Geçen hafta döviz niye yükseldi

Döviz kurları, TL karşısında son 1 ayda hızlı bir şekilde düşüş yaşamış ve son 7 ayın en düşük seviyelerini görmüştü. TL’nin döviz karşısında yaklaşık yüzde 20 değer kazanması ile, dolar 7 TL, Euro 8 TL, sterlin de 10 TL’nin altına gerilemişti.
Türkiye de ekonomi yönetiminin değişmesiyle birlikte, maliye ve para politikalarında değişikliğe gidilmiş, TL faizlerinin de enflasyon üzerinde artmasıyla birlikte TL, gelişmekte olan ülke paraları içinde en fazla değer kazanan paralardan biri olmuştu.
Fakat, geçtiğimiz hafta boyunca, TL, döviz karşısında yaklaşık yüzde 8 düşüş yaşayarak, gelişmekte olan ülkeler arasında değer kayıpları açısından en fazla etkilenen para birimi oldu.
Geçen hafta, KKTC döviz kurları da, dolarda 7.47, Euro da 9.10 ve sterlin’de 10.51 seviyelerini görmüştü. Dünden itibaren, Türkiye büyüme rakamlarının olumlu gelmesi ile, bir miktar geriledi.
Türkiye’ye 5 milyar dolarlık portföy girişi, 15 milyar dolar swap ile gelen sıcak paraya rağmen, dövizin düşüşü uzun sürmedi. Kurların yeniden dalgalanmaya başlaması hem Türkiye’de hem de dövizin oldukça yoğun kullanıldığı KKTC’de tedirginlik yaratıyor.

TC Merkez Bankası kasım ayından bu yana, 675 baz puan faiz artırdı. Bunların yanı sıra, kredi derecelendirme kuruluşu Fitch de Türkiye’nin kredi notunu BB- olarak teyit ederken, not görünümünü de negatiften durağana çevirdi.
Bütün bunların yanında, Moody’s de büyüme tahminlerini yukarı doğru revize etti. Fakat, bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, döviz kurları yeniden yükselmeye başladı. Peki, kurlar neden çıkıyor?
Gelelim son 1 haftada döviz artışının nedenlerine;
Özellikle dolar kurunun 1 haftada 6,90’dan 7,50’ye yükselmesinin en önemli nedenlerinden birinin küresel piyasalarda ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinin 1,10 seviyelerinden 1,70 seviyelerine yükselmesi olduğunu söyleyebiliriz.
ABD de enflasyon riskinin artması ile, 10 yıllık tahvil faiz getirilerinin beklenmedik bir şekilde son 1 yılın en yüksek seviyesine çıkması sonrası, gelişmekte olan ülke para birimlerinin genelinde değer kaybı yaşanmasına yol açtı.
ABD tahvillerindeki yükselişin devam etmesi, TL cinsinden yatırım araçlarını olumsuz etkilemektedir. Zira, yabancı yatırımcılar da orayı tercih edebilirler. Ayrıca, ABD ekonomisindeki canlanma belirtileri ve uzun vadede enflasyonun düşük seyretme beklentisi de, küresel düzeyde dolara olan talebi de yüksek tutuyor.
ABD’de yaşanan bu gelişme, Türkiye gibi 435 milyar dolar dış borcu olan, ve aylık 3 milyar dolar cari açık veren bir ülkede çok daha fazla etki yapıyor. Uzmanlar, yüksek cari açık, yüksek dış borç, bütçe açığı ve siyasi risklerin, Türkiye’nin risk primini yükselttiğini ve TL’yi kırılgan hale getirdiğini vurguluyor.
Öte yandan, Türkiye Merkez Bankası’nın piyasada TL sığlığı sağlama amacıyla, faiz politikası ile uyumlu, tamamlayıcı bir adım atarak sıkılaştırıcı, dövizin artmasını durdurmak için bir hamle yaptı.
Nitekim, Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık açıklamasında da, yapılan artışın temel amacının, fiyat istikrarına yani enflasyonun dizginlenmesine yönelik olduğuna vurgu yapılıyordu. Ancak, zorunlu karşılık oranlarında artışa gidilmesi de TL’ye olan talebi olumlu etkilememiş ve dövizdeki artışı durduramamıştır.
Oysa, dövizi alevlendiren enflasyon için plan, program, reform gibi adımlar atmak şart. Enflasyon aşağı çekilirse, faizler ve kurda da aşağıya gidiş sağlanır. Ama, bunun için, ayni anda her kesimde etkin adımlar atılırsa, enflasyon aşağı çekilebilir.
Bunun yanında, TL’deki değer kaybında iç siyasi söylemlerde etkili oluyor. TC Merkez Bankası rezervlerinin son iki senede 128 milyar dolar azaldığına ve çok düşük düzeyde olduğuna dair tartışmalar ve Türkiye’nin kredi riski priminin yüksek seyretmesi de, uzmanlara göre piyasalarda olumsuz bir baskı yaratıyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise, yüzde 17 seviyesindeki politika faizinin beklenen enflasyona göre gelişmekte olan para birimleri arasındaki en yüksek reel faizlerden biri olması da, TL’deki sert değer kayıplarına rağmen yine de ileriye dönük bir avantaj olarak görülüyor.
Ancak, yüksek faizin hâlâ ülke yönetiminde tartışma yaratmaya devam etmesi ise, TL’nin güçlenmesini baskılayan bir etken olmaya da devam ediyor.
Türkiye’deki aşılama süreçlerinin hız kazanmaması ile birlikte, pandeminin uzaması, Türkiye’nin ABD ile S- 400 gerilimi ve AB ile ilişkileri de piyasaların yakın takibinde bulunuyor.
Dün itibarı ile açıklanan, Türkiye’deki büyüme rakamlarının olumlu gerçekleşmesi ve 2020 yılını büyüme ile kapatan ender ülkelerden biri olması, Türkiye ve bizdeki döviz kurlarını bir miktar geriletti. Ancak, bir başka realite de, Türkiye’de halen döviz mevduatları miktarı yüksek seyrediyor. TL’ye geçiş eğilimi şu anda pek yüksek görülmüyor. Bu da elbette piyasalara güvenle alakalı bir şey.
Sonuç olarak, kurlarda ilerleyen dönemlerde neler olabilir diye öngörüde bulunmak gerçekten çok zor. Ancak, TL’nin döviz kurları karşısındaki durumunu, ağırlıklı olarak Türkiye Merkez Bankası’nın faiz kararı ve yükselmekte olan enflasyon ile, ABD’nin 10 yıllık tahvil faizlerinin seyri ve Türkiye’nin ABD, AB ve bulunduğu bölgedeki siyasi, konjonktürel ilişkileri ve Türkiye iç politikasındaki gelişmeler belirleyecektir.

 

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75

banner88

banner110

banner104