Elmas Ağa, Makarios'a veryansın ederken, Marulla sessiz dinliyordu…

Kıbrıslı Türk yazar Dr. Turgül Tomgüsehan’ın geniş bir araştırma sonucu ortaya çıkardığı çok değerli bir kitap var elimizin altında. Geçtiğimiz günlerde gazeteye gelerek, Genel Yayın Yönetmeni Ali Baturay’a ve bana takdim etmişti… ‘Postiga Yayınları’ etiketiyle yayımlanan ‘Sırlar Adası’ adlı roman, Türkiye’den sonra, hafta sonundan itibaren buradaki kitapevlerinde de raflardaki yerini aldı.

1977 yılında Girne’de doğan, ilk ve orta eğitiminden sonra, 1998’de Ankara Polis Akademisi’ni bitiren Tomgüsehan, YDÜ Hukuk Fakültesi’ni de tamamlayarak, master eğitiminin ardından 2017 yılında YDÜ iletişim Fakiltesi’nde “Terör Örgütü PKK’nın yasadışı faaliyetlerinin bitirilmesi” çalışmaları ile ilgili “Türkiye’de çözüm sürecinde yazılı basının eleştirel söylem analizi: Sabah ve Özgür Gündem Gazeteleri Örnek Olayı” konulu tezi ile doktorasını tamamladı.

Halen Polis örgütünde Başmüfettiş olarak görev yapıyor. Yazar, ilk gösterimi Mayıs 2016’da Cannes Film Festivali’nde yapılan ‘Dr. Dilara’ filminin de senaristleri arasındadır. Avukat Nermin Tomgüsehan ile evli olup 3 çocuk babasıdır.

‘Sırlar Adası’nda yok yok’ Kitabın Genel Yayın Yönetmeni Gökay Türkyılmaz, Editörü Ali Dündar, sayfa tasarımı Ceyda Çakıcı Baş ve kapak tasarımı da Erol Anlaş. 3’üncü sayfada ‘Sırlar Adası’ adının altında, “Barnabas İncili’nin İzinde Kıbrıs’ın Gizli Tarihi” – “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir” ifadeleri dikkat çekiyor.

Romanın ön kapağında, Makarios’tan Churchill’e; Denktaş’tan Şeyh Nazım’a kadar birçok tanınmış simaların fotoğrafları sıralanırken, arka kapakta yazarın fotoğrafı ile birlikte “Kıbrıs adasında gizem dolu sırların şifreleri teker teker çözülüyor- Yaşanan ve yaşanmakta olan her şey büyük sırrı saklamak içindi… Ya da sırra sahip olabilmek için… Kıbrıs bu sır ile Akdeniz’de kan denizinde savrulan bir toprak parçası olmuştu… Ve kan masumların kanı akana dek kanayacaktı” deniliyor.

‘Sırlar Adası’ esasında ezoterik siyasi roman. Çok ilginç konular akıcı bir üslupla anlatılıyor. Bazı konu başlıkları şöyle: Osmanlı, Kıbrıs’ı fethederken Venedikliler neyi kaçırdı, Osmanlı’dan neyi gizledi? Dinler tarihini derinden etkileyecek Barnabas’ın büyük sırrı neydi? Tapınakçılar bunu biliyor muydu? Dünyanın merkezi Sarayönü Meydanı mı, neden? Tapınakçılar, Haçlıların elinden neyi kurtarıp, Kıbrıs’a kaçırdılar? ABD Başkanı Lincoln’un Kıbrıs’la ilgisi neydi? ABD Konsolosu 10 yıl boyunca Kıbrıs’ta neyi aradı? Sultan II Abdülhamit hangi şartlarda Kıbrıs’ı İngilizlere kiralamak zorunda kaldı, İngilizler neden Kıbrıs’ı ele geçirmek istiyordu? İlk Mason locasını kim kurdurttu? Böl ve Yönet politikasını uygulamaya kimler soktu? Lefkoşa Sarayönü’ne 1901’de inşa edilen caminin sırrı neydi ve 1931 Rum isyanı yaşanırken, İsveç Veliaht Prensi Kıbrıs’ta ne arıyordu? Denktaş’ın savcı atanması için kimler çalıştı? Kimin için tehdit idi? Vatikan ile Masonlar hangi konuda karşı karşıya kaldı? Barnabas İncili 20 Temmuz 1974’te bulundu mu? 16. Papa ile Şeyh Nazım Kıbrısi’nin ilişkisi neydi, Papa bu ilişki yüzünden mi istifa etti? Vatikan, Fetullah Gülen ile ne zaman irtibata geçti? Amaçları neydi? Kozmik oda operasyonunu niye tezgâhladılar? Barnabas’ın sırı neydi ve neden bu kadar önemliydi?

