‘Geçmişte neyimiz vardı ki?’ diyerek geleceğe yürürken…

Dünyada olduğu gibi, kendi ülkemizde de sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Herkesin beklentisi kapanmanın sona ermesi, özlenen açılmanın başlamasıdır. Başa musallat olan şu Koronavirüs (Covid-19) musibetinden kurtulabilmek için herkes dua ediyor. Duanın ötesinde tedbir de alıyor. Ancak süreç uzadıkça sıkıntılar da artıyor, insanlar birbirlerini kırmamak için kendilerini zor tutuyorlar. Hatta çoğu kez kırıyorlar da! Sonuçta da nice olumsuzluklar yaşanıyor, sinirler iyice geriliyor. Ha patladı, ha patlayacak derecesinde!

Yalnız bizde mi bu yaşananlar? Değil. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile çok daha fazla! Öyle olmasına rağmen, küçük bir toplum olarak, şu darboğazı geçene kadar birbirimizi kırmamaya, üzmemeye özen gösterebiliriz. Hani ‘seçimden sonra da yüz yüze bakacağız’ derler ya, Korona’dan sonra da yüz yüze bakacağımıza göre, ‘Ne bu hiddet, bu celal?’ demeden kendimizi alamıyoruz. Karşılıklı suçlamaları bir yana bırakın ve düze çıkabilmenin yollarında omuz verin. Ufak tefek, önemsiz şeylerle uğraşmayın. Çünkü toplum bundan kazanç sağlamaz.

Mesela CTP, BRT’ye uyarıda bulunmuş, BRT Müdürü Meryem Özkurt da, CTP’nin eleştirilerine yanıt vererek, “bir hata yapıldı ve düzeltildi” demiş… CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman da, “Başbakan Saner ülkeyi yönetemedi, kaosa soktu” derken, Ersan Saner de, Erhürman’ın başbakanlığı döneminde sıkıntıdan başka bir şey yaratmadığını ifade ederek, ‘gölge etmeyin yeter’ deyivermiş…

Geçin bunları. Sonuçta hükümet, hükümetliğini, muhalefet de muhalefetliğini bilecek. Öyle de didişmenin zamanı mıdır şimdi? Bu zor süreçte elbette devletin yapması gerekenler vardır. Sektörlerin yanında, vatandaşını da düşünmek zorundadır. Özellikle de geçim derdinde olan, yarın sofraya neyi koyacağını bilemeyen insanların derdine derman olmak gerek. Mesela esnafa kredi, bakanlıklara da bütçeden tasarruf yapmaları gerektiğine ilişkin kararları yerinde buluyoruz. Ancak yeterli mi diye soracak olursanız, cevabımız ‘elbette değildir’ olacaktır. Ancak olanaklar ölçüsünde sektörlere ‘can suyu’ verilmesi, en azından dayanma gücüne güç katar, çarkların yavaş da olsa dönmesini sağlayabilir.

Bunun yanında üniversite öğrencilerinin geliyor olması da bir başka olumlu adımdır. Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Olgun Amcaoğlu, ek seferlerle üniversite öğrencilerinin ülkeye getirilmesinin önemine dikkat çekerken, öğrencilerin nisan başına kadar gelerek mezuniyetlerini tamamlamalarını istediklerini kaydetti.

Bir yerde eğitimin çarklarının da yavaşça dönmeye başladığını görmek memnuniyet vericidir. Demek istediğimiz dün başyazıda da vurgulandığı gibi, geçmişte yaşanan sıkıntıları anımsayarak, bugün geldiğimiz noktayı da bilerek, ona göre davranmak zorundayız. Şimdilerde örneğin sağlık konu edildi mi, yerden yere vuruyoruz, insafsıca eleştiriyoruz. Halbuki gerçeği ifade etmek gerekirse, sağlık sektöründe hangi ülkenin sınıfta kalmadığını soracak olursak, ne cevap verileceğini tahmin edebiliriz. Kendilerini dev aynasında gören ülkeler bile Covid-19 salgınında sınıfı geçmiş değillerdir. Hele AB üyesi İtalya, ispanya, Fransa gibi ülkeler, hatta İngiltere ve diğerlerinin sağlık sektöründe ne denli hazırlıksız ve yarım yamalak olduklarını dünya alem de gördü ve notunu verdi.

