Güvenli bölgede devriye faaliyeti

Konuk Yazar: Sadık Akyar

Türkiye ve ABD arasında, Suriye'nin doğusunda "Güvenli Bölge" tesisi üzerine yapılan anlaşma esaslarında müşterek devriye faaliyetlerine başlanmıştır.

Anlaşma esaslarına uygun olarak önce müşterek harekat merkezi kurulmuş, sonra müşterek hava devriyelerine başlandığı açıklanmıştır. Şimdi de müşterek kara devriyelerine başlanmıştır.

Ancak özellikle Türk kamuoyunda bu faaliyetlerin ABD'nin bir oyalama taktiği olduğu yönünde tereddütler oluşmuştur. Bu konuda T.C. Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan açıklamalar yaparak, “Eğer bir oyalama sezersek kendi göbeğimizi kendimiz keser, Fırat'ın doğusuna harekatı kendi başımıza yaparız” demişlerdir.

Tereddüdün oluşması ile ilgili en önemli argüman olarak, daha önce Münbiç bölgesinde benzer açıklama ve faaliyetlerden sonra, herhangi bir ilerlemenin kaydedilmemesi belirtilmektedir.
   Bundan sonra olacaklara yönelik tahminde bulunmak için mevcut durumdaki verilere göre bir değerlendirme yapmanın uygun olduğu öngörülmektedir. Öncellikle daha önce Münbiç ve şu anda Fırat'ın doğusunda yapılan faaliyet için kullanılan "devriye"  terimini ele alalım.

Bize göre "devriye" kelimesi yerine "keşif kolu " demek daha doğru olabilir. Belki kamuoyunda daha önce "Kuzeyden Keşif Harekatı"nın olumsuzlukları ile bu faaliyet arasında bir bağlantı kurulmaması için "devriye" terimi bilerek tercih edilmiştir.

Fakat "devriye" terimi "keşif kolu"nun yanında cesameti daha küçük bir askeri faaliyet olarak algılanmaktadır. Diğer bir bakış açısıyla devriye, kontrolü sağlamış bir bölgede meydana gelebilecek tehditleri tespit etmek için yapılan pasif bir eylemdir.

Halbuki keşif faaliyeti icra ederken, gerektiğinde tespit ettiğiniz duşman unsurlarla çatışmaya dahil girebilirsiniz. Bize göre artık bu bölgede yapılması gereken askeri faaliyet "keşif harekatı" ve icra eden unsurlar da "keşif kolu" olmalıdır. Devriye icra ettiğiniz takdirde, daha önce Münbiç'de yapılan, sonuca ulaşılmayan bir oyalama ile karşılaşabilirsiniz.
   Bu terim karmaşasını belirttikten sonra "Güvenli Bölge" kurulması ile ilgili anlaşmanın amacı ve esaslarını analiz etmek gerekmektedir. Ancak şu ana kadar elimizde; ABD Büyükelçiliğinden yapılan açıklama ve T.C. Savunma Bakanlığından şu ana kadar icra edilen faaliyetlerin açıklanması dışında resmi bir metin ve açıklama yoktur.

Fakat ABD son zamanlarda Güvenli Bölge ile ilgili her açıklamasına muhakkak "DEAŞ-IŞİD" konusunu dahil etmeye çalışmaktadır. Bunun için " PKK/PYD"nin ismini Suriye Demokratik Güçleri (SDG-/SDF) olarak değiştirmiş, Güvenli Bölgenin tesisinden itibaren, yerleşim yerlerindeki SDG(PKK/PYD) unsurlarını "Yerel Askeri Meclisler" olarak, YPG/PKK' nın tümünü de, ABD'nin DEAŞ'a karşı savaşan "Yerel Kürt Müttefikleri" olarak belirtmektedir.

Bu adlandırmalar ABD'nın hemen tüm resmi, gayri resmi açıklamalarında ve medya organlarında yer almaktadır. Türkiye'nin dikkat etmesi gereken bir konudur.
   ABD'nın son zamanlarda göze çarpan diğer bir gayreti ise, Güvenli Bölge ve daha önce DEAŞ Karşıtı Koalisyon Gücü arasında bağlantı kurmasıdır.

Bu konu ile ilgili en son gelişme ise şu şekildedir. Danimarka hükümetinin, DEAŞ'la mücadele kapsamında, 14 kişilik sağlık ekibi, bir tabur askeri (muhtemelen 100 civarında özel kuvvetler) Suriye Kuzeyine göndereceği açıklamasıdır. Yine bu kapsamda iki gemi ve dört savaş uçağının yine ABD'ye destek maksadıyla bölgeye göndereceğini belirtmiştir.

Bu gelişmelerden, ABD'nin Güvenli Bölgeyi DEAŞ'a karşı kullanıldığı izlenimi vererek, hem batı ülkelerini bu bölgeye çekmeyi, hem de PKK/PYD unsurlarını korumayı amaçladığı düşünülmektedir. Çünkü ABD Güvenli Bölge ile ilgili faaliyetlerine devam ederken, bölgede bulunan PKK/PYD unsurlarını desteklemeye devam etmektedir.

Hatta ABD'li yetkililer şu ana kadar bu unsurların %50'sini teçhiz ve eğittiklerini resmi olarak açıklamaktan dahi çekinmemektedir.
   Anlaşıldığı üzere Güvenli Bölge tesisi, gerekli harekatlarının yapılması, geri dönen Suriyeli sığınmacılarının bölgeye yerleştirilmesi, bölge içi ve dışı aktörlerle mücadele, dış politik ve ekonomik baskılar göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin önünde; karmaşık, çok bilinmeyenli, her an oldu bittilere açık bir Suriye meselesi bulunmaktadır.

Karmaşık meselelerin çözümleri basit yollar ile olmalıdır. Aksi takdirde meselelerin içerisinde boğulursunuz. Bu nedenle Türkiye bir an önce Suriye ile ilişkilerini normalleştirerek, tüm bu karmaşık sorunları bertaraf etme şansına sahiptir.

Böylece basit, ekonomik ve güvenli bir şekilde Suriye sorununu çözebilir, Suriye'nin kuzeyinde bir terör devletinin kurulmasını da önlemiş olur. Çünkü sonuç olarak bahsettiğimiz bölge Suriye toprağıdır.
 

YORUM EKLE

banner96