Fatih ve görüşmelerin yeniden başlaması

Sayın Anastasiadis ve temsilcisi Sayın Pr. Prodromu ısrarla görüşmelerin yeniden başlaması ve Lute’un misyonunun başarıya ulaşması için Türkiye’nin, idarecilerin Kıbrıs Cumhuriyeti MEB’ine ait olarak gördükleri deniz bölgesindeki her türlü faaliyetini sonlandırması gerektiğini açıklıyorlar. Hangi devlete ait olduğu tartışmalı bir konudur. Türkiye uzun süredir koordinatlarını sunmuş durumdadır ve bölgeyi MEB’inde addediyor ve bu yüzden de sondaj yapmak üzere Fatih gemisini gönderdi. Yakın geçmişe kadar Anastasiadis Hükümeti koordinatlarını ortaya koymuş ve kendi MEB’inin sınırlarını belirlemiş değildi. Fatih ortaya çıktıktan sonra bu işlemleri gerçekleştirdi.
   Konu farklı boyutlara ulaştı ve iki toplumlu görüşmelerin başlamasını doğrudan etkiliyor. Fakat kendi kendimize karşı samimi olacak olursak görüşmelerin başlamamasının Fatih’in ortaya çıkması ile alakası olmadığını belirtmemiz gerekir. Görüşmelerin yeniden başlamaması, Sayın Anastasiadis’in ve çevresinin Sayın Lute’a devamlı surette “yeni fikirler” sunması, Kıbrıs Türk toplumunun Federal Devletteki yürütme organlarına etkin katılımını ve siyasi eşitliğini tanımaması, bu siyasi oyuna farklı oyuncular katmak suretiyle başka çözümlere yönelmesi ile ilgilidir. 
   Bugün hükümetin siyasi elitinin talaşla iki toplumlu görüşmelerin başlamasını Fatih’in ortaya çıkması ile bağlantılandırma çabasını takip ediyoruz. Peki bu çabası ne derece inandırıcı olabilir? Avrupa Birliği üye devletlerinden Türkiye’yi bu faaliyetlerinden ötürü kınamalarını talep ediyor. Hatta sadece sözlü kınama da yetmiyor, ona bedeli olacak faaliyetler de talep ediyor. Peki bu talep ne denli mümkündür? Yoksa Türkiye karşısında ekonomik önlemler ve yaptırım emirleri yayınlamak dışında farklı düşünceler mi geliştirilmeliydi? Böyle bir politika olası mıdır, yoksa vatandaşların dikkatini başka yöne çekmek üzere sadece içte gösteriş yapmaya yönelik bir politika mıdır? Bunu kısmen başarmıştır aslında, zira muhalefet partileri bu motif çerçevesinde hareket ediyorlar. AKEL bile bu yaklaşımdan sıyrılamadı ve Sayın Anastasiadis’i bu zor duruma düşmeden önce gerekli önlemleri almamakla eleştiriyor. AKEL liderliğinin müzakerelerin yeniden başlaması doğrultusundaki ısrarını küçümsemiyorum ama bugün Fatih ortaya çıktığında Anastasiadis Hükümeti’nin kendi oluşturduğu çıkmazdan kurtulması yönünde herhangi bir fikir önermemiştir. Pek tabii bu durumda şu söylenebilir: AKEL liderliği neden başkalarına ve özellikle de Sayın Anastasiadis ve izlediği politikanın oluşturduğu bir sorumluluğu üstlensin?
   AKEL liderliğinin sadece retçilik ve eleştiri ile sınırlı kalmaması gerektiği, iktidarda olsun olmasın önerileri ve politikası ile yeni yollar açması gerektiği kanısındayım. Kıbrıs Devleti bir felakete sürükleniyor ve kurtarılması için sorumluluk herkesin üzerindedir. Hükümet olsun, muhalefet olsun herkesin... Bu durumda Anastasiadis Hükümeti, sorunun çözümüne yönelik görüşmelere girmemek üzere kullandığı yeni krizin sorumluluğunu taşıyor. İşte bu yüzden muhalefetin rolü daha da büyüktür. Daha büyük siyasi sorumluluklar üstlenmeli, görüşmelerin başlaması için baskı yapmalıdır. Bu spesifik durumda Kıbrıslı Türklerin federal devlette siyasi eşitlik ve etkin katılım haklarını teslim edip görüşmelerin yeniden başlaması için Lute’u rol almaya davet etmek suretiyle Türkiye’yi uluslararası toplumun gözlerinin önüne koyabilirdi. Ayrıca iki toplumlu Hidrokarbon Komisyonu’nun kurulmasını destekleyebilir ve Türkiye’nin cephaneliğini ve argümanını elinden alabilirdi. AKEL beyanatlarla kalmaya devam ederse son tahlilde Sayın Anastasiadis ve çevresinin siyasi oyunda egemen olmasına izin verir. Bu da 1960 devletinin tamamen çökmesine götürür. Bu çöküş ise Kıbrıs ve Kıbrıslıları çok tehlikeli mecralara sürükler.


   Çeviri: Çağdaş Polili
 

YORUM EKLE

banner96