Güzel İzmir’imizin kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin Bey

31 Ağustos 1922 öğle saatlerinde, büyük zaferin mimarları başkomutan Mustafa Kemal ve kader arkadaşları İsmet Paşa ve Fevzi Paşa Çalköyü’nde yıkık dökük bir evin bahçesinde buluştular ve her tarafı kırılmış dökülmüş bir kağnı arabasından arda kalan tahta döşemelere yaslanarak genel bir durum değerlendirmesi yaptılar. Yapılan değerlendirme sonunda paşaların vardıkları sonuç, ordunun tüm aslî unsurlarının İzmir’e yürümesiydi. Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya’dan Kocatepe’ye bir yılda geldiklerini, ama Dumlupınar’dan İzmir’e 8-9 günde varacaklarından emindi. Mustafa Kemal Paşa bu kararını, derhal, 1 Eylül 1922’de yayınladığı “TBMM Ordularına” başlıklı bildirisinde açıkladı ve bildirisini de, “Ordular! , ilk hedefiniz Akdeniz’dir… İleri!” emriyle bitirdi. Erinden ordu komutanlarına kadar tüm ordu bu emirden hoşnuttu, zira güzel İzmir’in 15 Mayıs 1919’dan bu yana süren 40 ayı aşkın süren karabasanı son bulacaktı. Ama zaten yıllardır savaştığı için yorgun olan ordunun önünde oldukça zorlu bir Dumlupınar-İzmir güzergâhı vardı. Bu güzergâh dağlardan, tepelerden, ovalardan, derelerden oluşan, inişli çıkışlı, taşlık, kayalık, engebeli ve uçurumlarla dolu bir 400 km den oluşuyordu. Bu yolu tamamlamak, özellikle teçhizatlı olan piyade açısından ve toplar gibi ağır silâhlar açısından kolay değildi. Buna rağmen Türk ordusu, bu yolu, sadece 4 günde, üstelik kaçmakta olan Yunanla vuruşa vuruşa aştı! İngiliz kumandanların da ifade ettikleri gibi bu bir mucizeydi. Üst rütbeli bir subayımız, bu mucizeyi, “piyadenin dört nala hücumu!” olarak nitelendiriyor ve piyadenin süvariyle ve diğer destek birlikleriyle aynı gün İzmir’e girdiğini!” vurguluyordu. İstanbul’daki İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı Harrington da bu gerçeği, “Türkler 15 günde 200 bin kişilik bir orduyu darmadağın ettiler ve İzmir’e kadar da yürüdüler!” diyerek, Kocatepe’den İzmir’e ordunun bir mucize gerçekleştirdiğini vurgulamıştır.

“Buhara Kılıcı”


  Atanın, “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir… İleri!” emrini yerine getirme görevi başkomutan tarafından Fahrettin Altay Paşa’ya verilmiştir. 5. Süvari Kolordusunun komutanı olan Fahrettin Paşa’nın yanında, 1. Tümen Komutanı Mirliva Mürsel Paşa, 2. Tümen Komutanı Miralay Zeki Bey ve 14. Tümen Komutanı Miralay Mesci Bey İzmir’e yürüyüşü yönetecek komutanlar arasında yer alıyordu. Bu birlikler içinde en seçkin olanı 2. Süvari Tümeni idi ve İzmir’e girişi de bu tümen gerçekleştirecekti.

Bu tümenin 4. Alay Komutanı Miralay Reşat Bey, yardımcısı olan Yüzbaşı Şerafettin Bey’i 3 bölüğü ile birlikte İzmir’e girmede öncü olarak görevlendirdi ve böylelikle, zaten önceden Fahrettin Paşa ve Miralay Zeki Bey’le görüşerek hayalinde “Buhara Kılıcı”na sahip olmak olduğunu söyleyen ve öncü olmayı şiddetle arzu ettiğini dile getiren Yüzbaşı Şerafettin Bey de hayaline kavuştu! Sırası gelmişken, savaşa katılan tüm ordu mensuplarını hayalini süsleyen ve Yüzbaşı Şerafettin Bey’in de uğrunda ölmeyi bile göze aldığı “Buhara Kılıcı” hakkında kısa bir bilgi vermek de yerinde olacaktır. Ankara’nın Buhara Cumhuriyeti’ni resmen tanıdığını ilan etmesi üzerine, 1921’de seçilmiş olan Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu, iki devlet arasındaki ilişkileri geliştirmek ister.

