Güncel çeşitleme

ÖZERSAY BAĞIMSIZADAY OLUNCA: Kudret Özersay Cumhurbaşkanlığı seçimine "bağımsız aday" olarak katılacağını açıkladı. Hoppala!..Oldu olacak, HP de kendi parti adayını çıkarsın bari!..Cumhurbaşkanlığı seçimine katılma yönteminde acayiplik olursa, böylesi espriler yapmak da bize vacip olur vesselâm!.. Bu seçime katılma yöntemi  “Parti genel başkanlığı bırakılıca partisel kimlik yok mu olur?” sorusunu haklı olarak gündeme getirdi… Seçime gerçekten bağımsız katılacak olan adaylara da haksız bir rekabet söz konusudur… HP'liler Cumhurbaşkanlığı seçiminde ne diyecekler yani şimdi? Mesela "Biz parti olarak aday çıkarmadık, ama bağımsız aday Kudret Özersay'ı destekleyeceğiz" mi diyecekler?!
   Özersay’ın öne sürdüğü seçime bağımsız katılma gerekçesi de genel başkanlığını terk ettiği HP’yi mahkûm edici nitelikte üstelik… Diyor ki; “Halkın tüm kesimlerinin sesini duyabilen, hassasiyetlerini anlayabilen bir duruşa ihtiyacımız vardır. Toplumun tamamını temsil edebilecek bir liderlik gösterilmesi tam da böyle bir dönemde gereklidir.”
   Yakasında HP’nin rozetini taşırken bu yükümlülükleri yerine getiremez miydi yani?..HP’li duruş bunu başaramayacak bir duruş mu?..O duruş tüm kesimlerin sesini duyamaz mı?.. Tüm hassasiyetleri anlayamaz mı?.. Toplumu tamamen temsil edemez mi?.
   Sanırım gerek Kudret Özersay, gerekse HP’li yetkililer seçim kampanyası sırasında, ülke genelinde bu soruların yanıtlarını da inandırıcı ve doyurucu şekilde vermek durumunda kalacaklardır…Ve dilerim verebilirler... 
   Şaşırtıcı demokrasi anlayışına ilişkin bir yansımaya da UBP cephesinden tanık olduk bu arada: 18 Ocak Cumartesi günü toplanacak olan Parti Meclisi UBP’nin Cumhurbaşkanı adayını üye oylarıyla belirleyecek... Gündem bu şekildeyken televizyonda bir UBP milletvekilini izliyorum ve diyor ki; "Parti Meclisimiz toplanıp Ersin Tatar'ın adaylığını açıklayacak..."
   Tabii ki hayırlısı olsun, ama Parti Meclisi iradesinin sözcüsü gibi konuşmak da ne kadar demokratik?.. İfadelere biraz dikkat lütfen…
                                                               ***
   BİR SİYASALLAŞMA ÖYKÜSÜ: Sözü yine kısa süre önce dördüncü kuruluş yıldönümünü kutlayan HP öznesiyle sürdürüyorum… O değerli arkadaşlarımız siyasi partileşmeye meyil ve rağbet etmeden sivil toplum hareketinin yönlendirici gücünü siyasetçiler üzerinde kullanma iddiasıyla "Toparlanıyoruz Hareketi"ni başlatmışlardı... Ama neticede ne oldu?. Bir zaman sonra sivil toplum hareketi iddialarından cayarak onlar da siyasi partiye dönüştüler... Toparlanamayan siyasetçilerin arasına karışıp tıpkı onlar gibi toparlanamaz oldular... Toplumu önemli bir sivil toplum hareketinden de yoksun bıraktılar… Demokrasi ve siyaset arenamızda dördüncü yılını dolduran “Halkçı Parti” ye yolunda başarılar dilerim efendim...
                                                                              ***
   HRİSTODULİDiS'İN VİZYONU: Türkiye – Libya münhasır ekonomik bölge hamlesini bir türlü içlerine sindiremiyorlar… Rum Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis de Türkiye'nin Libya ile imzaladığı deniz anlaşmasından avantajının geçici olduğu iddiasında... Hazretin yürüyüp durup bunu söylemekte olması bir saplantının göstergesi!..Türk askeri bir başka anlaşma uyarınca Libya'ya işte o avantajın devamlılığı için gitmektedir zaten efem... Kaldı ki, Hristodulidis kendi gözündeki merteği göremeyip başkalarının gözünde çöp arayan şaşırmış adam durumunda… İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından Atina’da imzalanan Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı projesinin pratikte ne kadar anlamlı ve gerçekçi olabileceği üzerinde de kafa yormasını dilerim Hristodulidis’in ve de onun gibi düşünenlerin… Ki o hayali projeye, hedef ülke İtalya bile imza atmayı gereksiz gördü…
                                                               ***
   VE GELİŞMELER: Hristodulidis ve onun gibilerin hayallerinin çökmeye mahkûm olduğunu gösteren gelişmeler de pazar sabahı daha gün ışımadan gündeme bomba gibi düştü… Türk askeri Libya'daki insancıl ve barışçıl görevine başlarken, Libya'nın darbeci asi komutanı Hafter, Erdoğan ve Putin tarafından yapılan ateş kes çağrısını öngörülen süreye dakikalar kala kabul etti. Öngörülen süre pazar sabahının 01.00’ydi…  Libya karasularına girecek Türk gemilerini vuracağı tehdidinde bulunan ve Libya halkına Türk askerine karşı silahlanma çağrısı yapan asi General Hafter, önceleri bu barışçıl çağrıyı anında reddetmiş, İtalya'ya ve Güney Kıbrıs'a destek adına temsilcilerini göndermişti. Güney Kıbrıs'ın barışçı düşünceden yoksun desteğine karşın İtalya onlara ateş kes tavsiyesinde bulunmuştu…  Erdoğan - Putin görüşmesinden sonra Hafter'e destek vermek üzere Libya'da bulunan Rus paralı askerleri de bu ülkeyi terk etmişti...
   Bölgemizin tartışılmaz gücü Türkiye'nin diplomatik başarısı büyük bir alkışı hak ediyor… Kıbrıs'a barışı getiren de Türk askerinden başkası değildir… Türkiye’nin Libya krizindeki arabuluculuğu mutlaka sonucunu verecektir… Türkiye'nin meşru Libya hükümetiyle yaptığı ve Doğu Akdeniz'deki emperyal oyunları bozan MEB anlaşması şimdi çok daha güçlü...Barışçı çabaları boyuna baltalayan ve uzlaşmadan kaçan Anastasiadis Rejimi de bu bölgeyi delip geçecek ve İtalya'ya dek uzanacak bir ütopya üzerine kurulan Yunanistan – İsrail – Güney Kıbrıs kurgusu o hayali gaz boru hattıyla avunsun!.. Bu saçma projeye, projenin finaldeki hedefi İtalya bile destek vermedi, imza atmadı!..

 

YORUM EKLE

banner107

banner108