Fethin tamamlandığı gün ve Akdeniz’in fahişesi

1 Ağustos… Çok sıcak, ama ne güzel bir gün bugün... Dinsel bayram içinde milli ve toplumsal bayramlar… Bugün Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinin, TMT’nin kuruluşunun ve KKTC Güvenlik Kuvvetleri’nin yasal statüye kavuşturulmasının yıldönümleri… Eğer 449 yıl önce ecdat yadigârı Kıbrıs’ımız Türk yönetimine geçmese ve adada Türk varlığı başlamasaydı bu topraklarda hiçbir bayram kutlanamayacak ve hiçbir Türk’ün kalp atışı buralarda olmayacaktı…

O nedenle bugün özellikle fetih yıldönümü ve fetihten sonraki gelişmeler üzerinde özetle durmak isterim… Altını çizerim: Bugün aylar boyu süren savaşlardan sonra Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinin tamamlandığı günün yıldönümüdür…

                                                                              ***

Kıbrıs, tarihin üzerinden çağıl çağıl aktığı ve zengin tortularını cömertçe bıraktığı bir Akdeniz medeniyetler üssü… Kimler gelip, kimler geçmedi, ki bu ada üzerinden… Kıbrıs’tan “Akdeniz’in fahişesi” diye söz edilmesi yüzyıllar boyu kucaktan kucağa dolaşmış olmasının bir sonucudur… Antik çağı en dolu biçimde yaşamış, Yeşilırmak (Limnidi) yöresinde coğrafi bölgedeki ilk insan yaşamına kucak açarak mekân oluşturmuş bir Akdeniz beldesi... Yeterince bilinmeyen antik tarihi, bilinen tarihinden çok daha derin… Kıbrıs, bölgesel mitolojinin de ana yurdu sayılır işte bu yüzden… Afrodit’in Akdeniz’in köpüklerinden doğup kendini altın kumlu sahillere vurduğu mitolojik cennet… Yunan mitolojisine ait daha nice öykünün mekânı Kıbrıs adasıdır…

Bilinen en eski tarihinde, bir zamanlar Mısırlıların da ülkesiydi bu ada... Romalı âşıklarının jestiyle Kleopatra’nın mülküne de katılmış bir ada… Daha sonra stratejik önemi belirlenir ve yol geçen hanına dönüşürken, bu yoğun medeniyetlerin ayak izleri altında dillere destan Mısır uygarlığının tüm izleri ne yazık ki silinir... Zaman akıp giderken, Fenikelilerin, Asurluların, Perslerin, Romalıların, Bizanslıların, Emevilerin, Abbasilerin, Templer Şövalyelerinin, İngilizlerin, Cenevizlilerin ve Memlûkların egemenliğine girer Kıbrıs... Lüzinyan egemenliğinden sonra, 1489’da başlayan Venedik dönemine, 1571’de Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu çok şiddetli ve kanlı savaşlarla nokta koyar…

                                                                              ***

Burada bir çırpıda çizilen bu kronolojinin aslında binlerce romana konu olacak yaşanmışlığı ve efsanesi var. Kanuni Sultan Süleyman’la Hürrem Sultan’ın oğlu olan Osmanlı Padişahı İkinci Selim, sarayının haremindeki becerikli ve işveli Ortodoks kadınların etkisindeydi… Bu duygusallığından olsa gerek, adayı egemenliği altına aldıktan sonra, Venedikliler tarafından Katolikliğe zorlanan Rumların Ortodoksluğa özgürce dönmelerine izin verir. Aslında bir Levanten topluluğu oldukları bilimsel araştırmalarla da belirlenmiş olan, ama kendilerini  “Elen” ırkından sayan Rumlar,  Ortodoks ibadetlerini Katolik istibdadın ruhani baskısı altında, ancak gizlice yapabilecek duruma getirilmişlerdi… 

Osmanlı egemenliği adaya gelince,  vergi bağışıklıklarından yararlanabilme adına nice Venediklinin, Katolik’in ve Ortodoks’un Müslümanlığı kabul ettiği bir süreç de yaşanır. İkinci Selim, adada bıraktığı 20 bin askerin yanına Anadolu’dan “sürgün” fermanlarıyla 10 bin kadar esnaf ve zanaatkâr nitelikli Türkmen göndererek adanın yüzyıllardan beri süregelen nüfus yapısını değiştirir. Bunu izleyen yıllarda, Anadolu’da huzursuzluk çıkaran Türkmen aşiretlerinin ve diğer asi kişilerin sürgün yeri genellikle Kıbrıs olur. 28 Mehmet Çelebi’den Namık Kemal’e ve Osmanlı tarihini değiştiren Jön Türklere kadar niceleri Kıbrıs’ta sürgün yaşamını ve kalebentliği tadar.

