Gençlik ve zaman, en kıymetli sermayedir

Gençlik çağı, ilim ve sanat öğrenilecek, tecrübe kazanılacak en kârlı zamandır. Gençlerimiz bu zamanın kıymetini bilmeli, bu fırsatı elden kaçırmamalıdır.

 

Sevgili gençler! Gençlik çağı, hatalara daha kolay düşülebilen ve çeşitli kötülükleri işlemeye elverişli bir zamandır. Böyle bir zamanda kötü arzulardan kaçarak iyi işler yapmanın mükâfatı çok büyüktür. İhtiyarlıkta dünya zevkleri azaldığı, güç-kuvvet gittiği, çeşitli arzulara kavuşma imkânı ve ümidi kalmadığı zamanda pişmanlıktan ve âh etmekten başka bir şey olmaz. Çoklarına bu pişmanlık zamanı da nasip olmayabilir.

Aziz gençler! Gençlik çağı, ilim ve sanat öğrenilecek, tecrübe kazanılacak en kârlı zamandır. Gençlerimiz bu zamanın kıymetini bilmeli, bu fırsatı elden kaçırmamalıdır. Mutlaka yüksek tahsil yapmalı ve milletine faydalı ve yararlı bir kimse olarak yetişmelidir. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da, ilim öğrenmeye ve yararlı işler yapmaya elverişli vakit bulunamaz. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, hâlsizlik zamanında faydalı iş yapılamaz. Bir genç, güç ve kuvveti yerinde iken, mazeretsiz bugünün işini yarına nasıl bırakabilir? Gençlik günlerinizi, asla boş ve lüzumsuz şeylerle öldürmeyiniz. Kötü arkadaşlardan daima kaçınınız. Onları kendinize dostlar edinmeyiniz. Bütün fenalıkların başı, kötü arkadaştır. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerimde, (Ey iman edenler! Allahtan korkunuz ve daima sâdıklarla, iyi kimselerle beraber olunuz!)  buyuruyor.

Gençlik zamanı çabuk gelip geçtiği gibi, dünya hayatı da çok kısadır. Bu kısa zamanda dünya ve âhiret mutluluğunu kazanacak faydalı işler yapmaya ve faydalı ilim öğrenmeye çalışmalıdır.

Gençler! Dünya zevklerine çok düşkün olmayınız ve ölümü hiç unutmayınız! Sıhhatinize ve gençliğinize aldanmayınız. Ölümün her an geleceğini düşünmeli ve sıhhatin, gençliğin ölüme mâni olmadıklarını unutmamalıdır. Çocuklardaki ve gençlerdeki ölüm sayısının yaşlılardaki ölüm sayısından çok olduğunu istatistikler göstermektedir. Çok hastaların iyi olup yaşadıkları, çok sağlam kişilerin çabuk öldükleri her zaman görülmektedir. Ölümlü bir dünyada yaşıyoruz. Ölümü çok hatırlamanın faydalarını, aklımızdan hiç çıkarmamalıyız. Hadîs-i şerîfte, (Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve âhirete zararlı olan şeylerden sakınmağa sebep olur) buyuruldu.  Eshâb-ı kirâmdan Bera bin Âzib “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki: "Bir cenazeyi götürdük. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), kabir başına oturdu. Ağlamaya başladı. Mübarek gözyaşları toprağa damladı. Sonra, (Ey kardeşlerim! Hepiniz buna hazırlanınız)  buyurdu.” Ve yine buyurdu ki: (İnsanlara vâiz olarak ölüm yetişir. Zenginlik isteyene, kazâ ve kadere iman etmek yetişir.)

Dünyada çok yaşamayı değil, sıhhat ve âfiyet ile yaşamayı istemelidir...

**

Sorumluluk bilincine sahip olmak

 

Güneş, ısı ve ışık kaynağı olmasıyla anlam kazanır. Yeryüzünün en güzide varlığı olarak yaratılan insanı anlamlı kılan da İlahi Kudret tarafından ona birtakım sorumluluklar verilmesi, onun mükellef derecesine yükseltilmesidir.

İnsan, hayata adımını attığı andan itibaren sorumluluk bilincini üstlenir. Bu bilinç, insanın varoluş gayesinin esasını oluşturur; yaratıcıyla, varlıkla, toplumla, kendisiyle olan ilişkisini belirler. “İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, prensipleri, sorumlulukları ve inançlarıdır.” diyen Albert Einstein, sorumluluğun önemine dikkat çeker.

İnsan olarak bize düşen, toplumun bizden beklediği tutum ve davranışların farkında olarak üzerimize düşen görevleri yerine getirmektir. “Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. ‘Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.’ denilecektir. Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır…” (İsrâ, 17/13-15.) ayetinde olduğu gibi Kur’an bizlere sorumluluklarımızı sık sık hatırlatmakta, bir yandan omuzlarımızdaki yükün ağırlığı ve ciddiyetine işaret ederken diğer yandan sorumluluklarımıza uygun davranmanın gereğine dikkat çekmektedir. Yalnız unutmamak gerekir ki insan, ancak gücü yettiği kadarından sorumludur. İnsana yüklenen sorumluluk onun imkân ve kabiliyetleriyle doğru orantılıdır.

Sorumluluklarımızın en önemli boyutunu, Allah’a karşı sorumluluklarımız oluşturmaktadır. Çünkü yaratılış gayemiz, Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği gibi O’na kulluk etmektir. Yüce Allah, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyurmuştur (Zâriyât 51/56.). Rabb’imize karşı sorumluluğumuz; onun emir ve yasaklarına uymak, rızasına uygun yaşayan bir kul olmaktır. Zira O, bizi kendisine ibadet edelim diye yaratmıştır. İbadetler yaşamın her alanını kuşatır; bireye, bütün varlıklara karşı sorumlu olduğunu fark ettirir. Birey, ibadet etmekle kendini tanır. Ayrıca ibadet kişinin sorumluluk bilincini geliştirir. Maddi ve manevi hayatına çeki düzen verir.

 

YORUM EKLE