Gerçekliğimizle yüzleşmeden bir adım ilerleyemeyiz…

Hikayeye göre; ‘zamanın birinde, dünyanın, tümüyle sular altında kalacağı söylentisi çıkmış.

Tüm dünya insanları, panik içinde öleceklerini düşünür ve ne yapacağını bilmez haldeyken, ülkelerin liderleri ayrı yerlerde yardımcıları ile, insanlarını rahatlatacak kararlar almak üzere toplanmışlar.

Kimi lider, yardımcıları vasıtası ile halkına haber salıp, topluca günah çıkardıktan sonra dua etmelerini, bu sayede Tanrı’nın, ülke insanlarını cennetine kabul etmesini beklemelerini söylemiş.

Bazı liderler, insanlarına el ele tutuşup birlikte felaketi beklemeyi.

Kimileri, sevdiklerine sarılmayı ve dayanışarak ölümü huzur içinde kabullenmeyi tavsiye etmiş.

İçlerinde bir tek lider diğerlerinden farklı davranıp durumu kabullenmeyi reddetmiş.

O ülkesinde yaşayan herkesin, yaşadıkları bölgede bir araya gelmesini ve suların altında yaşamanın yöntemlerini tartışıp bulmalarını istemiş.’

Yukarıda anlatılan sadece bir hikaye olsa da, gerçek hayatta yaşadıklarımızla birçok yönden bağlantı kurmamız mümkün.

Hayatın inişleri ve çıkışları olduğu gibi, ekonominin de inişleri ve çıkışları var.

Yaşadığımız dönemin sadece KKTC için değil, dünya içim zor bir dönem olduğu aşikar.

Başbakan Ersan Saner’in bu dönemde ateşten gömlek giydiği benzetmesini yapmak sanırım yanlış olmaz.

Benzetmenin yanlış olmaması ile birlikte, farklı bir bakış açısı ile bakıldığında, liderlik ve idarecilik vasıflarının ispatı açısından, bir fırsatı da barındırdığını söylemek mümkün.

Başbakan Saner, geçtiğimiz hafta içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği ziyarette, 2021 yılı mali protokolü de imzalandı.

Protokol,  2021 yılı için 2 milyar 250 milyon TL hibe niteliğinde olmak üzere, 1 milyar TL kredi ile birlikte, toplam 3 milyar 250 milyon Türk lirası tutarında katkı içeriyor.

Protokolün genelinin, altyapı yatırımları ve kamu bütçesindeki açığa yönelik olduğunu görmekteyiz.

Mevcut KKTC bütçesinin, yapı itibarıyla anomalilerle dolu olduğunu bilmeyen yok.

Bugüne kadar yapılan ekonomik protokollerin temelinde KKTC’nin kalkındırılması hedeflenmiş olsa da, protokollerin içeriğinin, mevcut çarpık ve hizmetten uzak kamu yapısının üstünü örtmeye hizmet ettiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.

Eksik iletişimden kaynaklı olduğuna inandığım, bu sorunun temelinde ise Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin değil, bizim siyasilerimizin olduğu inancı bende ağır basan taraf.

Yaşadığımız dönemden, olumsuz yönde, en fazla etkilenen reel sektöre yönelik projelerin, protokolde neredeyse yeri yok.

Ülkemizin, genel bir ekonomi politikası olmayışındaki belirsizlik ve kararsızlık, ülkede ticaret ve yatırıma, yön belirleyememeye sebebiyet vermekle beraber, reel sektörün tüm paydaşlarını, kaderi ile baş başa bırakıyor.

Bu noktada, sorunun merkezine belirsizliği mi kararsızlığı mı koymanın daha doğru olduğu sorusunun bendeki cevabı kararsızlık olur.

Yaşadığımız sürecin kolay bir süreç olduğunu söylemiyorum. Ama içinden çıkılmaz bir süreç olmadığına inanmaktayım.

İşimiz gereği haberin merkezindeyiz.

Gerek, ülke gerekse dünya haberlerini olabildiğince yakından, takip ediyorum.

Birçok gelişmiş ülke dahil olmak üzere, ekonomik sorunların, sağlık sorunlarının önüne geçtiği aşikar.

Gördüklerim ve okuduklarımı birleştirdiğimde, taşların yer değiştirmesi ile ekonomik normalleşmeden farklı olarak, yeni bir dünya ekonomik düzeninin oluşacağını ve bu sürece adaptasyonda, ülkelerin büyüklüklerine göre paralellik olacağını söylemek mümkün.

Büyük olan her cismin manevra kabiliyeti, küçük cisimlere göre daha ağır olması prensibi ekonomiler için de geçerlidir.

KKTC ekonomisinin, dünya ölçeklerine göre çok küçük bir yapıda.

Geçmiş son 15 yılı incelediğimizde, yakın coğrafyamızda Yunanistan ağır bir ekonomik kriz yaşadı. Her ne kadar Yunanistan’ın anakarası kriz yaşamış olsa da, Mikonos, Kaş, Santorini gibi birçok, Yunan adacığının,  yaşanan ekonomik krizden aynı oranda etkilenmediğini gördük.

Benzer bir şekilde İspanya, emlak kaynaklı bir kriz yaşamış olsa da, Mallorca, İbiza, Teneriffe, Kanarya Adaları gibi birçok İspanyol adacığının,  ekonomik krizden etkileşimi, anakaraları gibi olmadı.

Malta ve ekonomik kriz ise neredeyse hiç yan yana gelmedi. Hatta Avrupa Birliği ülkeleri içinde borçlanmanın, gayri safi milli hasıla oranında en iyi durumdaki ülkelerden biri durumunda.

Güney Kıbrıs da yukarıda saydığım örneklere yakın.

Bizim ise, üzücü bir şekilde yakın geçmişimize baktığımızda, birkaç fırsat parlaması dışında neredeyse sürekli bir krizin ya eşiğindeyiz ya içindeyiz.

Sebebi her ne olursa olsun, en ufak bir rüzgardan yıkılan bir fidan gibiyiz. Bir türlü köklü bir ağaç olamadık.

Ekonomik yapımızın doğru temeller üzerinde olmadığı da ortada dururken, bu yapıyı pekiştiren kararlar almak, protokoller imzalamak ancak zararın tahribatını çoğaltır.

Bahaneler arkasına saklanmaktansa, gerçek sorunlarımızla yüzleşerek, gerçek çözümler bulunabileceğine inanmaktayım.

Einstein’ın dediği gibi ‘Hayat bisiklet gibidir, dengeyi kaybetmemek için ilerlemek gerekir.’

Yoksa düşmek kaçınılmaz.

YORUM EKLE

banner111

banner34

banner75