                                                               ***        

Tarihi boyunca hep yeni olaylara gebe olan Kıbrıs’ın bu fasaryacı özelliği, Osmanlı döneminde de kendini göstermekte gecikmez. 1754’te Kıbrıs’ta Osmanlı tarafından “özerk ulus” olarak kabul edilen Levanten kökenli Rumlar, bunun bedelini Osmanlı’ya ödetmekte gecikmezler… Bunların modern anlamdaki “ulusalcı” uyanışları, Yunanistan’a bağımsızlığını getirecek olan 1821 Mora ayaklanması ile eşzamanlıdır. Kilisenin önderliğindeki cüretli kalkışma, Vali Küçük Mehmet Paşa tarafından şiddetle bastırılır. İsyana öncülük eden Ortodoks papazları “diğer kalkışma heveslilerine ders olsun diye” alenen asılır. Yine de Enosisçi Rumlara yeterli bir gözdağı oluşturmayacaktır bu toplu infazlar…

Kıbrıslı Rumların şifa bulmaz düşlerini oluşturan ünlü “Enosis” ideali “Yunanistan’la birleşme” anlamına gelir.  Bu coşkulu düşünce akımı kendini 1828’den itibaren şiddetli biçimde duyumsatmaya başlar. Ada, o tarihten sonra her dem kan banyolarına gebedir…

                                                               ***        

Kıbrıs, Süveyş Kanalı’na ve Ortadoğu’nun petrol kaynaklarına yakın konumuyla sömürgeci İngilizlerin her zaman ilgisini çekmiştir. “Ah bu adaya bir sahip olsam” hevesi onlar için emperyalist bir ukdeydi…

İngilizlerin beklediği o fırsat 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile doğar... Savaştan Rumeli’yi kaybederek ve büyük tazminatlar ödeyerek çıkan İkinci Sultan Abdülhamit, Kars, Ardahan ve Batum’a giren Rus ordularının geri çekilmesi karşılığında, Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiralar. İngiltere adaya bir “yüksek komiser” atar. Böylece Kıbrıs hukuken Osmanlı Devleti’nin, fiilen de İngiltere’nin olur.

O tarihte adadaki genel nüfus, 46 bini Müslüman Türk olmak üzere 186 bin dolayındaydı… Rumların yanında bir de küçümsenemeyecek oranda Katolik Maronit topluluğu vardı… Onlar, Lüzinyanların Kıbrıs’a mirası… Bu nüfus oranı ileriki yıllarda da aşağı yukarı aynı kalacak ve etnik toplumlar arasında dengeli bir ilişki kurulmasını hep engelleyecektir. Rumlar, nüfus üstünlüğü ve Hıristiyanlık kozlarından Türklere karşı her zaman yararlanırlar… Haçlı zihniyetten açıkça himaye görürler…

                                                               ***

20’nci yüzyılın ilk yarısı Kıbrıs’ta İngilizlerin yönetiminde sakin geçer. Rumlar, 1931’de İngiliz Vali Konağı’nı da ele geçiren bir isyanın kahramanı olsalar da, yeterince örgütlenip güçlenemedikleri için  Yunanistan’la birleşme düşlerini denetim altında tutarlar. Ama yüzyılın ikinci yarısında cehennem günleri tetiklenir. Rumlar, 1951’deki, Kilise ve AKEL organizasyonu ENOSİS plebisitinin arkasından, 1955’te Yunanistan’ın desteğiyle EOKA terör örgütünü devreye koyarlar. Ve Kıbrıs’ın çok hareketli, zengin tarihi yeni bir aşamaya girer…

O aşamayla ilgili düşüncelerimizi ilerideki yıl dönümü yazılarımıza bırakarak, bugün Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinin ve diğer önemli toplumsal hamlelerimizin yıl dönümlerini coşkuyla kutlayalım… Sayıları binlerle telaffuz edilen tüm Kıbrıs şehitlerimizi de saygı ve minnetle anarak…

Kıbrıs’ın Türkler için kalıcı vatan olarak korunması hiç de kolay olmadı ve de bundan sonra da olmayacak… Akdeniz’in uslanmaz fahişesi, emperyalist ve yayılmacı düşleri kışkırtmayı sürdürüyor…

 

YORUM EKLE

banner75