha geniş alanlara kenevir ekilmesini programına aldığını hatırlattı; kenevirin de radyasyon ve oksijen konusunda hayati öneme sahip bir bitki olması hasebiyle oksijen salgılayarak haşeratı uzaklaştırdığı bilgisini verdi.

   “Belli oldu ki bu iş uzun sürecek. Yarın gıda da ithal edemeyebiliriz. Bugünden önlem alınmazsak işimiz zor. Ekimi, hasadı, işlemesi, depolanması kolay ürünlere yönelelim. Hasat edilecek ürünlerin kolay işlenip depolanabileceği yerleri hazırlayalım. Yumurta kapıya geldiğinde ne yapacağımızı düşünmeyelim” diyen Beyoğlu, artık tarımın da sanayileştiğini ve fideyi yani lasanı veya fidanı ekenin, yetiştirenin, işleyenin, satanın farklı kişiler olduğunu söyledi.

   Beyoğlu, uygarlığın gerçek ölçüsünün ne nüfus çokluğu ne kentlerin büyüklüğü ne de üretim bolluğu olduğunu; gerçek ölçünün, ülkenin yetiştirdiği insanların nitelikleri olduğunu söylerken; sözlerine de şu ifadelerle son verdi:

   “Bunlar nasıl buluşturulacak? Şu anda durum ne? Kim, ne ekecek? Hangi tohumu kullanacak? Biber, kabak, fasulye, salatalık, patlıcan, domates ekecek miyiz, ekmeyecek miyiz? Ne kadar ekeceğiz? Kim, nereye ekecek? Patates, soğan ve hayvan yemi olarak mısır da önemli. Et üretimi ve dağıtımı ayrı bir planlama gerektiriyor. Tavuk çiftliklerinin durumu ne olacak? İnsan sağlığı kadar, tarımda hayvan sağlığı da önemlidir. Gerçekten bu işin sadece bir virüs salgını olduğunu mu sandınız? Gülerim yoksa.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner75