En zorda olan kesim dar gelirlilerdir

Toplumun hemen hemen tüm kesimleri, “pahalılıktan” şikayet ediyor ama bu ateş en fazla dar gelirliyi yakıyor.

Zaten pahalı olan ülkemizde, döviz kriziyle birlikte fiyatlar, tutulmaz, durdurulmaz hale geldi.

Ülkede hemen her şey pahalı oldu ama halkı en çok da gıdadaki artışlar etkiledi.

Her şeyden kesen, tasarruf etmek zorunda kalan halk, gıdadan kesmek istemiyor ama dar gelirli kesim çok da direnemiyor.

Evet pahalılıktan herkes etkileniyor ama en çok da dar gelirliler mağdur oluyor.

Devlet Planlama Örgütü’nün (DPÖ) hayat pahalılığı rakamlarına göre, geçtiğimiz yıl gıda enflasyonu yüzde 40,40 düzeyine fırladı. 2018’de gıdada fiyatlar adeta uçtu…

DPÖ’nün açıkladığı rakamlara göre, 2018 yılının toplam enflasyonu yüzde 29,96 oldu. Ancak, ana harcama gruplarının başında gelen “Gıda ve Alkolsüz İçecek” başlığındaki enflasyon 10 puan daha yüksek oranda gerçekleşti. 2018’deki gıda enflasyonu bir önceki yıla kıyasla yaklaşık üç kat daha fazla. 2017’de gıdadaki artış oranı yüzde 14,03’tü.

Durum gerçekten kötüdür, hayat gittikçe zorlaşmaktadır.

Hükümetin harçlara yaptığı yüzde 30’a varan zamlar da bu zor zamanda vatandaşların belini büktü.

Yerine getirilmesi zorunlu yükümlülüklerin harçlarının bu kadar yüksek olmasının mantığını anlayabiliyoruz, hükümetin krizle birlikte gelirlerinde azalma oldu.

Hükümet kriz nedeniyle bazı muafiyetler, kolaylıklar sağladığı için gelirleri azaldı, evet bu gidiş hükümetin ödeme sıkıntısı yaşamasına neden oluyor, onu da anlıyoruz ama bu açıkları en zor zamanda yüzde 30’luk harç zammı ile kapatmaya çalışmak da ağır oldu.

Hükümetin Türkiye’den beklediği katkıyı görememesi nedeniyle maliyeyi yerel kaynaklarla yürütme zorunluluğu bulunduğunu biliyoruz ama halk da artık bu zam yükünü kaldıramayacak duruma gelmiştir. Özellikle dar gelirli kesimler günü zor geçirmekte, mutfağa para yetiştirmek için çaba sarf etmektedir. Olmayan para ile harç ödenmesini bekliyoruz.

Ülke zor bir dönemden geçiyor, halk bir mucize bekliyor ama uzmanlar yeniden bir “kriz” olabileceği öngörüsünde bulunuyor.

Dar gelirli kesim gözünü asgari ücrete dikmiş durumda.

Bu kez her zamankinden daha yüksek bir asgari ücret miktarı beklentisi var.

İşçi kesimi “yüksek rakamlı asgari ücret” derken, işveren ise “batarız” diye uyarıda bulunuyor.

Yeni asgari ücret miktarını işçi kesimi 3 bin 150 TL’nin altında kabul edemeyeceğini söylüyor.

İşveren, “Devlet hazırcı olarak işverenin cebindeki parayı alıp dağıtmak yerine, işçinin yaşam, konut ve araba sorunları için kalıcı bir çözüm üretsin” diyor.

İşveren asgari ücretin artmasının kendilerini zorda bırakacağını, işçi çıkarmak zorunda kalacaklarını belirtiyor.

Peki, ne olacak? İşçinin insanca yaşayacağı parayı alması işvereni batıracaksa, işçi az miktardaki bir asgari ücret artışıyla aç kacaksa, bu problemi kim çözecek?

İşverenin önerdiği, hükümetin “işçinin yaşam, konut, araç sorununu kalıcı çözsün” önerisini kim uygulayabilir? Hükümet bunu yapabilse zaten biz bugün asgari ücreti tartışmıyor olacaktık.

Bu bir denklem mi? Denklemse çözemeyecek miyiz? Ortasını mı bulacağız? Ortayı bulmak kimi tatmin edecek?

Anlaşılan ülkede fakirleşme sürecek, dar gelirli yine ezilecek, krizden en büyük yarayı yine o görecek.

Evet, hükümetin bir formül bulması şart da, bu yapı içinde bunu ne kadar başarır o da tartışma konusu.

Biz yine de hükümete aldığı tüm kararlarda dar gelirliyi düşünerek hareket etmesi tavsiyesinde bulunalım, çünkü durum gerçekten kötüdür.

 

YORUM EKLE