Geçmişte sigara fabrikasından hastane yaptığımızı unutmadık

   Dün bir vesile ile Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne uğradım. Sırası düştü mü, cumhurbaşkanından tutun da, sokaktaki vatandaşa kadar herkesin uğrak yeri. Adı üstünde. Devlet Hastanesi… Devletini inkâr edenlerden ya da küçük düşürenlerden değiliz. Her şeye rağmen ve her koşulda sahip çıkmasını bilenlerdeniz. Eminiz, toplumun ezici çoğunluğu da böyle düşünmektedir.

   İnsanın başı ağrısa, bileği bükülse doğal olarak aklına hemen hastane gelir. Hani her zaman ‘İşin başı sağlık’ derler ya!

   Kıbrıs Türk toplumu olarak, bizler 1963 sonlarında toplumlararası çatışmalar başladığında iki gün içinde hastane kuranlardanız. Surlar içinde, Kuru Çeşme’de eski bir tütün fabrikasını alelacele hastaneye dönüştüren insanlarız. Ne şimdiki kadar doktor vardı o dönemlerde, ne de hemşire ve hastabakıcı! Parmakla sayılacak kadar azdı. Şimdiki Covid-19 salgını nedeniyle canla başla çalışan sağlık ekibinin yaptığı fedakârlıkları unutmuş değiliz.

   21 Aralık 1963’te, adayı Yunanistan’la birleştirme ve Kıbrıs’ta bir ‘Elen Cumhuriyeti’ kurmak için silaha sarılan Rumlar, ortaklığı tek taraflı olarak feshettikleri gibi, Girit faciasını burada da tekrarlamak istemişlerdi. Söz konusu tarihten itibaren Türk memurlar devlet dairelerine gidemedikleri gibi, ortak kullanılan Genel Hastane’de görevli doktor, hemşire ve hastabakıcılar da işlerine gidememişlerdi. Düşünün siz, o günkü koşullarda Kıbrıs Türkü bir hastaneden mahrumdu. Genel Hastane Rum kesiminde kalmıştı…

   Ve o dönemde, mermilerin yağmur gibi yağdığı günlerde sigara fabrikasını hastaneye dönüştürdük. Allah rahmet eylesin Dr. Kaya Bekiroğlu, Dr. Mustafa Erbilen ve daha niceleri sabahlara kadar uykusuz görev başındaydılar. O günlerde hizmetin nasıl yapıldığını en iyi bilenlerden biri de Allah sağlık ve uzun ömür versin, Dr. Ayten Salih Berkalp’tir.

   Kısa keselim. Diyeceğimiz şu: 1963 sonu ‘Kanlı Noel’ ile birlikte başlayan çatışmalarda iki günde hastane yapan bu toplum, bugün bir pandemi hastanesi yapmaktan aciz hale mi geldi diye düşünmeden edemiyoruz.

   Bir vesile ile dün hastanede idim. Her bölümde yoğun bir insan kalabalığı… Park yerleri dolu… Doktorlar, sağlık görevlileri arı gibi çalışıyor. Sırada bekliyor millet. Ayaktan Tanı Merkezi, ‘Karantina Merkezi’ne dönüştürülmek üzere boşaltılıyor, oradaki hastalar da Gazimağusa Devlet Hastanesi’ne naklediliyor. Göğüs Hastalıkları Bölümü darmadağın! Göz Hastalıkları Birimi önünde de kuyruklar… Nerde kuyruk yok ki!

Koronavirüs (Covid-19) çıkmadan önce yapılan istatistiklerde, bu ülkede en fazla ölümün kanser ve kalpten olduğu vurgulanmaktaydı. Bunlara bağlı olarak daha nice hastalıklar listede sırayla yerlerini alıyorlar. Yani şimdi Covid-19 çıktı diye bu hastalıklar stop mu etti? Çeşitli hastalıklardan hayatını kaybeden yok da, sadece Covid-19’dan mı var? Allah aşkına güldürmeyin insanı.

   Allaha şükür, bazı tedaviler için insanımız eskisi gibi Türkiye’ye de gönderilmiyor. O işleri burada yapabilecek doktorlarımız var. Yalnız devlet hastanelerinde değil, özelde de! Örneğin YDÜ Hastanesi ile Mağusa ve Girne’deki özel hastaneler de birbirinden değerli doktorları barındırıyor. Kısacası sağlık turizmi için de her şeyimiz hazır. Ama bir pandemi hastanemiz yok. Yok oraya kurulsun, yok buraya kurulsun diye her kafadan bir ses ve her gün alınan değişik kararlarla nereye varılabilir? Yaz-bozlarla halk üzerinde güven sağlayabilir misiniz? Bu tür çelişkili kararlar devlete sahipliği de zedeler. Geçmişte büyükelçilerden biri, bir vesile ile doğru bir laf etmiş, “Sizde erken karar verme iradesinde bir noksanlık mı var?” diye sormuştu.

   Covid-19 dünyayı kasıp kavururken, ikinci dalgadan söz edilirken, Rum tarafı sarı alarm verirken, bizim hâlâ bir pandemi hastanesinden yoksun olmamız kabul edilebilir değildir. Bu konuda uygun bina mı yok? Biz, öyle bir toplumuz ki, 1974 savaşından sonra Rumlardan dünya kadar bina kalmasına rağmen, birçok bakanlıklar yıllarca kiralık binalarda hizmet vermeye çalıştı.

   Mesela NET Holding Yönetim Kurulu Başkanı Besim Tibuk, geçenlerde yöneticilere bir teklifte bulunmuş ve 45 odalı tam donanımlı bir otelini pandemi hastanesi olarak kullanılmak üzere para pul istemeden verebileceğini söylemişti… Ona göre 5 dakikada bir sözleşme yapılır, imzalar atılır ve birkaç gün içinde devreye konulabilirdi. Ha illa ki Lefkoşa’da isterseniz o ayrı mesele. İşte Fuar Alanı ve daha nice yerler… Şu veya bu nedenle söz konusu oteli almak istemezseniz, alternatifler çok. Yeter ki önce kesin kararı verin, iradenizi ortaya koyun.

   Geçmişte iki günde hastane yapan ve birbiri ardına gelen yaralıları tedavi etmeyi başaran bu toplum, şimdi her türlü olanağa sahip iken bir pandemi hastanesi yapmaktan aciz midir?

YORUM EKLE

banner75