Kitabın 290’ıncı sayfasından ‘Zoraki Cumhuriyet’ başlığı atında yer alan yazıdan bir özet aktaralım sizlere:

“Marulla, soğuk havanın bastırılması için akşamdan kalan kor kömürlerin üzerine yeni odun attığı sırada Elmas Ağa uyanmıştı. Kızı Fatma, Elmas Ağa’nın bakıcısı olan Marulla’ya “Sen dur; kahvaltını yap, bubama ben bakarım” diyerek Elmas Ağa’nın odasına yöneldi. Büyük bir odada kalıyordu Elmas Ağa ve eski ihtişamlı günler çok gerilerde kalmıştı…

Gargolada (yaylı yatak) yatmakta olan babasına yaklaştığında, “Sen misin Marulla?” diye sordu Elmas Ağa. “Yok baba, benim” dedi Fatma. İhtiyar Ağa da ah çekerek, ‘Ben bu hallere düşecek insan mıydım?’ diye söylendi. Gençliğinde Elmas Ağa her sabah sırtına dağarcığını asar, çiftesini de eline alarak, koyunlarını ve çalışan çobanlarını kontrole giderdi.

Son bir yıldır yatalak olmuştu… ‘Marulla nerde?’ diye sordu Ağa. “Gelir şimdi, sana kahvaltı hazırladı” diyerek cevap verdi Fatma. Ve kızları da kendi kahvaltılarını hazırlamışlardı. Fatma da ocakta hazırladığı üç Türk kahvesi ile gargolanın kenarına oturdu, babasının tutmayan ayaklarını ovaladı. Yatalak haline rağmen, radyosu Elmas Ağa’yı hayata bağlıyordu. Devamlı haberleri dinler ve iki toplum arasındaki çarpışmaların ne durumda olduğunu öğrenmeye çalışırdı. Fatma, çocukları alıp Limasol’a gidecekti, çünkü okulları vardı. Ancak babası “Dün Limasol’da çarpışmalar olmuş; yollar tekin değildir” dedi ve yaşadığı bu günlere lanet okudu.

Elmas Ağa şöyle diyordu:

“Hep bu papazın (Makarios’un) işleri bunlar. O açtı bu felaketleri başımıza. Başımıza bela bu zoraki Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurdular. Üç sene bile gitmedi. Aha her yer kan gölü. Sen, Yorgacis’i, Papadopulos’u bakan yaparsan memlekete ne idi olacağı be! Bu adamlar düne kadar azılı katildi, EOKA’cı değil miydi? Ne beklerdin ki olsun?”

Hem küfrediyor, hem de söyleniyordu. Fatma ile oğullarından uzun süredir haber alamamanın sıkıntısı içindeydi. Babası ise halen söylenmeye devam ederek, “Kıbrıs Cumhuriyeti’ymiş, peh peh!.. Zoraki Cumhuriyettir be bu devlet! Ama anlayan yok” diyordu.

Marulla ise bu konuşmalara taraf olmadan, Rumların yaşattığı bu felakete mahcup, ses çıkarmadan oturmaya devam etti.

Kitabın 448 sayfasından sadece bir bölümcüğü aktarabildik sizlere. Bu bakımdan mutlaka okunması gerekir. Kalemine sağlık Tomgüsehan. Kutlarız.

 

***

 

Halide Zihnioğlu dün

dualarla defnedildi…

 

Zihnioğlu ailesinin büyüğü, iyilik meleği Halide Zihnioğlu dün Lefkoşa’da gözyaşları ve dualarla son yolculuğuna uğurlandı. Kızı Ayşen Z. Buğdaycı, damadı Mahmut Buğdaycı ve torunu Mehmetcan Buğdaycı, acılarını tüm dost, akraba ve sevenleriyle paylaşırken, mekanının cennet olmasını temenni ettiler.

Halide Zihnioğlu’na Tanrı’dan rahmet, ailesi ve dostlarına başsağlığı dileriz.

Bu arada Anafartalar Lisesi öğretmen, öğrenci, çalışanları ve Okul Aile Birliği, okulun Fransızca öğretmeni Serhan Köknel’in kıymetli kayınpederi Ali Bilir’in vefatından duyulan üzüntüyü ifadeyle, rahmet dileyerek, ailenin acılarını paylaştı.

 

YORUM EKLE