Tünelin ucunda ışık görünmüyor

banner37

Prof. Dr. Hasan Güngör, Kovid-19 salgınına yönelik ekonomik gevşeme taleplerini irdeledi; aşı çalışmalarına odaklanan yakın geleceği masaya yatırdı

Tünelin ucunda ışık görünmüyor
banner90
banner99

“GEVŞEMENİN GÖTÜRÜSÜ DE VAR”… Prof. Dr. Hasan Güngör, aşıya yönelik özellikle İngiltere’deki çalışmaların ciddi anlamda umut verici olduğunu fakat salgının kontrol alınması hususundaki gelişmelere güvenerek yapılacak bir açılma eylemenin bedelinin ‘zannedilenden de fazla’ olabileceğini söylerken; salgınla savaşımda belirli bir mesafe kat eden lakin mali gevşemeler sonrasında vakalarda yaşanan patlamayla ‘başladıkları noktanın da gerisine giden’ İran ve İspanya örneklerine işaret etti.

“BÖLGESEL SORUNDAN ZİNCİRLEME REAKSİYONA”… Hasan Güngör, arz ve talep konusunda yaşanan sorunların birleşerek küresel bir iktisadi krizi yol açtığını kaydederken; Çin’in bir kentinde başlayan sağlık sorununun, ‘dünyanın en büyük ara mal üreticisindeki’ çarkları durdurarak önce arz problemine yol açtığını; salgının dünyaya yayılmasının ardından yaşanan ‘eve kapanma’ sürecinin de talep yapısını globaz bazda kırarak, küresel bir ekonomik krizin fitilinin ateşlendiğini kaydetti.

“YENİ DÜNYA DÜZENİ BEKLENTİSİ BOŞUNA”… Hasan Güngör, neo-liberal politikaların rafa kaldırıp, geçmişin ‘doğrusuyla yanlışıyla’ deneyimlerinden beslenen ‘yeni nesil bir sosyalizm pratiğinin’ insanlık tarafından deneyimlenmesinin mümkün olmadığını iddia ederken, “Aşı bulunup dünya temizlendiğinde, insanlar ‘Nerede kalmıştık’ diyecek ve neo-liberal politikalar da ‘kaldığı yerden’ devam edecek çünkü insan, zor öğrenen ve alışkanlıklarını değiştirmeyen bir canlıdır” çözümlemesinde bulundu.

Ali ÇATAL

   Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) akademisyeni ve ekonomist Prof. Dr. Hasan Güngör, KTV’de yayınlanan Parapolitik programında Ali Çatal’a konuk oldu.

   Yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) mücadelesinde ‘en az 2,5 milyar doz’ aşıdan bahsedildiğini ve bunun da yine minimum 2,5 milyar tüp demek olduğunu kaydeden Güngör, sadece bu iş için gerekli camın temininin dahi ciddi bir zaman alacağı gerçeğine dikkat çekti.

   Piyasadan ve bürokrasinin bazı unsurlarından gelen ‘ekonomik gevşeme’ taleplerinin ise getirisi kadar riski de olduğunu söyleyen Güngör, salgının başladığı dönemlerde ‘KKTC de dahil olmak üzere’ senaryoların evrensel bazda çok iyimser olduğunu hatta hükümet kanadından “İki hafta sonra salgın bitecek” gibi söylemler geliştirildiğini hatırlatan Güngör, hafife alınan salgının, dünya ekonomisinde yıkıma neden olduğunu belirtti.

   Aşıya yönelik özellikle İngiltere’deki çalışmaların ciddi anlamda umut verici olduğunu fakat salgının kontrol alınması hususundaki gelişmelere güvenerek yapılacak bir açılma eylemenin bedelinin ‘zannedilenden de fazla’ olabileceğini söyleyen Güngör, salgınla savaşımda belirli bir mesafe kat eden lakin mali gevşemeler sonrasında vakalarda yaşanan patlamayla ‘başladıkları noktanın da gerisine giden’ İran örneğine işaret etti.

   Ekonomik gevşeme uğruna kapılarını İngiliz turistlere açan İspanya’nın, vakalardaki artış nedeniyle ve son derece ironik olmak üzere, İngiltere tarafından ‘kara liste’ye alındığını bilgisini paylaştı.

   Güngör, gevşemenin, beraberinde aynen İran ve İspanya’da şu anda yaşanılan gibi ‘her şeyin kontrolden çıktığı’ bir durumu da getirebileceği uyarısını yaparken; salgınla mücadelede ‘başladığı noktanın gerisine düşmek’ gibi bir lüksün hiçbir ülkede olmadığını kaydetti.

