Fatma Hanım, keşke köyü Atlılar’a dönmeseydi…

Lefkoşa’da, ETİ’nin arkasında ‘Kızılay Arkası Göçmen Evleri’ diye bilinen bölgede tanımıştım onu… Bir vesile ile rahmetli Ataç Tanay’ın babası, aynı zamanda bacanağım merhum Kemal, kardeşleri İrfan ve Dr. Saydam Tanay’ın anne ve babaları da orada kalırdı. Hayatta olan tek evlatları Hasip Tanay’a Allah sağlık ve uzun ömür versin. Uğradığım ev ile Fatma Hanım’ın akrabalarının kaldığı evi bir tel ayırırdı. Bir münasebetle orada tanıştık ve sohbet ettik. Aslında beni evdekiler tanıştırmıştı. Yanlışım yoksa, Atlılar köyünden Tavukçu’nun eşiydi ve okullar tatil olduğundan çocuklarını da alarak, Lefkoşa’da akrabalarının yanına gelmişti.  Kaç çocuğu olduğunu bilmiyorum, ama o gün ilkokul çağında veya daha küçük iki kız çocuğunu bahçede oynarken görmüştüm. Başka çocukları olup olmadığını da bilmiyorum.

Uzun süre de akrabalarının yanında kalamazdı ya! Kim derdi, günler, haftalar sonra onu ilk keşfettiğimiz Atlılar köyündeki toplu katliam çukurunda göreceğim diye? O gün, Barış Harekâtı’nın ikinci aşamasının hemen ertesi günü bölgeyi ziyaret ederken, daha doğrusu İskele’den dönüşün söz konusu toplu katliam çukurlarını tesadüfen ortaya çıkarmıştık. Halkın Sesi gazetesinin Yazı İşleri Müdürü olarak, yanıma foto muhabiri Osman Rekor’u da almış ve bir minibüsle Monarga Boğazı’na gitmiştik. Toplu katliam çukurlarını da dönüşün ortaya çıkarmıştık. Minibüste bir Hava Pilot Teğmen ve Türkiye Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Dairesi’nden üç de foto muhabiri ve muhabir vardı.

Üç köydeki toplu katliam çukurlarını nasıl bulduğumuzu daha önceleri de dile getirmiştim. Dönüşün Lefkoşa’da durumu liderliğe aktarmış ve gazetede de yayınlamıştık. Birbirine çok yakın bu üç köyün halkının çocuk-yaşlı, kadın-erkek demeden acımasızca ve vahşice toplu halde katledilmesi olayı üzerine, ertesi günü dünya medyası bölgeye akın etmişti.

Tekrar Fatma Hanım konusuna gelince; Osman Rekor ve diğer meslektaşlarla birlikte, müthiş kokuya karşı burunlarımızı bezle kapatarak küreklerle kazmaya koyulmuştuk. Biraz kazdıktan sonra dehşet bir tablo ortaya çıkmıştı. Korku içinde annelerine sarılan iki bebeği kucaklayan çaresiz bir kadın ve yanındakiler fark edilmişti… Toprağı az daha temizledikten sonra, karşılaştığımız tarif edilemez korkunç manzara karşısında şoke olmuştum. Yanımdakilere, “Ben bu kadını tanıyorum, daha bir süre önce konuşmuştuk” dedim. “Hatırladığım kadarıyla ismi de Fatma’ydı” diye mırıldandım. Başka da konuşabilecek hal kalmamıştı. Katliam çukurunda tanıdık bir simaya rast gelinmesi tarif edilemez bir acıydı. Fatma’nın, tüm köy halkı gibi, otomatik silahlarla taranması ve buldozerin kazdığı çukura kuru bir ağaç dalı gibi atılması karşısında söylenebilecek söz bulmak mümkün değildir.

İşte önceki gün Muratağa ve Sandallar köyünde 14 Ağustos 1974’te şehit edilen ve yapılan kazı çalışmaları sonucu kimlik tespiti tamamlanan 14 şehit askeri törenle son yolculuklarına uğurlandı. Yedisi kız, yedisi erkek 14 çocuğun en küçüğü 4 aylık, en büyüğü de 16 yaşındaydı. Katliamda 46 yıl önce eşini ve 5 çocuğunu kaybeden Bayram Karabudak, çocuklarını defnederken, bir kez daha gözyaşı döktü, ayakta durmakta zorlandı. Emine Reyhan da, 1974 yazında köyde dedesi ve nenesinin yanında kalan oğlu Aziz’i toprağa verirken, katliamda annesini ve kardeşini kaybeden, 1974’te köyün öğretmeni olan Aysel Soykara ise, öğrencilerine son görevini yerine getirmek için törendeydi.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Gürsel Benan, insanın en temel hakkının yaşama hakkı olduğuna vurgu yaparak, 46 yıl önce yaşananların, EOKA terör örgütünün saldırılarının, katliamlarının Türkiye ve Türk askeri sayesinde son bulduğunu söyledi. Benan, gelecek nesillerin kendi bayrağı altında ve vatanında özgür yaşamalarının şehitler sayesinde olduğuna işaret etti. Benan, “İnsanlık tarihine yüzkarası olarak geçen bu olayları unutmadık ve unutmayacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da, yaşanan vahşeti göz önünde bulundurarak, bir anlaşma olmasının şehitlere olan bir borç olduğuna vurgu yaptı ve Kıbrıs’ta adil, kalıcı, sürdürülebilir bir barış olacaksa, bu yaşanan acıların dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

Bu münasebetle 46 yıl önce tanık olduğumuz, yaşadığımız olaylar bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçerken, bazı kareleri sizlerle paylaşmak istedik. Bundan böyle benzeri acılar yaşanmasın dileğiyle.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104