Geçtiğimiz haftanın siyasi postasının getirdikleri

-Geçtiğimiz hafta 5/5/2019 tarihinde hayatımda ilk kez Luricina köyüne gittim. Öylesine gitmedim aslında. Dostum Emin Akkor isteğime olumlu yanıt verdi. Elbette o bölgeye gitmemin sebebi daha ziyade ikinci köyüm olan Piroi köyünden geçmekti. Lefkoşa’dan daha güneye doğru kaçarken Türk birliklerinin oraya varmayacaklarını umut ederek Piroi bölgesinde bulunmuştum. Teyzem Yatrena’nın (ona öyle seslenirdik, adı Andorniki idi) evine gittim ama Ahna Ormanı’na yetişmek üzere çok kısa sürede oradan ayrıldık. Piroi zamanla tamamen yıkıldı, evler adeta yok oldular. Büyük hayal kırıklığı yaşadım ama en azından merakımı gidermiş oldum. Luricina’da tespit ettiklerim de Piroi’de gördüklerimden pek farklı değildi. Evler terk edilmiş ve yıkılmış durumda… Bölgenin askeri bölge olarak ilan edildiğini biliyordum ama köy sakinlerinin büyük bölümünün köylerinden koptuğunu bilmiyordum. Birçok sakin Lisi’ye taşınmış, az sayıdaki sakin ise köyde mahsur olarak kalmış ve Türk birliklerinin mevcudiyetinden doğan tüm sınırlandırmaları yaşamıştır. Köye giriş ve çıkış sıkı şekilde kontrol ediliyor ve Kıbrıslı Rumlar içinse bölge yasaktı. İki yıldır Türk ordusu oradan çekilmiş durumdadır ve Kıbrıslıların gidiş gelişleri serbest bırakılmıştır. Bu yıl köyde ikinci kez kültürel festival düzenlendi ve biz oradaydık. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin halk oyunları, Türkçe ve Yunanca şarkılar her taraftan duyuluyordu. Yunanca konuşmalar da her tarafta vardı. Hakikaten tam anlamıyla bir iki toplumlu panayır vardı. Belediye Başkanı’nın -kendisini tanımıyorum- kendi belediyesi ile sınır komşusu olan Piroi, Athienu ve Ağlanca belediye başkanlarını davet edip etmediğini bilmiyorum. Piroi kapısının açılması ile ilgili görüşmek üzere güzel bir fırsat olurdu. Piroi kapısının açılması her iki topluma da rahatlık getirecektir. BM Genel Sekreteri Sayın Guterres’in raporunda sivil toplumun daha büyük bir rol oynaması ve iki toplum liderliğini bu doğrultuda teşvik etmesi gerektiğine değindiğini unutmayalım. Günün sonunda liderlerden çıkıp ülkenin yeniden birleşmesini yaşayacak olan halktır. Dostum Emin Akkor’a ve eşi Eda’ya bu güzel arkadaşlıkları için açık olarak teşekkür etmek isterim. Bu kişiler iki toplumun bir arada yaşamasına ve yeniden birleşmeye inanan iki iyi arkadaştırlar.
   -Sevgili okurlar, sizleri bilgilendirmek istediğim ikinci mesele Milli Muhafız subayı Nikos Metaksas’ın işlediği cinayetlerdir. Yalnızca yabancı kadınları katletmesinin yabancı düşmanlığı duyguları tarafından esir alınması ile ilgili olduğunu sanmıyorum. Esas neden, devletin oturttuğu sistemin bu gibi faaliyetlerin anlaşılmamasına olanak sağlamasıdır diye düşünüyorum. Başka bir şekilde söyleyecek olursak, çalışmak ve ailelerini korumak üzere Kıbrıs’a gelen Asyalı ve diğer uyruklu kadınlar tüketilebilecek kişiler olarak görülüyorlardı. Öte yandan, “işgal bölgelerine kaçtıkları” bahanesiyle polis kayıp olarak açıklananların akıbetini araştırmıyordu. Dolayısıyla, sistem kökünden değiştirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir. Bunun olup olmaması şüpheli olarak görülebilecek bir durumdur zira liderlik ve kamu sektörü “anti” his tarafından işgal edilmiş durumdadır. Bu “anti” hislerin etkisiz hale getirilebilmesi için Kıbrıs Rum toplumunun eğitim sistemi yeniden kurgulanmalı, tarih kitapları değiştirilmeli, gençlik kiliseden kurtarılmalıdır. Bunlar zor sorunlardır. Mevcut hükümet ve mevcut yapısı ile çözülmesi ve yeni programların uygulanması mümkün değildir. Düşünsenize, Eğitim Bakanı ELAM ile aynı ülküye sahip olduğunu ve Helen Hıristiyan eğitimi ile ilgili olarak ELAM’ın vizyonunu paylaştığını beyan ediyor. 

 

YORUM EKLE