ENOSİS’e kıl payı kalmıştı… Ve bugün en büyük bayram

   Nasıl ki EOKA olmasaydı, TMT de olmayacaktı; 15 Temmuz 1974 darbesi olmasaydı, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı da olmayacaktı… Bu nedenle Rumların ve Yunanlıların, Barış Harekâtıyla ilgili söz söyleme, eleştirme hakları olmadığı gibi, kınamaları da yersizdir.

   Barış Harekâtı olmasaydı, 46 yıldan beri bu adada barış ve güven hakim olmayacaktı.

   Barış Harekâtı olmasaydı, Makarios adaya, Karamanlis de Atina’ya dönemeyecek, Yunanistan da  demokrasiye kavuşamayacaktı.

   Barış Harekâtı olmasaydı, Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğu çadırlarda, göçmen hayatı yaşamaya devam edecekti.

   Barış Harekâtı olmasaydı, Türk bölgelerine girişlerdeki utanç barikatları kalkmayacak, Türklere işkence sürdürülecekti.

   Barış Harekâtı olmasaydı, şu anda adada sadece Yunan bayrağı dalgalanacak, Türk’ten eser kalmayacaktı. Hani Girit’te de öyle olmuştu ya! Oradaki olaylar üzerine Girit’e giden yabancı gazetecilerin, “Burada Türkler de yaşıyordu, onları göremiyoruz” şeklindeki sözleri üzerine, oradaki Yunanlı yöneticiler, “Onları bir gecede ay yuttu” yalanını uydurmuşlardı…

   Girit’te yaşayan soydaşlarımızın bir gecede ‘icabına bakılmış’, tümü de katledilmişti… Hani Avrupa’nın göbeğinde, Srebrenitsa’da bir gecede 8 bin 300 Boşnak katledilmişti ya, aynen onun gibi!

   Barış Harekâtı olmasaydı, Girit’te olduğu gibi, Srebrenitsa’da olduğu gibi, Dağlık Karabağ’da olduğu gibi, inanlar toplu çukurlara atılacak, üzerleri de dozerler tarafından kapatılacaktı… 1964’ün ilk haftasında aynısı Ayvasıl’da yaşanmadı mı? Suçsuz, günahsız Türkler, kurşuna dizildikten sonra, kazılan çukura atılmadılar mı? BM Barış Gücü askerleri, cesetleri çamurlu çukurdan çıkarırken bizzat ben oradaydım.

   Ne günahı vardı o zavallı inanların? Türklere karşı girişilen saldırılar hep kahrolası ENOSİS (Adanın Yunanistan’a ilhakı) ve burada Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’nin kurulması için değil miydi? Daha 1950’li yıllarda işlerine gitmek için bir otobüsle yola çıkan İnönü’lü (Sinde) soydaşlarımız, ENOSİS sevdasıyla yanıp tutuşan EOKA’nın kurşunlarıyla şehit edilmemişler miydi?

   Daha sonraları aynı senaryolar Taşkent’te (Dohni), Alaminyo, Tuzla, Atlılar, Muratağa, Sandallar’da daha nice yerlerde uygulanmadı mı? Türk olmaktan başka ne suç ve günahları vardı onların? Kıbrıslı Türkleri öteden beri kendi hedef ve amaçları olan ENOSİS’in önünde engel olarak görenler, bu adada Kıbrıs Türk halkına çok acılar çektirdiler. Yaşamı adeta zindan ettiler. Hiçbir zaman adanın eşit vatandaşları olarak görmediler, küçümsediler, horladılar.

   Bunları yazıyoruz diye birilerinin hoşuna gitmeyebilir. Varsın olsun, biz gerçekleri yazmaya devam edeceğiz. Çünkü bir evvelinden bizzat olayları yaşayanlardanız. Kimseye şirin görünme hevesinde de olmadığımız gibi, ihtiyaç da duymuyoruz. Ha, Rum tarafında da, bu güne kadar Türklere yapılanları tasvip etmeyenler yok mu?    Elbette vardır, ama onların sesi çıkmadığı gibi, sayıları da azdır. 