Buna karşın Türkiye de sınıfta kalmadı, KKTC de! 21 Aralık 1963’de ENOSİS yüzünden toplumlararası çatışmalar başladığında neyimiz vardı? Hastanemiz bile yoktu. Kaç tane hellim-peynir fabrikamız vardı? Eylence’de (Rumlar ‘Ağlanca’ diyor) bir Türk girişimcinin peynir fabrikası açmasına her defasında Makarios yönetimi karşı çıkmış, en nihayet dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Küçük’ün masaya elini vurarak, ‘yeter artık, iş yapmak isteyen Türklerin önünü tıkamayınız’ demesi üzerine Kıbrıslı Türk yatırım izni alabilmişti. Dahası o dönemde kaç tane yoğurtçumuz vardı, kaç tane galerimiz vardı, kaç tane otelin sahibiydik? Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Nerden nereye geldiğimizi bilelim ve ambargolara rağmen geldiğimiz noktayı da inkâr etmeyelim, hor görmeyelim.

Geçmişin acılarını, zorluklarını ve imkânsızlıklarını unutmadan, şimdiki geniş olanaklarla parti ayırımı yapmaksızın aydınlık günlere doğru hep birlikte yürüyelim. Selamete ancak böyle çıkabiliriz.

 

  ***

Lefkaralı Feriha Egemen ve Baflı Akdağ

Gazimağusa’dan bir çınar daha göçtü. Aslen Lefkara köyünden olup, uzun yıllardan beri Çayırova ve Mağusa’da ikamet eden, Egemen ailesinin çınarı, iyi insan Feriha Egemen dün Gazimağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Feriha hanım birçok torun ve torun çocukları sahibiydi.

Evlatları Emin-İlkay Egemen, Aysel-Adnan Özyürek, Hayriye- Mehmet Tamkan, Aliye-Hasan Mahmutlar, İbrahim-Meril Egemen, Raif-Tuğçe Egemen, ayrıca torunları ve torun çocukları, “Acımız büyüktür. Tüm dost, akraba ve sevenlerine üzüntü ile duyurulur. Onu hiç unutmayacağız. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun” dediler.

Bu arada Güzelyurt’un sevilen simalarından, iyi insan Mehmet Akdağ dün Yuvacık’ta defnedildi. Mehmet Akdağ aslen Baflı olup Güzeyurt’ta ikamet etmekteydi. Eşi Carolina Akdağ, kızı Buse, oğlu Sergen Akdağ ve ailesi, ayrıca kız kardeşi ve eşi Pembe-Efrahim Keskin, Ayşe Akdağ, kardeşi Hakan Akdağ, yeğenleri Ali ve Kemal Keskin, Feriha ve Dilara Çiçek, sonsuz acılarını tüm dost, akraba ve sevenleri ile paylaşırken, nur içinde yatması ve mekânının cennet olmasını temenni ettiler.

Öte yandan Kıbrıs Türk iş yaşamının unutulmayacak ismi, duayeni Tankut Tevfikoğlu’nun vefatı üzerine başsağlığı mesajı yayınlayan Sevim-Memduh Erdal ve Ailesi şunları vurguladı: “Değerli dostumuz, torunlarımızın kıymetli dedesi Tankut Tevfikoğlu’nu kaybetmiş olmanın derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet dileriz. Değerli eşi İnci Hanım başta olmak üzere, kızları, damatları ve torunlarına, ailemiz adına başsağlığı diler, tüm sevenlerine sabır temenni ederiz.”

YORUM EKLE

banner111

banner75