Güçlüden taraf olmak en kolayıdır

Güçlüden taraf olmak kolay yolu seçmektir… Güçlüden taraf olan, o gücün kendisine de geçtiğini zanneder. Doğrudur, o gücün iteklemesiyle bazı yerlere daha kolay ulaşabilir, geçici olarak kendini rahat hissedebilir ama hiçbir güç, kendisine yakın olanı güzel hatırı için korumaz, ondan mutlaka menfaati vardır, bu konuda çok az istisnalara rastlayabilirsiniz.

Kimisinden, “yanımızda ol” diye talepte bulunulur ama bazı kimseler hiç kimse kendisinden bir istekte bulunmasa da bunu bir görev olarak kabul eder. Güçlüden taraf görünürse en azından kendisine bir şey olmayacağını, bir şekilde korunacağını düşünür.

Fikrini söylemez, sessiz kalır… Sistemden ya da taptığı o güçten kaynaklanan bir sorun yaşarsa da sesini çıkarmaz. Canı yansa da sessiz kalır, birilerinin gelip kendisini kurtarmasını bekler. Birileri bağırıp, çağırırken sokaklara inerken o uzaktan bakar ama bir taraftan da birilerinin “marjinal” ya da “deliler”, “uyumsuzlar” dediği kesimlerin mücadelesinin başarıya ulaşması için içten içe dua eder, kendisine de yarasın diye...

Konuşmak zorunda kalırsa, güçlü kesim ona “konuş” derse, o güce şirin görünmek için, verilen mücadeleleri kendisine de yarayacağı halde, o insanlar toplum adına mücadele ediyorken, mücadele edenlere “onlar teröristtir” diyebilir.

Bayrağın, vatan sevgisinin ardına saklanan, milliyetçi söylemlere sarılarak yapmadık kötülük bırakmayanlara, daha kolay kanar, bu tip güce tapmış insanlar. Duygularını sömürerek, ona ve tüm ülkeye yapmadığını bırakmayanlara daha kolay kanarlar, ya da işlerine öyle gelir.

Güce tapanlar, hak arayanların, sokakta mücadele verenlerin, ifade özgürlüğü ve her türlü insani özgürlüğü savunanların yanında duracağına güçlüyü tercih ederler. Onlarca da gerekçe sayabilirler size neden böyle yaptıkları konusunda.

Güce tapmak, bazı kişisel, dönemsel faydalar elde etmek kurtuluş değildir. Herkes kazanırsa sen de kazanmış olursun, yapılan şey herkesin faydasınaysa, eşitlik, fırsat eşitliği varsa doğru bir iş yapılıyor demektir. Güçlünün yanında olduğun için kazanıyorsan, aslında kaybedensindir.

Bugün kazandığını sanırsın ama aslında yarın ne kötü bir iş yaptığını anlarsın, bugün kazandığını sanırsın yarın eşin, kardeşin, evladın kaybeder, bugün fark etmeyebilirsin ama bir nesil kaybedebilir. Bugün o güce elini teslim edersen, yarın vücudunu kaybedebilirsin.

Bugün birileri konuştu, gerçekleri söyledi diye suçlu muamelesi görüyorsa ve sen bu konuda suskunsan, yarın bu fırtına seni de sarabilir. Bugün birileri aslında senin için de konuştuğu için “terörist” muamelesi görüyorsa ve sen susuyorsan, yarın senin için de konuşanı, gerçekleri haykıranı, sokakta yürüyeni bulamayacaksın.

Senin de konuşman, senin de sokağa inmen gerekirken, suskun ve hareketsiz kaldığın yetmezmiş gibi senin için de konuşanları sustururlarken kılını kıpırdatmıyorsun. Kılını kıpırdatmadığın yetmezmiş gibi bir de güce şirin görünmeye çalışıyorsun.

Oturup kalan, kendini gösteremeyen, yönetenlere halkın kudretini hissettiremeyen hiçbir toplum hakkını alamaz, özgür olamaz. Yönetenler toplumun efendisi değildir, toplum yönetenlerin efendisidir, yönetenler toplumun hizmetçisidir ama siz kendi seçtiğiniz kişiyi, neredeyse tanrı katına yükseltip ona tapınırsanız, başınıza her türlü dert gelir.

Toplum, güçlünün yanında köle muamelesi göreceğine, gücünü birleştirip insanca yaşama talebini yerine getirmelidir... Yönetenler toplumu kamplara ayırıp birbirine kırdırtmakta, gücünü bu şekilde azaltmaktadır. Bu oyunları görebilen ve gücünü yönetenlere hissettirebilen toplumlar huzurludur.

Bazı çağdaş ülkelerde toplumlar bunu bir yere kadar başarabilmektedir, başaramayanlar ise köle gibi yaşamaya ve her türlü soruna, sıkıntıya maruz kalmaya mahkumdur...

YORUM EKLE