   “Sürekli ‘1916 İspanyol Gribi’ örnek gösteriliyor. Halbuki insanlık, 2003’te SARS, 2013’te de MERS gibi ‘bölgesel kalan’ ve global bir krize dönüşmeyen salgınları da yaşadı” şeklinde konuşan Güngör, bilim insanlarının son dönemlerde yaptıkları araştırmaların ise bu iki bölgesel salgını yaşayan ülkelerin Kovid-19 salgınına yönelik reaksiyonlarının, KKTC gibi ‘bu iki hastalığın uğramadığı’ ülkelere nazaran çok daha hızlı, derin ve etkin olduğunu ortaya koyduğunu da aktardı.

   Güngör, salgınla mücadelede alınan sonuç bakımından ‘kıtanın en kötüsü’ olarak kayda geçen İtalya’nın yanı sıra İspanya, Fransa ve ‘sürü bağışıklığı’ deneyip başarılı olamayan İngiltere’nin mevcut durumunun da yine SARS ve MERS tecrübelerinden mahrum kalınmanın etkisiyle olduğunu ifade etti.

“Arz ve talep sorunu birleşti”

   Hasan Güngör, arz ve talep konusunda yaşanan sorunların birleşerek küresel bir iktisadi krizi yol açtığını kaydederken; bahse konu salgının başladığı Çin’in Hubei eyaletinin başkenti Wuhan şehrinin, çoğunluğu fabrika işçisi olmak üzere 11 milyonluk nüfusuyla, ülkenin ‘sanayi merkezi’ olduğu bilgisini verdi.

   Sağlıkta başlayıp ekonomiye sirayet eden salgının, arz-talep dengelerini küresel bazda bozduğunu belirten Güngör, Wuhan’da virüsün resmi kaynaklara göre, 15 Aralık 2019’da raporlandığını ve ‘hijyen kuralları-maske-eldiven’ önlemler silsilesinin işe yaramaması üzerine de önce sosyal mesafe, ardından da ‘işe gitmeme’ tedbirlerinin alındığını söyledi.

   “İnsanlar işe gitmeyince, iş gücü de rutininden koparıldı” ifadelerini kullanan Güngör, ‘dünyanın en büyük ara mal üreticisi’ndeki üretim bantlarının durmasının da bir zincirleme reaksiyona yol açarak evrensel bir ‘arz sorununa’ yol açtığını belirtti.

   Otomotiv sektöründen örnek veren ve bugün bir arabanın üretim sürecine farklı 20 ülkenin katıldığını aktaran Güngör, geri kalan her şey tam olsa dahi, Wuhan menşeli dikiz aynası ve sinyal lambası gibi ‘görece önemsiz’ parçaların tedariğinde yaşanan kesintinin, üretim hatlarının bulunduğu diğer ülkeleri de etkilediğini söyledi.

   Salgının Çin sınırlarını alıp ‘global bir tehdit’ halini almasının ardından ise söz konusu ‘hijyen kuralları-maske-eldiven-sosyal mesafe ve nihayetinde eve kapanma’ şablonunun dünya tarafından kopyalanarak aynen kullanılmasının da tüketime yönelik yapıyı kırdığını ve bir ‘talep sorunu’ ortaya çıkardığını söyleyen Güngör, arz ve talep alanlarında yaşanan bu problemlerin birleşerek bir ‘küresel ekonomik kriz’e yol açtığını belirtti.

“Bütün ekonomiler küçülecek”

   Prof. Güngör, iş gücü piyasasındaki kırılmanın tetiklediği ve küresel ekonomilerde büyük kayba neden olan salgın döneminde şimdiden bütün ekonomilerin küçüldüğünü söylerken; Avrupa Birliği (AB) üyesi devlerin mali yapılarının da yüzde 10’un üzerinde eriyeceğini kaydetti.

   AB üyesi 27 ülkenin ‘bağır çağır’ 750 milyar euro tutarında anlaştığını ve reel sektörün fonlanmasının yanında Kovid-19’la mücadeleyi de içeren bir paket hazırladıklarını belirten Güngör, “Program hazır ama tünelin ucunda ışık görünmüyor” şeklinde konuştu.

   Arzın ve talebin ‘salgın döneminde dahi’ bitmesinin mümkün olmadığı gıda sektörü hariç ‘kendi işini yapan’ firmaların durumunun diğerlerine göre çok daha zor olduğunu da aktaran Güngör, ufacık bir söylentinin dahi bütün dünyayı 15 dakika içerisinde eve kapatmasının mümkün olduğu bir süreci yaşadığımızı söyledi.

