Gıda güvenliğinde hukukun önemi

Gıda, insan yaşamının her alanını kapsayan yaşamın olmazsa olmaz başlıca gereksinimlerinden biridir. Bu nedenle, sağlıklı bir yaşam için güvenilir gıda üretimi ve tüketimi oldukça önem taşımaktadır. Dünyanın sınırlı, insan ihtiyaçlarının sınırsız olması ve dünyada her geçen gün insan nüfusunun artması, sağlıklı ve güvenli gıdanın önemini gittikçe arttırmaktadır. Gıda güvenliği, gıda üretim ve tüketiminde insan sağlığını tehdit edebilecek etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik her türlü uygulamayı içinde barındıran aynı zamanda da yasal yönü olan geniş kapsamlı bir konudur. Gıda güvenliğini sağlayarak tüketicinin sağlığını korumak, üreticinin ve ürün satıcısının sorumluluğundadır. Üreticinin sorumluluğunu kuşkusuz tedarikçi ile de paylaşması ve gıda güvenliği zincirinin bozulmaması için zincirdeki tüm halkaların üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Sosyal yaşamımızı düzenleyen kurallardan biri olan hukuk denildiğinde literatürde birçok tanımla karşı karşıya kalıyoruz. Hukukun bu kadar fazla tanımının olmasında hukukçuların aynı olaya farklı bakış açıları oluşturmaları yatmaktadır. Gıda hukukunun geçmişinin, insanların toplu yaşama kültürü oluşturdukları şehirleşme dönemlerine kadar uzandığını söylemek mümkündür. Bu dönemlerde oluşturulan kurallar gıda ihtiyacının sağlanması, ticaretinin yapılanması, sağlığa uygun olması ve alıcının aldatılmadan korunmasını içeren bir kapsama sahipti. Gıda hukukunun bilinen en eski kaynaklarından belki de en fazla önem taşıyanı Babil kralı Hammurabi'nin kanunlarıdır. Söz konusu kanunlar M.Ö. 1760 yılı civarında Mezopotamya’da günlük yaşama geçirilmiş en eski yazılı kanunlardan birisi olarak kabul edilmektedir. Bunun dışında geriye doğru gidildiğinde, Eski Mısır ve Roma'da gıda hukukuna yönelik uygulamalar yapıldığını görmekteyiz. Bu tür standartların kuşkusuz toplumların gelişmişliklerinin göstergelerinden birisi olduğunu vurgulayabiliriz. Gıda hukukunun halkın sağlığını korumayı hedeflemesi temel prensiptir. Hukuki güvenlik ilkesi temel hak olarak ortak bir değer iken, hukuk devletinin ortaya koyduğu güvenin korunması ilkesi her konuda olduğu gibi gıda endüstrisi için de geçerli bir kavramdır. Gıda hukuku ve güvenliği açısından kayıt dışı üretimlerin en önemli sorunların başında geldiğini söylemek mümkündür. Bu yüzden gıdanın üretim ve tüketimi arasındaki tüm basamakların gıda güvenliği açısından taşıdığı önem, mevzuatı da doğal olarak karmaşık hale getirmektedir. AB’de Gıda Yasası’nın genel ilkelerini barındıran Yeşil Kitap'ın yayınlanması (1997) Avrupa Gıda Mevzuatı’nın geliştirilmesine ilişkin önemli bir adım olmuştur. Bu doğrultuda tüketici sağlığının daha yüksek standartlarda korunması ve azalan tüketici güveninin tekrar kazanılabilmesi için yeni bir düzenleme ihtiyacı doğmuştur. Dolayısıyla AB’nin yeni gıda politikalarında birleştirilmiş ve basitleştirilmiş bir gıda mevzuatı ile uygulamada kolaylık getirecek homojen bir mevzuatın oluşturulması hedeflenmiştir. Bu mevzuatla Avrupalı tüketiciyi korumada daha etkili olunması planlanmıştır. AB ülkeleri etiketleme konusuna da detay getirmiş ve etiketlerde açık bilgi verme zorunluluğu kabul edilmiştir. Söz konusu kanun gıda güvenliği sistemini baştan sona değiştirmektedir. Sonuç olarak gıda güvenliği sisteminin temel amacı güvenli gıdanın üretilmesi ve tüketime sunulmasıdır. Bu zincirin sağlanabilmesi için hammadde aşamasından başlayarak üretim, işleme, ambalajlama, depolama, nakliye, pazarlama, satış ve tüketim gibi tüm aşamalarda izlenebilirliğin ve gıda güvenliğinin sağlanabilmesi yönünden gıda mevzuatına uygun çalışma kültürünün tüm gıda işletmelerine yerleşmesi gerekmektedir. Burada devlet otoritesinin temel amacı gıda işiyle uğraşan işyerlerine çeşitli yaptırımlar getirerek kanunun uygulanmasını sağlayıp tüketiciye güvenli gıdanın ulaştırılmasını sağlamaktır.
 

 

 

YORUM EKLE