1921Temmuz ayında Türkiye’den bir heyet Buhara’ya gider. Eylül ayında ise Kocaoğlu iki diplomatını çeşitli hediyelerle birlikte Ankara’ya yollar. Heyet Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilir. Buhara’dan gelen diplomatlar getirdikleri hediyeleri Başkomutana sunarlar. Bu hediyelerin arasında üç adet altın işlemeli kılıç vardır. Bunlardan birincisi “Başkomutan” sıfatını taşıyan Mustafa Kemal Paşa’ya gönderilen bir hediyedir. İkinci kılıç ise Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya hediye olarak gönderilmiştir. Buhara Meclisi, üçüncü kılıcın ise, İzmir’in muhakkak kurtulacağının bilinciyle İzmir’e ilk giren komutana verilmesini istemiştir. İşte Yüzbaşı Şerafettin Bey’in hayalini süsleyen bu kılıçtır.

Pekiyi, Yüzbaşı Şerafettin Bey kimdir? Bu konuda da kısa bir bilgi vermek yerinde olacaktır. Aslında Türk halkı, Yüzbaşı Şerafettin Bey’i yıllardır her 9 Eylül günü televizyonlarda gösterilen kısa bir filmde izlemektedir, ama izlediği kişinin Şerafettin Bey ve yardımcısı teğmen Ali Rıza Bey olduğunu bilmemektedir! Hatırlarsanız bu filmde iki, üç atlı neredeyse dört nala İzmir Hükümet Konağının önüne gelirler ve atlarından inerek koşar adım merdivenleri çıkar ve konağın balkonundaki direkte asılı olan Yunan bayrağını indirerek yerine Türk bayrağını çekerler… İşte o bayrağı çekenler Yüzbaşı Şerafettin Bey ve yardımcıları teğmen Ali Rıza Bey’dir. Ama ne yazık ki, İzmir’e ilk giren ve işgalden neredeyse 40 ay sonra İzmir Hükümet Konağına Türk bayrağı çeken subayımızın Yüzbaşı Şerafettin Bey olduğunu, ne yazık ki, bugün bile İzmir halkının çoğunluğu bile bilmemektedir.

Yüzbaşı Şerafettin Bey, Kırımlı Yüzbaşı İbrahim Bey ile Maçkalı Bahriye Hanımın oğulları olarak 1889 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1906 da girdiği Harp Okulunu 1909’da bitirerek subay çıkmıştır. O dönemde görev yapmış olan subayların birçoğu gibi neredeyse katılmadığı savaş kalmamıştır! Balkan savaşı, I. Dünya Savaşı, 1913’de Gelibolu, Lüleburgaz, Bolayır, 1915’de Seddülbahir ve Kirte savaşları, 1916’da Dobrice, 1917’de Bir-üs-sebi, 1918’de Trablusgarp…1921 yılında Anadolu’ya geçerek Mustafa Kemal’in safına katılan Şerafettin Bey, özellikle Sakarya savaşının Döğer cephesinde olağanüstü kahramanlıklar göstermiştir. Şimdi de 2. Süvari Tümeni’nin 4 Alayı ile Büyük Taarruza katılmış ve İzmir’e doğru koşmaktadır.
 