   15 Temmuz 1974’te Başpiskopos Makarios’a karşı Yunanistan’daki Albaylar Cuntası ve EOKA B tarafından gerçekleştirilen darbe ile artık ENOSİS’e ramak kalmıştı… Çok değil, birkaç gün içinde ikinci aşamaya geçilecek, diğer bir deyişle, ‘Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’nin önünde engel olarak görülen, azınlık haklarını kabul etmeyen Kıbrıs Türklerinin silahla icabına bakılacaktı… Zaten bunu anlamak için kahin olmaya da gerek yoktu.   Darbeciler Nikos Samson’u, Makarios’un cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturttuklarında ünlü bir EOKA’cı olan  Samson, Rum halkına hitaben ilk konuşmasına “Burası Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” diyerek başlamıştı… Gidilecek köyün minareleri çoktan görünmüştü.

   Yıllarca Türk mevzilerinin karşısında yer alan Rum mevzilerinden Türkçe olarak ‘Bekledim de gelmedi’ şarkıları çalanlar ve çaldırtanlar, Samson’un da konuşmasıyla artık bu işe, ENOSİS’in gerçekleşmesine oldu gözüyle bakıyorlardı. Onlar da biliyordu ki, 1964’lerden beri Kıbrıs açıklarına kadar gelen Türk gemileri gene gelecek, ancak birkaç saat sonra geri Mersin’e döneceklerdi. Bunu bildikleri için Türkiye’nin adaya çıkarma yapacağına inanmamışlardı.

   Ancak bu defa kazın ayağı hiç de öyle değildi. Başbakan Bülent Ecevit, haberi Afyon’da alır almaz, ziyaretini yarıda keserek Ankara’ya dönmüş, koalisyon ortağı Necmettin Erbakan ile durum değerlendirmesinde bulunmuş, ardından komutanlarla bir toplantı yapılmıştı. Bu arada dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş de Çin ziyaretini yarıda keserek, Türkiye’ye dönmüştü. Bu kez bir kararlılık vardı ve Ecevit yoğun bir diplomasi trafiğiyle kapıdaki tehlikeyi anlatmaya çalışıyordu. Hatta Londra’ya kadar gitmiş, Callaghan’a “İki garantör ülke olarak gel birlikte müdahale edelim” diye öneride bulunmuştu. Dünyayı parmağında oynatan İngiltere’nin ne gailesi vardı? Üsleri emin ellerdeydi ve kaybedecek bir şeyi yoktu!

   Esasında ne İngiltere, ne ABD ve daha ‘bazı ülkeler’, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin ve çıkarma yapmasının başarısız olacağı ve fiyaskoyla sonuçlanacağına inanıyorlardı. Hakikaten Türk ordusunun elinde modern silah ve araç gereç pek yoktu. Telsizler bile NATO ayarlı olduğundan çalışmamış, koordinesizlik pahalıya mal olmuştu.

   Beri yandan ABD Dışişleri Bakanı Henry Kisinger, sırf Türkiye’yi müdahaleden vazgeçirmek için Özel Temsilcisi Sisco’yu Atina ve Ankara’ya göndermişti. Ancak Ecevit, Ankara’da Sisco’yu kabulünde getirdiği mesajı dikkate almamış, “Şu anda Türk askeri yola çıktı. Elini çabuk tut, havaalanları kapanmadan bir an önce uçağa binip ülkene dönmeye bak. Aksi halde Amerika’ya da dönemezsin” demiş, kararlılığını göstermişti.

   Artık kim durabilirdi Mehmetçik’in önünde? Her Kıbrıslı Türk’ün 15 Temmuz’dan 20 Temmuz 1974’e kadar geçen 5 günde çektiği sancıyı tahmin edebilmek hiç de kolay değildir. Bu sancı ‘Ya bu defa da gelmezlerse?’ sancısıydı. Bir sancı daha vardı, o da bana ait. Daha doğrusu rahmetli hanım sancılanmış ve doğum kliniğine kaldırılmış, harekâttan 2 saat önce de kızım dünyaya gelmişti. Günlerce isimsiz kaldı. Türkiye’den akın akın gelen gazetecilerle sohbetimizde isminin ‘Barış’ olsun, ‘Savaş’ olsun diyenler vardı. Bir meslektaşım “Ne Savaş’ı, ne Barış’ı, adı Müjde olsun” demesin mi? Herkesin onayıyla adı Müjde oldu. Müjde de şimdi Barış Harekâtı’yla birlikte 46 yaşında.

YORUM EKLE

banner75