   İnsanların artık sadece ne alacaklarını değil; ‘ne kadar alkol içeren hangi markayı’ alacaklarını dahi bildiklerini kaydeden Güngör, Mart 2020’ye nazaran elde edilen bütün bu tecrübeye rağmen tıp camiasının uyarılarının da ‘en azından aşı bulunana kadar’ dinlenmesinin elzem olduğunu belirtti.

   Ülke ekonomisinin, bundan sonra yaşanacak benzeri bir duruma göstereceği reaksiyona ise asimetrik yaklaştığını söyleyen Güngör, ‘SARS ve MERS tecrübelerine göre pozisyon alan ülkeler’ örneğinin her koşulda belirleyici olamayacağını vurguladı.

“Devlet sağlığın yükünü kaldıramaz”

   Salgın döneminde yapılan çeşitli gözlemlere dayandırılan ‘kamusal sağlığın uygulandığı ülkelerin performanslarının daha yüksel olduğu’ çıkarımına katılmadığını da aktaran Hasan Güngör, kanser başta olmak üzere tedavisi pahalı bir kısım ünitenin özelleştirilmesinin mümkün olmadığı düşüncesine de özel sektörün bu yükü tek başına omuzlayamayacağı öngörüsüne de katıldığını lakin en yakın örneğini ‘ancak 1916’da’ görebildiğimiz bir durum için sağlık hizmetlerini devlete yaklaştıran bir yaklaşımla, devlet kaynaklarını ‘ortalama yüz seneliğine’ bağlamanın da doğru olmadığını savundu.

   Liberal ekonomi-politiğin uygulandığı ‘İskandinav modeli’ bir sosyal devlet yapısının, ‘refah devletleri’ diye kategorize edilen coğrafyalarda var olduğunu ancak buradaki insanların kazançlarının yüzde 40 kadarının vergilere gittiğini belirten Güngör, “Şu an dörtte birini vergi olarak ödediğimiz maaşımızın yarısının vergilere gitmesine hazırsak, yollar da düzelir, devlet okulları da kalite kazanır, sosyal yardımla yaşayanların sağlık hizmetleri de devlet tarafından karşılanır” şeklinde konuştu.

   ‘Yeni Dünya Düzeni’ tartışmalarına da değinen ve neo-liberal politikaların rafa kaldırıp, geçmişin ‘doğrusuyla yanlışıyla’ deneyimlerinden beslenen ‘yeni nesil bir sosyalizm pratiğinin’ insanlık tarafından deneyimlenmesinin mümkün olmadığını iddia eden Güngör, “Aşı bulunup dünya temizlendiğinde, insanlar ‘Nerede kalmıştık’ diyecek ve neo-liberal politikalar da ‘kaldığı yerden’ devam edecek” çözümlemesinde bulundu.

   Güngör, insanın ‘zor öğrenen’ ve ‘alışkanlıklarını kolay değiştirmeyen’ bir varlık olduğundan hareketle, ‘ofise gitmeden çalışma’ merkezli şekillenen ‘home-office’ konseptinin de uygulanabilirliğinin sınırlı olduğunu savunurken; “Salgın geçince ‘Araştırmalar gösteriyor ki evden çalışanlarda boşanma oranı yüksek’ gibi haberlerin, basına servis ‘ettirileceğini’ ve herkesin ofislere döneceğini söyledi.

   Vergilerin sektörel kullanıldığı bir yapıyı teşkil etmenin zor olmadığını, söz gelimi, ‘yol vergisi’nin İngiltere’de yolların bakımı, onarımı ve sürücü eğitimi gibi konularda kullanıldığını belirten Güngör, devletin, üstesinden gelemediği bir konuda halka ‘başınızın çaresine bakın’ demesinin normal karşılanmasının bu coğrafyanın ‘kaderi’ olduğunu; zamanında suyu ve elektriği dağıtamayıp, insanlara su deposu ve jeneratör aldıran bir yapının ‘salgını idare edemiyorum’ demesinin de ‘olay çıkarmayacağını’ savundu.

   Güngör, bu coğrafyadan Almanya çıkmayacağını da iddia ederken, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Eğer bu coğrafyada Almanya olunabilseydi, şundan emin olun ki Güney Kıbrıs çoktan Almanya olmuştu. Alman gibi yaşanmak isteniyorsa, önce ‘Alman gibi kazanmak’ gerek. Bunun yolu da nitelikli ve geliri yüksek teknolojik ürünlerin üretiminden geçer. Gelebileceğim en iyi nokta, bugün Güney Kıbrıs’ın durduğu yerdir.”

YORUM EKLE
banner140
SIRADAKİ HABER

banner75