Göndere çekilen bayrak

8 Eylül’ü 9 Eylül’e bağlayan geceyi Manisa ve Bornova arasındaki Sabuncu Boğazında geçiren Şerafettin Bey ve iki bölüğü sabah erkenden Bornova’ya doğru harekete geçer. Bornova’nın kuzeyine geldiklerinde hafif bir piyade ateşi ile karşılaşır ama karşılık bile vermeden iki bölüğüyle beraber Bornova’ya girer. Nitekim Bornova’nın saat 9’da Şerafettin Bey komutasındaki iki bölük tarafından işgal edildiği 4. Süvari Alay Komutanlığı tarafından İkinci Süvari Tümen Komutanlığı’na bildirilir. Bornova sonrasında iki bölüğüyle birlikte hızla İzmir’e doğru akmaya başlayan Şerafettin Bey ve askerleri, Mersinli’yi geçtikten sonra Tuzakçıoğlu Fabrikasının önüne geldiklerinde ciddi bir düşman ateşiyle karşılaşırlar. Dört erimiz açılan ateş sonunda şehit olurlar. Şerafettin Bey askerlerine kılıç çektirir ve Alsancak İstasyonu’na doğru hücuma geçerler. İstasyonun köşesinden Kordon’a gelip de Pasaport dairesinin önüne geldiklerinde Şerafettin Bey’in önüne elinde bomba ve silahı olan bir sivil çıkar. Şerafettin Bey’in ihtarına rağmen bombayı patlatır. Şerafettin Bey’in atı ölür ve kendisi de kolundan ve omuzundan yaralanır. Kordona vardıklarında 80 kişilik kuvvetten 40 kişinin şehit olmasına rağmen, Şerafettin Bey bir başka atla yola devam emri verir ve Hükümet Konağına gelirler. Ancak bu sefer de konağı koruyan Yunan mangası makineli tüfek ateşi açar ve Şerafettin Bey göğsünden de yaralanır. Manga etkisiz hale getirilince Şerafettin Bey iki yardımcısıyla birlikte sendeleyerek de olsa konağa yönelir. O sırada bir genç kendisine bir Türk bayrağı verir. Bayrağı göğsüne sokarak konağın kapısına gelen Şerafettin Bey kapının kitli olduğunu görür ve “derhal açın!” emrini verir. Yardımcıları yan kapıdan girerek kilidi kırarlar. Yanında yardımcısı Ali Rıza Bey olduğu halde sendeleyerek yukarı çıkar ve yaralarından kan bulaşmış olan bayrağımızı göndere çeker. Yıllar sonra o anları, “yaraları kim düşünür? Ölsem ne gam! İzmir’i kurtardık ve bu seferin öncüleri olduk” diye anlatmıştır. Halkın müthiş sevgi gösterileri içinde aşağıya iner ve derhal şehirdeki asayiş tedbirlerini almaya yönelir.
   Ertesi gün Mustafa Kemal Paşa, yanında İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile birlikte halkın muhteşem karşılaması ile İzmir’e girdiler. Mustafa Kemal Paşa, birkaç gün sonra Şerafettin Bey’in ismine “İzmir” kelimesini ekledi. Yine Mustafa Kemal Paşa, 15 Eylül’de yapılan bir törenle Şerafettin Bey’e üçüncü “Buhara Kılıcı”nı kuşandırdı. Ayrıca binbaşılığa yükseltildi ve “Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası” ile taltif edildi. Şerafettin Bey, Savaş bittikten sonra Süvari Tatbikat Okulunda öğretmenlik yaptı, Fransa’ya eğitime gitti, döndükten sonra tekrar aynı okulda görevine devam etti. 1933 de Ayvalık’ta Süvari Alay Komutanlığında görev yaptı ve albay rütbesine yükseltildi. Lüleburgaz’da Motorlu Alay Komutanlığı yaptı. 1934 de Soyadı Kanunu çıkınca “İzmir” soyadını aldı.1942’de, doktorların teşhisiyle, İzmir’e girişi sırasında almış olduğu yaralar nedeniyle Parkinson hastalığına yakalandığı için 1944 yılında malulen emekli oldu. Kahramanımız Albay Şerafettin İzmir, 6 Kasım 1951 tarihinde hayatını kaybetti ve Yahya Efendi Tekkesinde bulunan aile mezarlığına, karısının yanına defnedildi. Kendisini minnet ve şükranla anmak vazifemizdir. Acı olan odur ki, Şerafettin Bey’in Türk bayrağını göndere çektiği Hükümet Konağı önünde küçük bir heykeli bile yoktur! En son Hükümet Konağına girip de etrafıma bakındığımda, Şerafettin Bey’in bir resmini de görmedim veya hakkında bilgi veren bir plakete de rastlamadım! Aslında, bizleri idare edenlerin Şerafettin Bey’in Türk bayrağını göndere çektiği filmin bile gösterilmesini yasaklamaya kalkıştıklarını hatırladığımda, ben niye bir heykel veya resim arıyorum? Diye kendi kendime sormadan da edemiyorum!

 

YORUM EKLE

banner96