Gazeteci halkına, ülkesine ve vicdanına taraf olmalı…

Medya camiamızın çilekeş mensupları çeşitli görüş farklılıkları olsa da bugün bir kez daha geleneksel Basın Günü’nün atmosferinde zor mesleklerinin coşkusunu hep birlikte yaşayacaklar… Bugünün bir başka özelliği de “medyamızın amiral gemisi” olduğu hiç kuşku kaldırmayan gazeteniz “KIBRIS”ın doğum gününü simgelemesidir…
   Bu çok özel günün asıl güzelliği nedir bilir misiniz?.. Medya düşünce dünyasındaki meslektaşlara, farklı görüşlere taraf olmalarına karşın muhabbetle kucaklaşabildikleri bir kutlama ve bayramlaşma platformunu sunabilmesidir… Her yayın organı, her gazeteci mutlaka taraftır… Ama taraf olmak, mesleğin asgari müştereklerinde buluşmaya engel oluşturmaz…
                                                                              ***
   “Gazeteci tarafsız olmalıdır” sözü, bildiğimiz anlamda modern dönem gazeteleri kurulduğundan bu yana uydurulmuş en büyük yalanlardan biridir. Bir gazetenin, dolayısıyla da bir gazetecinin tarafsız olabilmesi asla mümkün değildir… Hele bizim gibi parti, siyaset, ideoloji ve sermaye gazetelerinin yayın yaşamının vazgeçilmez organlarına dönüştürüldüğü bir ülkede…
   Gazetecilik mesleğinde “tarafsızım” demek olanaksızdır. İnandırıcılıktan uzaktır... Meselâ içinde bulunduğumuz netameli coğrafyadan güncel bir örnek: Gazetecinin “tarafsızım” demesi ABD’nin “Hem İsrail’e hem de Filistin’e eşit mesafede yaklaşıyoruz” yollu açıklamaları kadar samimiyet ve ciddiyet dışıdır…
   Bugüne dek tarihin gördüğü bütün gazeteler taraflıdır… Bir yayın organı taraf olabilmek için vardır… Tuttuğu o tarafı savunmak ve yüceltmek için vardır… Bu amaçla devreye konulmuştur yayın organı… Gazeteciler de meslekleri gereği güncel gelişmelerle yoğun bir şekilde ilgilenen insanlar olarak kendilerini bir tarafa yakın hissederler hep...
                                                                              ***
    Ama bir gazeteci, bir köşe yazarı taraf tutan bir gazetede çalışsa da, objektif olabilir… Haberini ve yorumunu yazarken sağlam kaynaklardan yararlanmaya özen gösterebilir… Dilinin düzgünlüğünü ve temizliğini ön plana alabilir… Yalana – dolana hiç, ama hiç itibar etmeyebilir… Okuyucu ve kamuoyu nezdinde inandırıcı ve saygın olabilmek için bu saydıklarım şarttır… Bu şartlara bağlı kalabilenler medyatik yaşamda ve saygın bir ortamda uzun ömürlü olabilirler…
   Gazete yönetimleri köşe açtıkları yazarların dünya görüşlerini, siyasal ve ideolojik eğilimlerini elbette ki bilirler… Onları bu bilinçle kadroya almışlardır zaten... O nedenle dünya görüşleri çerçevesinde kaleme aldıkları yorumlarına gazete yönetimi pek dokunmaz… O yorumlar belirli hedef kitlelere hitap eder ve o kitleler de gazetenin okuyucusu, yani müşterisidir… Kitle gazeteciliğinin yapılabilmesinde değişik görüşteki köşe yazarlarının farklılıkları önemli rol oynar…
   Ne ki, işte bu bağlamda haberciler köşe yazarları kadar özgür ve şanslı sayılmazlar… Hepimizin bildiğidir: Bir haberin muhabir tarafından yazılışından, yazı işleri masasına ulaşmasına, oradan da gazete sayfasında yer bulmasına dek geçen süreç, hem bu sürecin parçası olan gazetecinin, hem de yayın organının çizgisinin diline uydurulur... Ve bu çizgi her zaman belirlenmiş bir “taraf”ta durur… Haberin gazetedeki sunumu, başlıkları ve spotları o durulan tarafa göre şekillenip belirlenir…
   İşte bu koşullar altında habercinin de, köşe yazarının da hiç ödün vermeden itibar etmesi gereken tek duruş ve tek ilke vardır… O da, ülkesinin ve halkının esenliğidir… Gazeteci her şeyden önce ülkesinin ve halkının yüce çıkarlarına ve vicdanına taraf olmalıdır kişi olarak… Bu erdem başarıldığı sürece kadrosunda olduğu yayın organı hangi tarafta olursa olsun, gazetecinin ürünü olan satırlar asaletini ve gücünü mutlaka duyumsatır…
   Böylesi özel bir günde, medyamızın bu aşamalara ulaştırılmasında paha biçilmez emekleri olan ve şimdi aramızda bulunmayan tüm meslektaşlarımızı da şükran ve saygıyla anarım… Bugünün coşkusu yaşanırken onların aramızda olan aziz ruhları da şad olsun…

 

YORUM EKLE

banner107

banner96